Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Sohbet ve Musâhabe Yazdr E-posta
Sohbet; Cenâb-ý Hakk’a yönlendiren yararlý konuþmalarda bulunma, söz ve düþünce ile baþkalarýnýn ufkunu açma, bir insanýn kendisine karþý duyulan hüsnüzanný, gönülleri sonsuza yönlendirmede bir kredi gibi kullanma ve hep hayýrhahlýk mülâhazasýyla oturup-kalkmaya denir ki; zannediyorum Yunus da, “Asayiþ kýlan câný evliyâ sohbetidir.” diyerek, iþte böyle yüksek hedefli musahabenin hayatiyetini vurgulamak istemiþti..

Sofîyece, hakikate ulaþtýran iki önemli yol vardýr; bunlardan biri sohbet, diðeri de hizmettir. Hizmet, himmete mazhariyetin bir vesilesi ve yolu; sohbet de, zâhir ve bâtýn duygularla hakikatý duyma, hissetme, yaþama hâlidir ki, öteden beri hep ehemmiyetli bir “insibað” sebebi addedilegelmiþtir. Ne var ki, her insibað, sohbetin merkez noktasýný tutan zâtýn mertebesiyle mebsuten mütenasip (doðru orantýlý) olduðundan, tezahür ve tesirlerinde de bir kýsým farklýlýklar söz konusudur. Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu’nun, câmiiyyeti itibarýyla hak sohbeti sayesinde mazhar olduðu insibað, en kâmil mânâdadýr ve

صِبْغَةَ اللهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللهِ صِبْغَةً

“Sen, Allah’ýn boyasýyla boyan ve O’nun verdiði rengi tam al; (zaten) o ilâhî boyadan boyasý daha güzel olan kimdir ki?” (Bakara, 2/138) hakikatýnýn aþkýn bir remzidir. Ondan sonra, O’nun metbûiyyetine baðlý bir tâbiiyyet içinde ve asliyetine nisbeten bir zýlliyet mahiyetinde diðer bütün dava-i nübüvvet ve dava-i vilâyet vârislerinin insibaðlarý gelir ki, verenin ve alanýn istidadýna göre çok farklý ve mütefâvittir ve bu konudaki ahz ü atâ da tamamen kabiliyetlere göre cereyan etmektedir.

“Herkesin istidadýna vabestedir asar-ý feyzi,
Ebr-i nisandan ef’’i sem, sadef dürdane kapar.” (Mîrî)

Hizmet, ihlâs ve samimiyet içinde Hak rýzâsýný aramak ve Hakk’ýn hoþnut olduðu kimselerin terbiye ve vesayetinde bulunmak; sohbet ise, gönül kapýlarýný ardýna kadar ilâhî vâridat ve mevhibelere açýk tutarak, bir hak dostuna mülâzemette bulunup, onun Hak tecellîlerine açýk o zengin atmosferini paylaþmak demektir. Sahabe, hizmette zirveleri tuttuðu gibi, sohbette de en yüksek þâhikalarýn üveyki olma pâyesiyle serfirazdýr ki, bu, o toplumun musâhabesinde merkez noktayý tutan zâtýn bir tek nazarý –bu konu, Nazar baþlýðýyla ayrýca tahlil edilecektir– müstaid ruhlarý bir hamlede evc-i kemale çýkarmasýnda aranmalýdýr. Tabiî, kalblerini, iradelerini, hislerini, þuurlarýný o Kutup Yýldýzý’nýn çevresinde dönmeye baðlamýþ bu aktif sabýr kahramanlarýnýn istidat ve performanslarýnýn da nazardan dûr edilmemesi gerekir..

