|
Katmerli gurbet de diyebileceðimiz iðtirab; sürekli düzelmeleri bozulmalarýn takip etmesi ve salâhlarý fesatlarýn kovalamasý; gece-gündüz devridaimi gibi, gönlün biraz aydýnlanmasýný müteakip hemen yeniden karanlýðýn bastýrmasý duygusudur ki, hemen her zaman [1] طُوبَى لِلْغُرَبَاءِ muþtusuyla serfiraz hizmet erlerinin korkulu rüyalarý olagelmiþtir.. ve onu, düþündükçe ürpermiþlerdir.
Gurbet için de ayný mülâhazalar söz konusu olabilir; iðtirab, ya sýrf cismanî, ya hâlî ve kalbî ya da her ikisinin birden duyulup hissedildiði muzaaf bir yalnýzlýktýr. Cismanî iðtirab, týpký gurbette olduðu gibi, yurttan-yuvadan, dosttan-ahbaptan uzak kalmaya denir ki, bilhassa, ulaþma yollarý bütünüyle bozulup, köprüler de harap olunca, çaresizlikten dolayý ruhlarý tam bir iðtirab istilâ eder. Beden insanlarý için çok defa ölümle neticelenen iðtirab, Allah ve ahirete imanla tadil edilmezse, her zaman tahammülfersâ bir hâdise sayýlabilir, imanla, bu müterakim gurbetleri göðüsleyip, sonra da þöyle veya böyle vefat edenlere مَوْتُ الْغَرِيبِ شَهَادَةٌ “Bu kabîl yalnýzlarýn vefatý þehadettir.”[2] fehvasýnca, o bir nimettir. Evet o, küfür, ilhad ve dalâletten kaynaklanmýyorsa, “Her ýzdýrabýn bir mükâfatý vardýr.” esasýna binaen, insaný Cenâb-ý Hakk’a yönlendirdiði ölçüde çok yararlý bir ihsan-ý ilâhîdir. Hatta bazýlarýnca, imanla yumuþatýlmýþ böyle bir gurbet, ýzdýrabý çok, mükâfatý sabýr ve tahammülünkine denk iç içe öyle tatlý bir belâdýr ki, insan onu, zahirindeki hicrandan ötürü bulanýk bir ah u efganla karþýlamasýna mukabil, vicdan ona hep: “Gel, gel” der. Bir þâirin: غَرِيبَانِي كِـه حَـالِ مَن بِبِينَند زَمَانِي بَـرسَـرِ خَاكَم نَشِينَند غَرِيبَـانـرَا غَرِيبَان يَـاد دَارَند كِه إِيشَان يَكديِگَررَا يَادگَارَند خُـدَايَـا چَارَهء بِيچَارَه گَانِي مَـرَا وَجُزمَرَا چَـارَه تُودَانِي چُنَان كَز شَبتَر آرِي رُوزِ رُوشَن اَز اين اَندُه تَر آرِي شَادِيُ مَن “Benim bu hâlimi gören garipler, bir gün (gelip) benim mezar topraðýma otursunlar; (otursunlar) zira garipleri ancak garipler anlar. (Evet) garipler birbirlerine yâdigâr (ve emanet)tirler. Ey Rabbim Sen çaresizlerin çaresisin; benim de, baþkasýnýn da çaresini (ancak) Sen bilirsin. Geceden apaydýn gündüzü çýkardýðýn gibi, bu kederden de benim neþ’e ve sürûrumu çýkarabilirsin...” sözleri bu duyguyu ifade etmesi bakýmýndan gayet nefistir. Ýðtirabýn hâl televvünlüsü [3] طُوبَى لِلْغُرَبَاءِ beyan-ý Nebevîsi’yle tebcîl edilmiþtir. Fesat istilâsýna uðramýþ bir zaman diliminde, çaðýn getirdikleriyle boðuþan çaresiz bir salih insan; cehalet girdabýna kapýlmýþ bir toplum içinde hakikatâþina bir alim; nifakýn kol gezdiði bir dünyada sadâkate kilitlenmiþ bir vefa insaný iç içe böyle bir gurbet yaþamaktadýr ve fesadýn azgýn köpürüþlerini, cahil yýðýnlarýn zebil olup gidiþlerini, nifak