|
Tefrid; yalnýzlaþmak, dünyadan el-etek çekerek bir köþeye çekilip ibadetle meþgul olmak.. ve daha has ifadesiyle, sâlikin, hiç kimsenin sahip olamadýðý hâl ve makamlarý ihraz etmesine raðmen, mahviyet içinde ciddî bir tevhid mülâhazasýyla kendi ahvâline karþý kapalý kalýp her þeyi Hak’tan bilmek, Hak’ta görmek, Hak ile duymak ve hep Hak’la bulunmak pâyesidir ki أَنَّ الله هُوَ الْحَقُّ الْمُبينُ “Allah o apaçýk hakkýn tâ kendisidir.” (Nûr, 24/25) fermaný bu pâyeye iþaret etse gerek...
Aralarýnda televvün benzerliði bulunan “tefrid”le “tecrid” birbirinden farklý mansýb ve zevk hâllerini ifade ederler: Tecrid, aðyardan tamamen kat-ý alâka edip yâr ile hemdem olma hâli; tefrid ise sâlikin, kendiyle alâkalý ahvâli duyup hissetme yerine, vicdan ve tabiat ibresinin her zaman Hakk’ý gösteriyor olma mazhariyetidir. Tecridde, Hak hedefli kulluk neþvesi; tefridde ise, yol boyu ma’bûdiyet mülâhazasý hakimdir. Böyle bir mülâhazanýn derinliði de, herkesin istidâdýna vâbestedir ve duyulup hissedilen þeyler itibarýyla da derece derecedir. Birinci derecede bir tefrid yolcusu –ki bu, “tefrîdü’l-iþâreti ile’l-Hak” sözcükleriyle ifade edilegelmiþtir– hedefe kilitlenmiþ gibi hep O’nu arar, O’nu duymaya, O’nu hissetmeye çalýþýr ve O’nu görmeye koþar; koþar ama, ne kilitlenmenin keyfiyetini ne de hedefi yakalamak için gez-göz-arpacýk mânâsýna gelen enstrümanlarýn hususiyetlerini düþünür. O, bir tabiîlik içinde her zaman bunlarý kullansa da, zihnî, hissî ve fikrî meþguliyeti sadece ve sadece hedef etrafýnda yoðunlaþmýþtýr; oturur-kalkar hep onu düþler. Evet o, bütün mülâhaza kâbiliyetleriyle sürekli Onunla irtibata geçmeye çalýþýr, O’na ulaþmak için çýrpýnýr durur ve âdeta ömrünü hep bu tatlý rüyanýn yamaçlarýnda geçirir. Bu ölçüde hedefe kilitlenen bir hak yolcusu, hem teveccühünde hem muhabbetinde hem de müþahedesinde her zaman tefridin vâridatýný duyar; matlûbunda, mahbubunda, meþhûdunda tam birlik neþvesine erer; erer de talebinde, aþk u muhabbetinde, þuhûdunda bütün benliði ile tevhide yönelir ve kalbî, hissî, þuurî daðýnýklýktan kurtularak kesrette vahdet kevserleri yudumlamaya baþlar; baþlar ve kasd u teveccüh mertebesinde sürekli bir iþtiyak u ataþ hisseder; muhabbet mertebesinde mahv u telef dalgalarý arasýnda erir-gider; þuhûd zirvesinde de aðyardan bütün bütün sýyrýlarak “bî kem u keyf” yâr harîmine mahrem olur. Ýkinci derecede bir tefrid sâliki –ki bu da “tefrîdü’l-iþâreti bi’l-Hak” cümlesiyle özetlenmiþtir– akdes ve mukaddes feyizlere mazhariyetini veya daha yerinde bir ifade ile “memerriyetini” –eðer mazhar olduðu lutuflarý bizzat temsil ediyor vehmiyle fahre ve gurura girmezse– duyar ve sürekli hamd ü senâlar ile gerilir ki, bu makam, insan-ý kâmil olma esrarýný ve Hazreti Hakk’a mükemmel bir ayna hâline gelme mazhariyetini izhar makamýdýr. Hassan b. Sâbit’in: وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِي وَلَكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِي بِمُحَمَّدٍ[1] “Ben, bana ait sözlerle Hazreti Muhammed’i medh ü senâ etmedim; ben (O’nun nâm-ý celîlini sözlerime mevzû edinmekle) kendi ifadelerime O’nunla övünülebilirlik kazandýrdým.” mýsralarý bu vetîreye ait mülâhazalara ne hoþ ýþýk tutar. Böyle bir lutfu gürül gürül ifade edip haykýrmak ise, وَأَمَّا بنعْمَة رَبِّكَ فَحَدِّثْ “Þimdi gel Rabbi’nin nimetini yâd et ve haykýr!” (Duhâ, 93/11) Ýlâhî fermanýnýn gereðidir. Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu’nun: “Ben, Hazreti Âdem evladýnýn efendisiyim.. ben, mahþerde ilk haþredilecek olaným.. ilk þefaatçi ve þefaatýna müsbet cevap alacak olan benim...”[2] kabîlinden þerefsudûr olmuþ sözleri ve Ashâb-ý Kirâm efendilerimizin “tahdîs-i nimet” nev’inden bu tür beyanlarý, hep bu makama ait mazhariyeti ifade sadedinde söylenmiþ iftihar televvünlü Hak ihsanlarýný ilân soluklarýdýr ki, aslýnda böyle bir mazhariyet, söz konusu mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhânî kahramanlarýnýn irfan eþikleri sayýlýr.. bunun ötesindeki tefrid mertebesi ise, ikinci derecedeki tefrid sâliklerinin, mârifet ufuklarýna ait ayrý bir enginliðe bakar ve bize eriþilmez bir aþkýnlýktan gizli imalarda bulunur. Erbabýnca, “tefrîdü’l-iþâreti ani’l-Hak” remziyle seslendirilen bu pâye ve mansýb, Hakk’ýn en câmi teveccühleriyle, bast ötesi bir inbisat, ilim üstü bir mârifet, takdiri aþkýn mehâbet ve mehâfetle zahir ve batýn açýsýndan tam maiyyete erme ve iç âlem itibarýyla “cem” soluklayýp, halkýn içinde Hak’la beraber olma, Hak’tan alýp halka ulaþtýrma ve insanlara Hakk’a vuslat kapýlarýný aralama makamýdýr. Böyle bir pâye kahramanýnýn temel hususiyetlerini veya onun iç kimliðini, insanlar içinde insanlardan bir insan olma; her iþini rýzâ yörüngesinde götürme; dünyayý ukbâ ufuklu yaþama; vicdanýnda her zaman ilâhî maiyyeti zevk etme; duyduklarýný, gördüklerini, hissettiklerini baþkalarýna duyurma, duyurup Hakk’a uyarma; O’ndan gayrý her þeye O’ndan ötürü alâka duyma.. ve her þeyi O’nun varlýðýnýn ziyâsýnýn bir gölgesi gibi... görme þeklinde hulâsa edebiliriz. Birinci iþaret ufkunda bulunanlar, gaye düþünüp, gaye soluklayýp, gaye rüyalarý görürler. Ýkinci iþaret zirvesinde seyredenler, “vücûd” nûrlarýyla sübuhât-ý vechin þuaâtýna açýk gönül yamaçlarýnda mazhariyet ve memerriyetlerini “tahdis-i nimet” nev’inden seslendirir ve þükürle oturur, þükürle kalkarlar. Hiçbir iþaret mertebesine koyup deðerlendirmeye cesaret edemediðimiz; ikincilerin tasavvurlar üstü ayrý bir derinliðini paylaþan o en þahikadakilere gelince, onlarý sadece vazifeleri ve vazife þuurlarý itibarýyla heceleyebiliyoruz. Onlar Hak’tan mesajlar alýr, halka ulaþtýrýrlar; halký, Hakk’a vuslata çaðýrýr, aradaki engelleri bertaraf etmeye çalýþýrlar; yaþamaya yaþatmak için katlanýr, yaþatmanýn söz konusu olmadýðý bir yerde hayatý yaþanmaz bir ýzdýrap gibi duyarlar. Ýþte bunlar, halis mürþidler ve mübelliðlerdir ki, bunlarýn ilk safýný enbiya ve mürselîn hazerâtý, ikinci safýný da onlarýn has vârisleri teþkil eder. Birinci