Her hak dostu, “Sýbðatullah”dan belli bir tasarruf mevhibesiyle þereflendirilmiþtir; bu mevhibenin sýnýrlarý da, mum ýþýðý ölçüsündeki bir ziyâ ile himmet örfânesine iþtirak eden herhangi bir hak erinden, kehkeþanlarýn ýþýk kaynaðý sayýlan “Þemsü’þ-Þümûs”lara kadar olabildiðine geniþtir. Ayrýca, daha önce de iþaret edildiði gibi, bunda istidat ve kabiliyetlerin istifade ve istifazasýnýn sýnýrlayýcýlýðý da söz konusudur ki, bu da, evliyâ ve asfiyâ adedince “Sýbðatullah tecellîsi ve insibað keyfiyetinin var olduðunu gösterir.” Evet, Hazreti “Nûru’l-Envâr”a bir mir’ât-ý mücellâ olan zâttan, zýlliyet ve cüz’iyet plânýnda ona düz bir ayna olmaya çalýþan en küçük bir sâlike kadar, birbirinden farklý pek çok sýbð u insibað mertebesi söz konusudur. Asliyet ve külliyet plânýnda bu mazhariyetin ferd-i ferîdi olan zâtýn sohbet ve musâhabesi, umumî fazilette eriþilmeyen öyle bir pâyedir ki, hiçbir kimse, hiçbir zaman, hiçbir “seyr u sülûk” helezonuyla kat’iyen o mertebeye ulaþamaz. Düþünün ki, أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي “Allah’ýn haricî vucûd nokta-i nazarýndan varlýk olarak en önce ortaya koyduðu, benim nûrumdur.”[1] diyen Hazreti Mazhar-ý “Nûru’l-Envâr”ýn sohbetiyle þereflenmiþ o bahtiyar kimseler, hakkýn en birinci talipleri, Hak yolunun en müþtak sâlikleri, Allah rýzâsýnýn da en kusursuz müridleri olduklarý hâlde, bu hususlardan herhangi biriyle deðil de, sohbet pâyesiyle öne çýkarýlarak, bu güzîde topluluða, “musâhabe kahramanlarý” mânâsýna, “Ashâb” denmiþtir.

Her sohbet eri, musâhabe merkezinde bulunan zâtýn, Hazreti Ehad ü Samed’e imanýný, irfanýný, O’na muhabbetini ve O’nunla münasebetini –þuuru taalluk etsin, etmesin– onun her tavrýnda müþahede ederek, asliyetteki bu aþkýnlýðý zýlliyet plânýnda duyup yaþamasý açýsýndan, hemen her zaman âsârý görülen, fakat yakalanýp deðerlendirilemeyen, tarifi, teþhisi zor sýrlý bir lâhûtî atmosfer içinde bulunur. Nisbet farklýlýðý mahfuz, bu durum, hemen her hâlis hakikat eri için de söz konusudur ki, Mevlânâ’nýn ifadesiyle; merkez noktayý tutan zâtýn ilelmerkez (merkezçek) câzibe-i kudsiyesi etrafýnda pervaz ederek “Þemsu’þ-Þümûs”a yürüyenler, hem onun irfan deryasýndan istifade eder, hem de onun zincirinin halkalarý olmalarý itibarýyla, tebaiyyetin gerektirdiði edep içinde, onun uðradýðý hemen her noktaya uðrayabilirler.

Bana göre, bazý feyiz kaynaklarý çevresinde halkalar teþkil ederek, belli yol ve yöntemlere baðlýlýk içinde deðiþik ad ve unvanlarla müesseseleþmeye gitmenin arkasýnda da bu espri olsa gerek.. evet, iþte bu mânâ ve bu esasa binaen çok erken dönemde sofiye, Cenab-ý Feyyaz’la ferdî plândaki münasebetini, ötelere açýk olduðuna inandýðý bir heyet içinde daha da pekiþtirmek niyetiyle hep tekye ve zâviyelere ya da o türden “bîkem u keyf” Hakk’ýn rasat edilebileceði nûrefþân evlere koþmuþ ve “Mescid-i Nebevî’deki “Suffe”nin birer gölgesi kabûl ettiði bu ýþýk komplekslerinde damlayý deryaya, zerreyi güneþe, cismanî zulmetleri de nûra dönüþtürme yollarýný araþtýrmýþlardýr. Ýþin temel esprisi bu olduðuna göre, böyle bir telâkkînin dinin ruhuna ters düþtüðünü söylemek mümkün deðildir. Bu þekildeki bir anlayýþýn dinin ruhuna münâfî olmasý þöyle dursun, böyle bir yorum ve hamlede, ferdî plândaki zaaf ve boþluklara karþý, cemaat referansýyla Hak sýyanetine sýðýnma söz konusudur ki, böyle bir þeyi gerçekleþtiren herhangi bir fert, artýk bir kafa ile deðil, pek çok akýlla düþünür; mensubu olduðu o heyetin gönlüyle Allah’a yönelir, sesini-soluðunu onlarýn ah u efganýyla besleyerek, ferdî nâðmelerini bir yüce koronun gür sadâsý hâline getirebilir ve Bediüzzaman’ýn ifadesiyle, o insan, “iþtirak-i a’mâl-i uhreviye”ye ait tasavvurlarýyla, ibadet ü taatýnda bir aþkýnlýða ulaþabilir.