ve nifakçýlarýn her zaman prim alýþlarýný gördükçe iliklerine kadar kendini yalnýzlýk içinde hissederek “Keþke bu insanlara bir þeyler anlatabilseydik!” der inler. Kalb buudlu iðtiraba gelince o, ârifin, Hak katýndakileri duyuþ, seziþ ve bekleyiþleri açýsýndan öyle bir gurbetidir ki; duyar, hisseder; duyup hissettikleriyle ruhânî zevklere açýlýr; açýlýr ama, vuslat-ý hakikîye kadar çevresinde Hakk’a kapalý insanlarýn gurbetlerini ruhunda duyduðu gibi, seyr-i ruhânînin getirdiði gurbetlerden de bir türlü kurtulamaz; sürekli kalbinde, “kurbet”, “üns billâh” ve “lika” þevk u iþtiyakýný duyar; duyar ama, hakikî olmasa bile, ya endiþe, korku ve hassasiyetinin örgüleyip yürüdüðü yollarda karþýsýna çýkardýðý berzahlarýn tesirinde kaldýðýndan ya da bir kýsým þuuraltý mülâhazalarýn resmettiði þekil ve suretler, kalb gözü hadekasýný birer perde gibi sardýklarýndan, derecesine göre muðteribin yakînî, zannî, tahmînî veya vehmî bir gurbeti söz konusudur ki, deðiþik dalga boyundaki bu þerareler, vefa, sadâkat ve kurb hususiyetlerine çarparak onlarýn ruhî þekillerine dokunur.. ve þekil deðiþmelerinden meydana gelen boþluklarda gurbet esintileri duyulmaya baþlar ki, iþte bu, mütemadî bir iðtirabtýr. Zira sâlik, yukarýdaki mülâhazalarla arzetmeye çalýþtýðýmýz hususlarý, kazanma kuþaðýnda kaybetme gördüðünden kendini çaresizlik içinde hisseder.. ve bu yalnýzlýk endiþesi, yalnýzlýk vehmi ve yalnýzlýk düþüncesiyle يَا لَيْتَنِي لَمْ تَلِدْنِي أُمِّي “Keþke anam beni doðurmasaydý!”[4] der ki, bu bildiðimiz gurbetlerin en aðýrý, en idrak edilmezi ve en deðerlisidir. Dünyevî gariplerin, uhrevîlikle teselli olmalarýna; hâl gurebâsýnýn, mârifet ve muhabbet soluklayarak nefes almalarýna karþýlýk, bütün ölçüleri alt üst eden âriflerin gurbeti, Kafdaðý’ndan daha aðýr olsa gerek; zira, onlar, dünyanýn da garibi, ahiretin de garibidirler. Ehl-i dünya onlarý anlamaz; çünkü onlarýn ufku dünyadýr ve onun ötesinde bir þey görüp bilmeleri de mümkün deðildir. Âbid ve zahidler diyeceðimiz ahiret ehli de onlarý anlamaz; zira onlarýn himmetleri de ibadet ve zühdleri ölçüsündedir.. âriflerin himmeti ise, Mâbudlarýyla irtibatlarý nisbetindedir... اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ، وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا وَسَنَدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى الِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ. امِينَ يَا مُعِينُ.
[1] Müslim, îmân 232; Tirmîzî, îmân 13; Ýbn Mâce, fiten 15; Müsned 4/72 [2] Ýbn Mâce, cenâiz 61; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 4/269; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 11/57, 246 [3] Müslim, îmân 232; Tirmîzî, îmân 13; Ýbn Mâce, fiten 15; Müsned 4/72 [4] Ýbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/360
|