Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa arrow M. Fethullah Gülen arrow Hikmet


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Hikmet Yazdr E-posta
Ýlim, irfan, fýkýh, felsefe, sebeplerin ruhunu kavrama, eþyanýn perde önü ve perde arkasýna ýttýla, kâinat kitabý ve dinin özündeki fayda, maslahat ve gayelere vukuf gibi.. pek çok mânâlara gelen hikmet; hakikat ulemâsýnca, daha çok faydalý ilim ve salih amel beraberliði þeklinde yorumlanmýþtýr ki, bunlardan biri diðerinin iradî sonucu, beriki de bir kýsým yeni mevhibelerin baþlangýcý ve mukaddimesidir.

Yukarýdaki yaklaþýmý nazar-ý itibara alarak bazýlarý, týpký aklý, “amelî ve nazarî” þeklinde iki bölümde ele aldýklarý gibi, hikmeti de “amelî ve nazarî” diye iki kýsma taksim etmiþlerdir. Nazarî hikmet, varlýk ve hâdiseleri, bir meþher gibi temâþâ etmek; bir kitap gibi okumak; bir senfoni gibi dinlemek; her zaman eþyanýn perde arkasýný kollamak; fizik ve metafizik dünyalardaki sýrlý münasebetleri mütâlaa etmek, çözmeye çalýþmak ameliyesi, cehdi ve mevhibesidir.

Amelî hikmete gelince o, böyle nazarî bir yolla elde edilen ilim, irfan, alâka, münasebet ve kulluk þuuruyla bu meþherin sahibine, bu kitabýn kâtibine, bu koronun idarecisine yönelip ubûdiyetle O’nu aramak, aþkla, þevkle hep O’na koþmak, hayret ve dehþetle O’nun huzurunda olmanýn saygý ve mehâbetini yaþamaktýr. Bu itibarla da hikmeti, evveli tefekkür, tefahhus, tecessüs ve temâþâ; ortasý itaat ve ibadet; sonu da zevk-i ruhânî ve ebedî saadet þeklinde hulâsa edebiliriz.

Ayrýca bu önemli hususlarýn yanýnda, Kur’ân’ýn hikmetle alâkalý þu tesbitleri de her biri baþlý baþýna birer esas sayýlacak mahiyettedir.

1) Hikmet, Kur’ân’ýn incelikleri ve sýrlarý mânâsýna gelir ki, bu, ayný zamanda Kur’ân’ýn þerh ve izah ettiði kâinat kitabýnýn da sýrlarý ve incelikleri demektir. Bu gerçeðe Kur’ân:

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا

 

“Allah hikmeti dilediðine verir; kime de hikmet verilirse, ona bol bol hayýr verilmiþ demektir.” (Bakara, 2/269) âyetiyle iþaret eder.

2) Peygamberlik ve esrâr-ý risâlet ki, bu mânâ, hadisçilerce Sünnet’e hamledilmiþtir ve

وَاتَاهُ الله الْمُلْكَ وَالْحِكْمَة

“Allah Dâvud Aleyhisselâm’a saltanat ve hikmet verdi.” (Bakara, 2/251) veya

وَلَقَدْ اتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ

“And olsun biz Lokman’a hikmet verdik.” (Lokman, 31/12) gibi âyetler bu gerçeði ihtar eder.

3) Nazarî ve amelî hikmet mânâlarýný da ihtiva eden bir câmiiyetle hayýrhahlýktýr ki,

 

أُدْعُ إِلى سَبيلِ رَبِّكَ بالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ

 

“Ýnsanlarý Rabbin yoluna hikmet ve mev’ize-i hasene ile davet et!..” (Nahl, 16/125) meâlindeki âyetler de bu anlamdaki hikmeti hatýrlatýr.

