Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Safâ Yazdr E-posta
Kalbin, arý-duru, kedersiz-küdûretsiz ve tertemiz olmasý diyeceðimiz safâ; sofîye ýstýlahýnda, beþerî, cismanî ve nefsânî bulanýklýklardan arý-berî ve þeffaf olma hâlidir ki; “Þüphesiz onlar bizim nezdimizde saflardan saf hayýrlý kimselerdi.” (Sâd, 38/47) meâliyle vereceðimiz âyet-i kerime, bir kýsým enbiya-yý izâmýn tebcîli ve takdiri makamýnda iþte böyle bir safveti vurgular. Ayný kökten gelen “Mustafa” kelimesi, her þeyin özü, hulâsasý ve usâresi mânâlarýna gelmesi itibarýyla, her zaman, enbiya-yý izâm ve asfiyâ-i fihâm hazerâtýnýn, oturup-kalkýp ulaþmayý hedefledikleri, Hulâsa-i Mevcudât ve Rûhu Seyyidi’l-Kevneyn olan Efendimiz’in hususî mertebesine bakmasý açýsýndan, “Ýsim, ayný müsemmadýr.” fehvasýnca, hem ayrý bir önem arzeder hem de enbiya arasýnda bir aþkýnlýk remzidir.

Safâ; kaynaklarýn en arý, en duru ve en bereketlisinden akýp, insanýn gönül havzýna ulaþtýktan sonra, muhatap, hâl ve zamanýn gereklerine göre, semâvî fakat arzî yeni bir dalga boyu ile yollarý ve yoldakileri aydýnlatarak yolcularý yürütüp, yollarý da yürünür hâle getirmesi, sâlikin ruhunda hâsýl ettiði safvetle onu ulûhiyet hakikatine yönlendirip ruhunu münâcâtýn sonsuz zevkleriyle þahlandýrmasý ve gönlünü de sürekli aþk u þevk ve vuslat tutkusuyla coþturmasý açýsýndan üç bölümde mütâlaa edilegelmiþtir:

1. Safâ-i ilmîdir ki; hak yolcusunun, seyahatini, Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselam’ýn, ilim ve mârifet meþ’alesi altýnda sürdürmesi, yol boyu hep Kitap ve Sünnet’e mukayyed kalarak, her zaman kýlý kýrk yararcasýna sefer âdâbýna riayette bulunmasý yanýnda, yolculuk meþakkatlerini göðüsleye göðüsleye ve himmetini de Gayeler Gayesi’ne yönlendirip, hep metafizik gerilim içinde bulunma hâli diye yorumlanmýþtýr. Daha farklý bir yaklaþýmla “safâ-i ilmî”, sâlikin, seyr u sülûk-i ruhanîsini, Hz. Miþkât-ý Nübüvvet’in rehberliðinde sürdürerek, sürekli O’ndan gelen âdâbý gözetip, kalbini, ruhunu, aklýný O’nun yoluna kurban etmesi, O’nda ölüp O’nunla yeniden dirilmesi, O’nu takip etmesi, ruh dünyasýnda hep O’nunla oturup-kalkmasý, problemlerinde O’na müracaat etmesi, her iþinde O’nun hakemliðine baþvurmasý ve son haddine kadar ölesiye bir cehd ve gayretle, maiyyeti, maiyyetullah sayýlan, o Seçilmiþler Seçilmiþi Hz. “Fahrü’r-Rusul”e iktida edip, Gayeler Gayesi’ne ulaþma mârifeti, muhabbeti, aþk u þevki ve daha deðiþik mazhariyetleridir ki; Gülþen-i Tevhid sahibi bu makama iþaret sadedinde:

رَو بِجُو عِلمي كِه بِگُشَايَد دِلَت
حَل شَوَد اَز تُوبَتُو هَر مُشكِلَت

“Git öyle bir ilim ara ki, senin gönlünü açsýn ve her problemini halletsin.” der. Ýnsana hakikî hedefini ilham etmeyen, böyle bir hedefe ulaþma mevzuunda gerekli stratejiler adýna onun basiretine nur, iradesine fer, ruhuna aþk u þevk ve gönlünde de gökler ötesi âlemlere ulaþma arzu ve iþtiyakýný uyarmayan ilim, bütün bütün boþ bir vehim ve hayâl olmasa da bir þey vaadetmediði muhakkaktýr.

