Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa arrow M. Fethullah Gülen arrow Mücâhede


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Mücâhede Yazdr E-posta
Ýnsanýn teþebbüslerinde ciddî olmasý, güç ve tâkatýný tam olarak ortaya koymasý diyebileceðimiz mücâhede; gönül erbabýnca, iradenin hakkýný vermek, nefis ile savaþmak, onu yenebilme yollarýný araþtýrmak, bedenin istekleriyle dinin emirleri –velev müstehab ve âdâb olsun– çakýþtýðýnda tercihlerini her zaman din istikametinde gerçekleþtirmek; yemede, içmede, uyumada, konuþmada zarurî olanla iktifâ edip, ibadet ü taat ve hayrât u hasenâtta iyiliðe doymamak demektir.

Öteden beri erbab-ý mârifetin; maddî mücâhede, mânevî mücâhede; diðer bir tasnifle “cihad-ý asðar”, “cihad-ý ekber” diye tahlil edegeldiði mücâhede, nefis ve þeytana karþý, mesâvi-i ahlâk diyebileceðimiz fena huy ve fena davranýþlara karþý ve kendi þartlarý içinde zarurî hâle gelince, düþmana karþý savaþýn, direnmenin, tetikte olmanýn, teyakkuzun ve hazýrlýklý bulunmanýn unvaný olmuþtur. Nefis, þeytan ve mesâvi-i ahlâka karþý; hatta iman, ibadet ve güzel ahlâk duygusunu yerleþtirme istikametindeki gayretlerin bütünü “cihad-ý ekber”, diðerleri de “cihad-ý asðar” olarak mütalâa edilmek suretiyle konu iki ana bölüme ircâ edilmiþtir. Ýlim ve fikir yoluyla insanlara hizmet etmemiz, söz veya davranýþlarýmýzla iman, Ýslâm hakikatlerini ve Muhammedî ahlâký içimize sindirerek, vicdanlarýmýzda duyarak önce temsil sonra da teblið etmemiz, her iki cihad ruhunun da halitasý olmasý itibarýyla, her iki mücâhedeye ait hususî meziyetlerin bütününü birden ihtiva eder.

Riyâzet, irþad, teblið veya maddî cihadla alâkalý yazýlmýþ hemen her eserde

 

وَجَاهِدُوا فِي اللهِ حَقَّ جِهَادِهِ

 

“Allah uðrunda tam hakkýný vererek cihad edin!” (Hac, 22/78) gibi âyetler serlevha yapýlarak, mücâhede bu umumî espri içinde ele alýnmýþtýr. Ne var ki, burada biz daha çok cihad-ý ekber üzerinde durmak istiyoruz:

Cihad-ý ekber veya sofiyece mücâhede –baþta da iþaret ettiðimiz gibi– nefs-i hayvanînin çirkin ve sevimsiz isteklerine, þeytanýn sinsi vesveselerine, cismaniyet ve bedenin aþýrý arzu ve “dayatma”larýna karþý birer iradeli varlýk olduðumuzu ortaya koymak, his, þuur, idrak ve kalb-i insanînin bir diðer unvaný sayýlan “latife-i Rabbaniye”ye karþý da saygýlý olma savaþýný vermektir. Evet, iþte bu mânâda bir cihad, cihadlarýn en büyüðüdür; böyle bir büyüklüðü ihraz eden insan da Allah nezdinde, kadri yüce, O’nun maiyetine mazhar olma mânâsýna çok büyük sayýlabilir. Zira, nefis ve bedenin arzularýna bu ölçüde baþ kaldýrýp ömrünü, rýzâ hedefli, ihlâs yörüngeli, ibadet ü taat, zühd ü takvâ dairesi içinde devam ettirebilmek, düþman hattýnda, gülle, bomba altýnda hasýmlarla yaka-paça olmaktan daha zor olsa gerek... Ýþte böyle bir zorluktan ötürüdür ki, Allah Rasûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), bir gazâdan avdet ederken:

 

رَجَعْتُمْ مِنَ الْجِهَادِ اْلأَصْغَرِ إِلَى الْجِهَادِ اْلأَكْبَرِ

 

“Küçük cihaddan büyük

cihada döndünüz.”[1] buyurarak, ashabýný böyle çok önemli bir meselede irþad etmek istemiþtir. Bir baþka defa da;

 

اَلْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ فِي اللهِ

 

“Gerçek mücâhid, Allah rýzâsý yolunda kendi nefsiyle mücâhede eden kimsedir.”[2] tembihiyle, cihad-ý ekberin, þeytan ve hevâ-i nefisle mücâdele etmekten ibaret olduðuna dikkatleri çekmiþtir.