Hikmeti, yerli yerince davranma ve her þeyi yerli yerince kullanma þeklinde yorumlayanlar da olmuþtur. Mûtedil ve müstakim olma mânâlarýna da gelen bu son tesbiti þu þekilde biraz daha açmak mümkündür:

1) Ýfrat ve tefrite girmeden her þeyin hakkýný verip itidali korumak.. sorumluluklarýmýzý þer’î çerçeve içinde anlamak ve yerine getirmek.. esbap dairesi içinde kaldýðýmýz sürece sebeplere riayette kusur etmemek.. iyiliklerde dahi olsa aþýrýlýða girmeyip dinin, her þart altýnda yaþanýlýrlýðý düþüncesini korumak.. ve hayatý Sünnet programlý yaþamaya çalýþmak..

2) Hakk’ýn takdirlerini kendi tercihlerimiz önünde düþünmek ve O’nun þer’î ve kevnî her türlü icraatýný gönül rýzasýyla karþýlayýp, ömürlerimizi

 

أَسْلِمْ تَسْلَمْ

 

“Teslim ol, selâmeti bul!”[1] çizgisinde sürdürerek “her iþte hikmeti vardýr, abes fiil iþlemez Allah” mülâhazasýný bir lâhza bile hatýrdan çýkarmamak..

3) Düþünce ve davranýþlarýmýzda, peygamberâne bir azim ve idrakle

 

قُلْ هذِه سَبيلي أَدْعُو إِلَى اللهِ عَلى بَصيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَني

 

“De ki: Ýþte benim yolum; basiret üzere Allah’a davet ediyorum.. ben de, bana tâbi olanlar da...” (Yûsuf, 12/108) gerçeðini ruhlarýmýzda duyup her þeyi Fetânet-i Âzam’ýn vesâyetinde basîretle plânlayýp icrâ etmek bu hikmet telâkkilerinin birer televvünü sayýlabilir.

Büyük ölçüde hikmetin kaynaðý vahiy ve ilhamdýr. Bu açýdan da, peygamberlerin ve derecesine göre diðer mürþidlerin, metâlarý hikmet birer hakîm olduklarýný söylemek yerinde bir tesbit olsa gerek. Zira bu zâtlar, kendilerine sýðýnan gönül ve ruh hastalarýný “týbb-ý ruhânî” ile tedavi eder ve ellerinden geldiðince onlarýn kalbî hayatlarýný “ahlâk-ý rezile” virüslerinden temiz tutmaða çalýþýrlar.

Bu itibarla da, onlarýn hareket sahalarý ve meþguliyet alanlarýný da göz önünde bulundurarak, aþaðýdaki önemli meselelerin tahlili içinde iþaret nev’inden bir kere daha “hikmet” demek istiyoruz:

1) Hikmet; bir düþünce, tasavvur ve davranýþ bütünlüðüdür. Evet düþüncede isabet, ifadede gereklilik ve ölçü, sonra da o çizgide hareket tam bir hikmet televvünüdür..

2) Ýlimde yakîn, amelde saðlamlýk ve itkan hikmete bir diðer yaklaþým.. buna ilmin amel ile ve sanat ruhunun itkanla beslenmesi de diyebiliriz.

3) Dinin gaye ve maksatlarýný kavrayýp, onu ferden temsil etmenin yanýnda, topyekün hayata hayat kýlma düþünce ve cehdi de hikmetin bir baþka çizgisi.

4) Varlýðýn özü ve iç yüzündeki gerçeði, her nesneye ait ayrý ayrý hususiyetleri ve bu hususiyetler arasýndaki münasebetleri, Yaratýcý tarafýndan hedeflenen gayeleri idrak ve þuur da hikmetin ayrý bir buudu..

5) Sebepler ve illetler âlemine yönelerek, varlýðý fayda ve maslahat yanlarýyla görüp tanýmak, tahlil ve terkiplerde bulunmak, Yaratýcý’nýn halifesi olma unvanýyla, O’nun izni ve emri dairesinde varlýða müdahale, hilâfet televvünlü, sanat buutlu hikmetin ayrý bir yaný.