2. Safâ-i hâlîdir ki; kalbin, Hak mehâbeti ve hakikat aþkýyla açýlýp kapanmasý, heyecan ve hafakanlarýný, Cenâb-ý Hakk’a münâcât, yakarýþ ve sýzlanýþlarýyla seslendirerek, yer yer ruhuyla hakikat arasýna giren vahþetleri ve gurbetleri giderip gönlünü huzur esintilerinin yamaçlarý hâline getirmesi ve bütün varlýðý –kendi nefsine bakan yönüyle– his, þuur ve idrak açýsýndan sapan taþý gibi yokluða fýrlatmasý mânâsýna gelir.

Evet insan, hâli itibarýyla safvet ve þeffafiyete erince, onun gönlü ulûhiyet hakikatinin tecellîleriyle köpürür, ruhu hakikat aþkýyla coþar ve içinde açýlan menfezlerle, varlýðýn perde arkasý güzelliklerini temâþâ ile kendinden geçer, derken duygularýnýn dili çözülerek, kelimelerle, cümlelerle ifadesi mümkün olmayan münâcâtlarýn en büyüleyicileriyle “Hazîratü’l-Kuds”e yönelir, orada içini döker, Hakk’ýn teveccühünü duyar, zevklerin en enginine erer; hatta bazen öyle bir ân gelir ki, esmâda, Müsemmâ-yý Akdes’in Zât’ý mülâhazasýyla, sýfâtta, Hz. Mevsûf-u Mukaddes’in rahamûtu murakabesiyle, köpüren hislerinin dalgalarý içinde meleklerin ibadet neþvesini bütün benliðinde hisseder, ruhanîlerin temkinine þahit olur, melekûtun esrârýna büyülenir ve insanüstü bir hâl alýr ki. Minhâc sahibi bu seviyeye iþaret sadedinde:

گَه وَصفِ اِين بَگُفتُ و گُو مُحَالَست
گَه صَاحِبحَال بَدانَد اِين چِه حَالَست

Bazen bu hususta söz söylemek muhaldir (daha doðrusu kîl u kâldir). (Bazen de bu hâlin ne olduðunu) ancak hâl sahibi bilir.” der ki fevkalâde yerindedir. Þimdi isterseniz, bu bölümü de

 

مَنْ لَمْ يَذُقْ لَمْ يَعْرِفْ

 

“Tatmayan bilmez.” deyip noktalayalým...

3. Safâ-i ittisâldir ki; kulun, bütün bütün ef’âl, sýfât ve zâtýný, Hazreti Vacibü’l-Vücub’un ef’âl, sýfât ve Zât’ýnda fani kýlýp, daha doðrusu fani bilip, fani hissedip Hazreti Vücud ve Hazreti Ýlm’in sübühâtýnýn müþahedesiyle müstaðrak yaþamaktýr. Bir diðer ifade ile, safâ-i ittisal, ubûdiyet hazzýnýn rubûbiyet hakký içinde mütelâþî olup gitmesi, varlýðýn perde arkasý esrârýnýn dört bir yaný tutmasý, Hazreti Ýlim ve Vücûd’un feyezânýnýn vicdaný tamamen istilâ etmesi ve ötede insanýn gözüne açýlacak gerçeðin zýlliyet plânýnda basiretle temâþâ edilmesi demektir. Biraz daha açacak olursak bu, lâhut âlemi ve bu âlemin bir kýsým esrârýnýn, ceberût âlemi ve bu âleme ait bazý hususiyetlerin, melekût âlemi ve bu âlemin teferruatýnýn, Hazreti Sadýk u Masduk ve Kâþifu’l-Hakâik’in:

فَبِيَ يَسْمَعُ وَبِيَ يُبْصِرُ وَبِيَ يَبْطِشُ وَبِيَ يَمْشِي

“Ben’imle iþitir, Ben’imle görür, Ben’imle tutar, Ben’imle yürür.”[1] beyaný çerçevesinde O’ndan þerefsudûr olan hakâikin, bir kere de “kurb” ufkunda, kalb, sýr, hafi, ahfâ rasathâneleriyle temâþâ edilerek, herkese açýk olan nazarî ve zarurî hakikatlerin sübjektif ilmîliðe dönüþmesi, bu bilginin yakînle derinleþmesi, yakînin –letâifin müsâadesi ölçüsünde– hakka’l-yakîne yönlendirilmesi ve “Sübühât-ý Vech”in þualarý karþýsýnda hususiyetlerin bütün bütün silinip gitmesi, mahiyetlerin eriyip kül olmasý, artýk sadece ve sadece Hazreti Kayyûmiyet’in duyulup hissedilmesidir ki, böyle bir makamda, damla deryaya dönmüþ, zerre güneþe karýþmýþ ve her þey hiç ender hiç olmuþ gibi tasavvurlar üstü zevkî ve hâlî bir durum istilâ eder insanýn her yanýný; eder de sâlikin nazarý kayyumiyetten baþka bir þey görmez olur.. ve bir zevk zemzemesi içinde, sadece O’nu bilir-O’nu duyar, O’nunla iþler-O’nunla baþlar ve âdeta O’nunla oturur-O’nunla kalkar. Böyle bir televvünat içinde bazen iltibaslara girerek, her þeyi O’nun tezahüründen ibaret saydýðý anlar da olabilir.. evet, görme, bilme, duyma ve zevk etme konusunda herkes ayný mülâhazayý paylaþsa da, his, þuur ve idrak melekesini Hazreti Miþkât-ý Nübüvvet’le aydýnlatamamýþ olanlar, yorumlarýnda hatalara girebilirler. Böyle bir mülâhazayý ifade sadedinde, hatasýyla-sevabýyla, söylenmiþ dünya kadar güzel söz vardýr. Biz, onlardan sadece bir tanesini zikrederek konuyu kapamak istiyoruz:

چُون تُـو دِيدِي پَرتَوِي آن آفِتَـاب
تُـو نَـمَاندِي بَـاز شُد آبِي بَآب
قَطرَه بُودِي گُـم شُـدِي دَر بَحرِ رَاز
مِـي نَيَـابِـي زَمَـان اِين قَطرَه بَاز
گَـرچِه گُم گَشتَن نَه كَارِ هَركَس اَست
دَرفَنَا گُم گَشتَگَان چُون مَن بَس اَست

“Vaktâ ki sen, o güneþin ziyâsýný gördün (Sübühât-ý Vech’in nûrlarýyla yanýp kül oldun) artýk sen kalmadýn. Katre deryanýn (dalgalarýna) karýþtý ve sen bir katre idin; þimdi ise sýr denizinde kayboldun. Artýk o katreyi (bir daha da) bulamazsýn. Gerçi gâib olmak herkesin kârý deðildir; ama benim gibi fenâ bulanlar da az deðildir.”

Safâ-i ittisali, hulûl ve ittihadý iþmam edecek bir üslupla anlatanlar, kendi zevk ve hâllerini anlatýyorlarsa, bunlar yorum ve seslendirme iltibasý içindedirler; derhâl Miþkât-ý Muhammediye’ ye sýðýnarak iltibaslarýný düzeltmelidirler. Yok, böyle zevkî ve hâlî bir hususu bir düþünce sistemi ve felsefe olarak benimsemiþlerse, dalâlet içindedirler ve [2]مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِي kal’ayý kudsiyesine girecekleri âna kadar da bâðî sayýlýrlar.

اَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ.. اَللَّهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ.. اَللَّهُمَّ إِلَى مَا تُحِبُّ وَتَرْضَى، وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ مِشْكَاةِ الْهِدَايَةِ وَوَسِيلَةِ السَّعَادَةِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.


[1] el-Hakîm et-Tirmîzî, Nevâdiru’l-usûl 3/81; Ýbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 2/580; Ýbn Hacer, Fethu’l-bârî 11/374
[2] Tirmîzî, îmân 38; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/129; el-Heysemî, Mecmeu’z-zevâid 1/189; el-Aclûnî, Keþfü’l-hafâ 1/390

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com