Ayrýca, cihad-ý asðarýn, ara sýra vacib olmasýna karþýlýk, cihad-ý ekberde bir süreklilik söz konusudur. Dahasý, cihad-ý asðardaki muvaffakiyet, büyük ölçüde cihad-ý ekberdeki baþarýya baðlýdýr. Bu itibarla her fert evvelâ, kendi içini temizleyip orada enfüsî âhengi tesis etmelidir ki, oturmasý, kalkmasý, düþünmesi, konuþmasý, iþlemesi, baþlamasý da Allah için olsun; olsun da tesirin gerçek kaynaðý bulunan ilâhî meþieti yanýna alabilsin. Zaten, böyle bir maiyete mazhar olmaksýzýn baþarý elde etmek de mümkün deðildir.

Evet, imanla belli bir hedefe doðru yönlendirilmeyen, Ýslâmî ruhla disipline edilmeyen, ihsanla derinleþip Hak murakabesine açýlmayan kimselerin ne hakikat eri olmalarý, ne ihkâk-ý hak etmeleri ne de beþerî münasebetlerde tutarlý bir tavýr sergilemeleri mümkündür. Evet, hayatlarýný, yeme-içme-uyuma üçgenine baðlamýþ beden insanlarý, cismaniyetlerine söz geçiremedikleri gibi ruhlarýný yükseltip ona zaferler yaþatmalarý, Hak’la hemhâl olup O’na karþý vicdan menfezlerini açýk tutabilmeleri de imkânsýzdýr.. ve hele bunlarýn kinden, nefretten, iðbirardan bütün bütün sýyrýlarak, Allah’tan ötürü topyekün varlýðý kucaklamalarý kat’iyen söz konusu deðildir.

Kusursuz bir toplum ancak kusursuz fertlerden meydana gelir; böyle fertler de bugüne kadar hep, iyi bir ruhî terbiye eseri olagelmiþlerdir. Bu itibarla da biz, fikrî, ruhî, zihnî bir sürü teþevvüþ ve problemi olan insanlardan saðlam bir millet inþâ etme gayretlerini beyhûde buluyoruz. Kâmil topluma gitmenin yolu kâmil fertlerden geçer; kâmil fertlerin ise ancak, yukarýdaki tarifler çerçevesinde, mücâhede potasýnda kaynaya kaynaya þekillenebileceðini düþünüyoruz.

Böyle bir mücâhedenin en önemli esasý da hiç þüphesiz cismanî ve nefsânî arzularý zabt u rabt altýna alýp vicdan mekânizmasýnýn manevra kâbiliyetini artýrmaktýr. Kendi esaslarý içinde “seyr u sülûk-i ruhanî” bu ehemmiyetli iþin bilinen en selametli yoludur. Þimdilik bu hususlarýn tahlilini tayyederek, nefsin ne can alýcý bir hasým olduðunu Hakim Busayrî’nin:

كَمْ حَسَّنَتْ لَذَّةً لِلْمَرْءِ قَاتِلَةً
مِنْ حَيْثُ لَمْ يَدْرِ أَنَّ السَّمَّ فِي الدَّسَمِ

“Nefis insana, nice öldürücü lezzetleri þirin göstermiþtir ki, kimse (onun) yaðýn içinde zehir (sunduðunu) bilememiþtir.” sözleriyle hatýrlatýp, konuyu, Hüdâî’nin, seyr u sülûke köprü sayýlan bir manzumesiyle noktalayalým:

 

“Ey nefs yeter sehv ü zelel,
Ýnsafa gel, insafa gel!
Terk et gitsin tûl-i emel!
Ýnsafa gel, insafa gel!

 

Bu adet ü bid’at nedir?
Bu þöhret-i ziynet nedir?
Bu kuru kermiyet[3] nedir?
Ýnsafa gel, insafa gel!

 

Bir gün eser bâd-ý ecel,
Ten baðýna verir halel,
Ýhlas ile eyle amel!
Ýnsafa gel, insafa gel!

 

Etme Hüdâîyâ inâd!
Fermana eyle inkiyâd!
Gel eyle kýl Mevlâ’yý yâd!
Ýnsafa gel, insafa gel!”

 

اَللَّهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ وَتَوَجُّهَكَ وَنَفَحَاتِكَ وَأُنْسَكَ وَقُرْبَكَ، وَصَلِّ اللَّهُمَّ عَلَى سَيِّدِ الْمُقَرَّبِينَ مُحَمَّدٍ حَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ وَعَلَى آلِهِ وَأَصْحَابِهِ الْمُشْتَاقِينَ إِلَيْكَ.


[1] el-Baðdâdî, Târîhu Baðdâd, 13/523; el-Aclûnî, Keþfü’l-hafâ 1/424
[2] Tirmîzî, fedâilü’l-cihad 2; Müsned 6/20
[3] Hummalý ve hararetli çalýþma

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler
Çok Okunan Yazýlar

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede
Son Eklenenler

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com