6) Nizam ve âhengiyle kâinattaki her þeyin yerli yerinde olmasý ilâhî hikmetinden hareketle, kendi dünyamýzda bu denge ve düzenin korunmasýna riayet, arz, atmosfer ve semâlardaki muvazenenin muhafazasý istikametinde deðiþik ad ve unvanlarla deðiþik ilim dallarýný geliþtirmesi de hikmetin ayrý bir yorumu.

7) Her zaman en iyi hedefleri takip ederek, sevk ve idare edilenler arasýnda, iyilik ve güzellik arayýþlarý içinde bulunmak, insanlarla muâmelelerimizde ilâhî ahlâkla tahalluk etmek suretiyle arzý ve arzdaki idârî sistemleri semâvîleþtirme gayreti göstererek peygamberlerin gönderilme gayelerini gerçekleþtirmek de hikmetin bir diðer enfes tarafý...

Ýnsanoðlu her zaman, þeytanýn telkin ve vesvesesiyle, rahmânî mantýk ve muhakemeyi tefrik edebilmesi için, aklýný Rasûlüllah’ýn (sav) emrine vererek tetikte olma mecburiyetindedir. Ýþte ancak bu sayededir ki, insanda, müstakim muhakeme ve ilâhî hikmet mevhibeleri belirmeye baþlar.. duygu, düþünce istikameti güçlenir ve derken fert, davranýþ bütünlüðüne ulaþýr.. sonra da bu duygular iþlene iþlene onun tabiatýyla bütünleþir ki, bu da ilâhî ahlâkla ahlâklanma demektir. Ýsterseniz buna nazarî aklýn amelî akla, nazarî hikmetin de amelî hikmete inkýlâp etmesi.. veya bir kýsým büyüklerin yaklaþýmýyla, insanýn melekî yanlarýnýn þeytânî yönlerinin önüne çýkmasý da diyebiliriz.

Bu açýdan da, ilim ile amele, hikmet gerçeðinin birer parçasý, birer derinliði olarak bakmak icab eder ki, bu da amel, imanýn bir cüz’ü olmasa da, dinin bir yaný olduðu hakikatini ifade demektir. Zaten, Ýslâmiyet’te, bilgiden hemen kulluða geçilmesi de herkesin ittifak ettiði bir esastýr ki,

 

وَمَا خَلَقْتُ الْجنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ

 

“Ben, cin ve insanlarý bana kulluk yapsýnlar diye yarattým.” (Zâriyât, 51/56) âyeti de bu hususu ihtar etmektedir. Evet, herhangi bir konuda, nazarî olarak derinleþip de amele geçmeme, faydasýz bir gayret, dolayýsýyla da apaçýk bir hüsrandýr. Baþta da ifade edildiði gibi; varlýk bir hikmet kitabý, bir hikmet meþheri, Kur’ân da bu hikmetler mecmuasýnýn dili, tercümaný, yorumcusu ve tarifnâmesidir. Ýnsanlarýn vazifesi ise, Kur’ân’da kâinat kitabýný okumak, kâinat meþherini tanýmaya çalýþmaktýr ki, böyle biri, Kur’ân’ýn ifadesiyle hayr-ý kesîre mazhar olur ve letâifinin enginliðine, zenginliðine göre de deðerler üstü deðerlere ulaþýr. Aksine, varlýðýn çehresindeki gerçekleri görüp de arkasýndaki hakikatlere ulaþamama ve bu nizamla hedeflenen gayeyi sezememe, varlýðýn ve var olmanýn en önemli mesajýný alamamadýr ki, bu da mutlak bir kazanç kuþaðýnda apaçýk bir kaybetme demektir.

اَللهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ امِينَ.


[1] Buhârî, bed’ü’l-vahy 6; Müslim, cihad 74

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler
Çok Okunan Yazýlar

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede
uanda 1 misafir bal
Son Eklenenler

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com