derecedeki tefrid yolcularý, her zaman arayýþ içinde bulunan ve ihlâsa koþan iman ve mârifet kahramaný muhlislerdir. Ýkinci derecedeki sâlikler, vefa ve samimiyetini tam ifade edebilmiþ mârifet ve muhabbet fedaisi sadýklardýr. Vazife ve misyonlarýyla tanýmaya çalýþtýðýmýz üçüncüler ise, Hakk’ý halka duyuran, aç vicdanlarý doyuran ve ruhlarý vuslata uyaran mürþid ve mübelliðlerdir. Bu en son makamýn þehsuvarlarý ilk iki mertebe ile alâkalý evsâfý da hâiz olduklarýndan bunlara âriflerin imamý müntehîler denmesi doðru olur. Bütün müntehîlerin müntehîsine gelince O, Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm ve Ferîd-i Kevn u Zaman olan Efendimiz Hazreti Ahmed u Mahmud u Muhammed Mustafa Aleyhi Ekmelü’t-Tehâyâ’dýr. O’nun daire-i kudsiyesine yakýn bir hayli büyük insan ve hatta Ulü’l-Azm Enbiya-yý Ýzâm vardýr.. ve derecelerine göre bunlarýn her biri de müstesna bir hil’atle þereflendirilmiþlerdir. Ne var ki, bu meydanýn biricik Sultaný da yine o kudsîler ordusunun Baþbuðu Hazreti Muhammed Mustafa’dýr. Baþkalarýnýn bir “ân-ý seyyâle”sine canlar feda ettikleri o Hazreti Nûru’l-Envâr’ýn iltifatýna mazhariyet, Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu’nun hep ahvâl-i mütemâdîsi olmuþtu. Tabir-i diðerle, baþkalarýndaki bütün güzellikler ve ziyâ, O’na akseden ilâhî tecellîlerin in’ikâsýndan ibaretti. Bür’e Sahibi, bu mazhariyeti þöyle ifade eder; وَكُلُّ آيٍ أَتَـى الرُّسُـلُ الْكِرَامُ بِهَا فَإِنَّـمَا اتَّـصَـلَتْ مِـنْ نُورِهِ بِهِمِ فَـمَـبْـلَـغُ الْــعِـلْـمِ فِــيـهِ أَنَّــهُ بَـشَــرٌ وَأَنَّــهُ خـَـيْــرُ خَـلْـقِ اللهِ كُـلِّهِمِ لَـوْ نَـاسَـبَـتْ قـَـدْرَهُ ايَـاتُـهُ عِـظَـمًا أَحْيَا اسْمُهُ حِينَ يُدْعَـى دَارِسَ الرِّمَمِ “Peygamberân-ý izâm’ýn getirdiði mucizeler, Hazreti Muhammed’in (sav) nûrunun onlara ittisali sebebiyledir. (Bizim) bilgi(miz), O’nun hakkýnda ‘O bir beþerdir.’ der. Ama O yaratýlanlarýn en hayýrlýsýdýr. Eðer O’nun elinden zuhûr eden harikalar, O’nun gerçek kýymetine münasip cereyan etseydi; ism-i þerifleriyle dua edildiðinde çürümüþ kemikler bile dirilirdi.” اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلَى إِخْوَانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ وَعَلَى الْمَلئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَعَلَى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ مِنْ أَهْلِ السَّموَاتِ وَأَهْلِ اْلأَرَضِينَ رِضْوَانُ اللهِ تَعَالَى عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ.
[1] Hassân b. Sâbit’in sözü olarak; Ýbnü’l-Esîr, el-Meselü’s-sâir 2/357; el-Kalkaþendî, Subhu’l-a’þâ 2/321; Ýmâm er-Rabbânî, el-Mektûbât 1/58 (44.Mektup) [2] Müslim, fedâil 3; Ebû Dâvud, sünnet 13; Tirmîzî, menâkýb 1
|
- work from home jobs online
- joan rivers clip earrings jewelry watches
- work from home assembly of products
-http://5.catty.az.pl/623.html | special discount airline ticket
- work at home online no money down
- name that price airline tickets
- bankruptcy credit counseling montana
- disney watches thumper
-