Evet, ayný ruh, ayný duygu, ayný düþünce, ayný mefkûre etrafýnda kenetlenmiþ kimselerin birlik içinde Hakk’a yöneliþlerinde öyle bir derinlik, his ve þuurlarýnda öyle bir zenginlik, zikr ü fikirlerinde öyle bir enginlik vardýr ki, en istidatlý fertler ve en kâmil insanlar bile, böyle bir heyet içindeki vâridlerin en küçüðünü dahi tek baþlarýna elde etmeleri mümkün deðildir. Evet, sohbetin nûrânî atmosferinde ifade de istifade de, ifaza da istifaza da, hissettirme de hissetme de, hep farklý buudlarda cereyan eder ve her þey, ferdîlikteki riyâzîliðe mukabil, hendesî açýlýma baðlý bir keyfiyette gerçekleþir.

Aslýnda bu sohbetlerde en önemli gaye, imanýn mârifet ufkuna ulaþtýrýlmasý, mârifetin “yakîn”in deðiþik mertebeleri sürecine baðlanmasý, Hakikat-ý Ahmediye vesayetinde kalb ve ruhun hayat mertebelerinde seyahatler gerçekleþtirilmesi ve bu seyahatlerin de þuurlu temâþâ ile deðerlendirilmesidir. Böyle bir seyahat ve temâþâda gönül erlerinin en önemli sermaye ve azýklarý da, zikr ü fikir gibi kalb ve lisan amelleriyle letâifi harekete geçirmek, þevk ü þükürle de ilâhî mevhibelere karþý liyakatýný ortaya koymaktýr. Bu türlü mevhibelere mazhariyet umûmiyet itibarýyla Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’ýn risâlet ve siyâdetine baktýðýndan, dahasý, bu siyâdet ve risâletin þâhitleri ve bürhanlarý olduklarýndan, zýlliyet plânýndaki memerri olmaktan daha çok, asliyyet çerçevesindeki mazharý bulunan Hazreti Sahib-i Kur’ân’ýn hakkaniyetine birer hüccet sayýlýrlar. Bu, biraz da, muvakkat mümessillerin mahviyet ve tevâzularýna, ayrýca “nefs-i emmâre”den sýyrýlmalarýna baðlýdýr. Aksine, sohbet erleri, tabir-i diðerle, hakikat yolcularý eðer nefs-i emmârelerinden bütün bütün sýyrýlamamýþ; sýyrýlýp, hevâ ve heveslerinin yerine Hak rýzâsýný tam ikame edememiþ iseler, deðiþik mevhibelere mazhariyeti veya bazý letâifin inkiþafýný kendilerinden bilme gafletine düþerek, þükür makamýnda fahre girebilir ve gölgeyi asýl zannederek iltibaslar yaþayabilirler. Hele bir de, bazý ikram veya cezb ü incizâblara memer iseler –bilhassa mazhar demiyorum– þatahat vâdîlerine yuvarlanarak; aslýnda bu kabîl baþarý kulvarlarýnda iç içe kazançlar söz konusu olduðu hâlde onlar üst üste hasaretler yaþayabilirler.

