|
Fethullah hocanýn Risale-i Nur’la tanýþmasý ve Zübeyir aðabeyle olan irtibatý þöyle olmuþtur. Hocanýn Erzurum’da arapça hocasý vardý, Osman Hoca diye ...Ýyi bir alimdi, Allah rahmet eylesin .Fethullah hoca önceleri ondan ders okuyordu. Osman Hocanýn bir ara Ýzmir’e gidip biraz kalmasý icap etti .Gelene kadar benden, talebelerine ders vermemi rica etti. Ben önce kendi talebelerimi okutur;sonra gidip onlarý okuturdum. Böylece onlarla derse baþladýk. Ders bittikten sonra, benim gayem, davam var ya, Üstaddan bazý cümleleri isim vermeden anlatmaya baþladým. Talebelerin çok hoþuna gitti. Hatta öyle oldu ki, Arapça dersini bitirip bir an önce Risalelerden nakillerle yaptýðýmýz sohbete baþlamamýzý beklediler. Ben dersten çýkýnca Hocaefendi de benimle beraber çýkmaya baþladý .Ama “Bediüzzaman” demekten çekindin. Çünkü
o gün Üstadýn ismi bile insanlarý ürkütüyordu. Öyle bir baský vardý .Bir gün Hocaefendiyle beraber medresenin kapýsýna kadar geldik. Dedi ki : “Hocam, insanýn aklýna öyle þeyler geliyor ki, söylemekten korkuyorum.!” “Nedir?” “Biz her þeyi görüyoruz da Allah’ý niye göremiyoruz?” “Þiddet-i zuhurundan.” Dedim. Güneþi gösterdim.”Bak þimdi güneþe bakamýyoruz. Büyüyüp büyüyüp bütün semayý kaplasa güneþ diye bir þey kalýr mý? Kalmaz...Ýþte öyle de, Allah her yeri kapladýðýndan göremiyoruz.” Bu misal çok hoþuna gitti. O zaman, dedim:”Fethullah Efendi, bu söz bana ait deðildir.” “Kimindir?” “Bediüzzaman Said Nursi’ nindir. Sen onun kitaplarýný hiç okudun mu?” “Hocam, hiç okumamýþým.” “O zaman ben sana vereyim de oku. Her çarþamba günü Murat Paþa Medresesinde sadece Risale-i Nur okuyoruz, istersen bir bak, dinle.” “Bu Çarþamba beni götür.”
O gün hiç unutmam, gittik. On Birinci Lem’ayý okuduk. Muzaffer Aðabey de bizde misafirdi. O da izah etti. Oradan çýktý gitti. Sabahtan derse gittim. Tabii “Acaba nasýl kabul etti?” diye merak ediyorum. Dersten sonra: “Nasýl buldun dersi?” dedim . “Hocam her Çarþamba ordayým!” dedi. Öylece baðlandý.
(Aranot: Muzaffer aðabeyin sohbetini dinledikten sonra camiye gider "iþte Allahým ben böyle bir þey arýyordum lütfen ama lütfen beni de onlar gibi yap diye sabaha kadar aðlar..En yakýn çevresinden baþlayarak nurlarý anlatmaya ve tavsiye etmeye baþlar)
Daha sonra hocasý Ýzmir’den geldi. Durumu öðrendi: “Dikkat edin:Bu iþin sonunda karakol var, hapis var!”dediyse de onu ayýramadý. Öylece 1956’dan 62’ye kadar beraber kaldýk. Baktým birgün hocanýn sakallarý uzuyor. “Hayrola niye böyle dedim?”. Dedi ki: “Üstadý rüyamda gördüm; iþaret etti ki sakallarý koyuver.” “O kes demektir sakýn öyle anlama...”dedim. “Bizim büyük bir davamýz var. Bu davaya karþý bazý þeylerden fedakarlýk etmemiz lazým. Sen sakal koysan , derler ‘sofi’ bunlar.” Talebelere seminer veriyordu. Risaleden ezberliyor, Ýrticalen konuþuyordu. Müthiþ bir hafýzasý vardý... Sonra Ramazan’a 15 gün vardý. Edirne’ de bir akrabasý, “Buraya gel vaaz eyle; buranýn ihtiyacý var.” demiþ. “Ne dersin gideyim mi?” dedi. “Git” dedim. Bir arkadaþla gittiler .Ramazan dan sonra o arkadaþ geldi, Fethullah hoca gelmedi. Meðer müftü, çok beðenmiþ ve kendisine yalvarmýþ, “Sen burada kal, buranýn sana ihtiyacý var.” demiþ...Böylece iki sene orda kalýp hizmet etmiþ.
“Zübeyir Aðabeyi ziyaret et”
Kurban Bayramýnda gelince, “Sen Ýstanbul’a gidip Zübeyir Aðabeyi ziyaret et.” dedim. Zübeyir Aðabeye de kendisini anlattým. “Çok kabiliyetli bir kardeþimizdir, ilgilenirseniz iyi olur.” dedim. Ondan sonra Zübeyir aðabeye misafir oldu, gelip gitmeye baþladý. Edirne’de önce Suat bey müftü idi. Ondan sonra Yaþar Tunagür oldu. Yaþar Bey iyice sarýldý buna. Sonra askere Ýzmir’e gitti.Orada da bir yüzbaþý denk geldi: “Sen” demiþ, “askerliði býrak, millete dinini anlat.” Öylece Ýzmir ona sahip çýktý. Zübeyir Aðabeyle ondan sonra da temasý devam etti. Bazen Cuma günü vaaz için bazý camilere götürüyorduk. “Hocam nereyi ezberleyeyim?” diyordu. Gösterdiðim yeri hemen ezberliyor, kekelemeden konuþuyordu. Millet “Þu çocuða bakýn nasýl ilham geliyor!” diyordu.Kimse membaýný bilmiyordu... Yýllar sonra annesinin vefatý üzerine Osman Hoca ve Ahmet Þahin’le birlikte taziye için gittik. Üç-dört saat yanýnda kaldýk. Çok güzel sohbetler oldu. Birkaç gün önce bir rüya görmüþtüm. Rüyada geniþ bir bina, ucu bucaðý görünmüyor, zemini de halý gibi döþenmiþ. Hoca efendi birden yanýmda durdu ve binayý bana anlatmaya baþladý. Dedim: “Buraya gelmeden önce böyle bir rüya gördüm. Tabiri nedir?” Dedi: “Estaðfurullah, siz daha iyi bilirsiniz.” Ben de “Sizin hizmetinizden çok geliþeceðine iþarettir.” Dedim. Hocaefendi: “Bu sizin hizmetiniz , sizin , sizin...”diye aðlamaya baþladý. Ýzmir’de hapisteyken Nazým Gökçek, Necmettin Bey ziyaretine gideceðiz. Gitmeden öncede bir rüya gördüm. Rüyada Cebrail elinde bir masa saati ...Bana “Al bunu Fethullah Hocaya ver.” Ziyaretine gittiðimizde bu rüyayý anlattým. “Hocam, bunu iþittikten sonra 10 sene hapiste kalsam hiç aldýrmam.” Dedi. Yüz yetmiþ ülkede okul yapmak ne demek?Cebrail’in rüyadaki saati bu iþte... Ben, “Cenabý-ý Hak, Bediüzzaman’ý kendisini anlatmak için yaratmýþ, Fethullah Hocayý da hizmet için yaratmýþ.” diyorum. Benim inancým bu...
Mehmet KIRKINCI ( Kýrkýncý Hocaefendi)
|