Evet, seyahat ve musâhabeleri Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’ýn miþkât-ý nübüvveti altýnda gerçekleþtiremeyenler, dinin ruhundaki muvazeneyi her zaman tam koruyamayacaklarýndan, yer yer lâubalîliklere girebilir, zaman zaman söz ve davranýþlarýyla, seviyesinin huzuru sayýlan makama saygýsýzlýkta bulunabilir; hatta bazen, vilâyeti nübüvvete tercih etme gibi küstahlýklara düþebilir; dolayýsýyla da, pîrlerinin, pîr-i müganlarýnýn söz, sistem ve vaz’ ettikleri esaslarý peygamber yolunun esas, erkân ve âdâbýna tercih ederek, güneþi býrakýp mum ýþýðýna sýðýnma gibi hatalar irtikâp edebilirler. Vilâyeti nübüvvete tercih eden nâdânlarýn, efendilerini, hakikî ve aslî sohbetin mümtaz talebeleri sayýlan Sahâbe’den üstün görme tavýrlarýndan söz etmeyi zâid görüyorum... Eðer durum yukarýda arz etmeye çalýþtýðýmýz çerçevede –daha doðrusu, tam bir çerçevesizlikte– cereyan ediyorsa –ki, günümüzde bu çarpýk anlayýþýn pek çok örnekleriyle karþýlaþmak mümkündür– sohbetin yerini, onun dedikodusu almýþ.. mânâ kendi vizyonunda karartýlmýþ.. lâhûtîliðe baðlý esaslar, yerlerini havâîliðe ve nefsânîliðe býrakmýþ.. câzibe-i kudsiye uçup gitmiþ; gelip, onun o nûr ufkuna nefsânî incizâblar oturmuþ..

“Er olan erimiþ, yað gibi gitmiþ;
Þirin erler, zîr u türaba yatmýþ;
Sümbüller yerinde muðeylan bitmiþ;
Petekler sönmüþ, ballar kalmamýþ..!” (M. Lütfi)

demektir ki, böyle bir ortamdaki musâhabenin insibaðýndan da, hakikata ve Hakikat-ý Ahmediye (sav)’ye ulaþtýrmasýndan da asla söz edilemez. Doðrusu, düþünülen konuþulan þeyler itibarýyla kahvehânelerdeki sohbetleri hatýrlatan tekye, zâviye ve halvethânelerdeki musâhabelerde ilâhî vâridattan bahsetmek þöyle dursun, þeytânî þerârelerden endiþe duyulmalýdýr. Dolayýsýyla da, ihsan ve ihlâs ufkundan uzaklaþmýþ bu mekânlardaki feyiz alýþ veriþine benzeyen her muamele bir aldanma veya istidraç, buralarda Allah’ýn hususî iltifatýna mazhariyet beklentisi bir vehim ve bu yerlerin cemaat görünümündeki müdâvimleri de birer yýðýnýn ruhsuz parçalarýndan ibarettir. Hele bir de mesleklerinin revacý adýna baþkalarýyla uðraþýyor; gýybetlere, iftiralara giriyor ve suizan gibi bir küfür silahýný kullanýyorlarsa, böylelerinin oturup kalktýklarý yerler tekye deðil, birer mahall-i takiyye, zâviye deðil birer hâviye ve bu meclislerin merkez noktasýný tutanlar da sofî deðil, birer softadýr. Her zamanki erbab-ý kemali tenzihle beraber itiraf etmeliyim ki, sohbet ve musâhabe meclisleri gibi, dünden bugüne en müteâl mazhariyetlerin meþcereliði veya helezonlarý sayýlan müesseselerin, hiç olmazsa bunlardan bazýlarýnýn, yukarýdaki çerçeve içinde mütalâaya alýnmalarý çok acý ve þâyân-ý teessüftür. Ýhtimal, bu mekânlara uzayan yollarýn periþan olup, köprülerin göçmesinde ve bu eðilimi engin tavýrlarýn þiddetlenip bir kýsým aþýlmaz zorluklarýn ortaya çýkmasýnda kaderin tembih ve tenkil ifade eden gizli bir fetvasý oldu ki,

“Bâd-i hazân esti, baðlar bozuldu;
Gülistanda katmer güller kalmadý...” (M. Lütfi)


[1] el-Aclûnî, Keþfü’l-hafâ 1/265 (lafýz farkýyla)

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com