Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa arrow M. Fethullah Gülen arrow Vâsýl


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Vâsýl Yazdr E-posta
Vâsýl; mârifet zirvesinin en son basamaðý itibarýyla Allah’ý bilen ve bilgisinin derinliði ölçüsünde O’nun emir ve yasaklarý mevzûunda her zaman titiz davranan; iç dünyasý açýsýndan, diðer bir ifadeyle, kalb ve ruh ufkunun en son tarassut mahallinden ilâhî tecelliler matlaýna hâlen, zevken ve keþfen ulaþan gönül eri demektir ki; Türkçe’de biz ona “eren” ve bu çerçevede Hak’la münasebete geçmiþ deðiþik seviyedeki “vâsýlûn”a da “erenler” deriz.

Ýster “vâsýl” ister “eren” diyelim, anlatýlmak istenen, husûsî gayretleri husûsî bir himmetle, husûsî cehd ve teveccühleri de husûsî bir vilâyetle taçlandýrýlarak tasavvurlar üstü kurbetle þereflendirilmiþ hakikat eri demektir ki, böyle biri, kendi adýna ilâhî cezbe ile müncezip, iradesi itibarýyla Hakk’a vuslata programlanmýþ bir muhlis ve el alanlarý da yanýltmayan tam bir rehber sayýlýr. Tokâdîzâde Þekip merhum:

“Yýldýzým düþkündü, talihim küskün,
Muzlimdi eyyâm-ý hayatým bütün;
Erenler elimden tuttular bir gün,
Þanlý demler sürdüm, devranlar gördüm.“

diyerek, vâsýlûna ait bu önemli hususu vurgular.

Vâsýllar, hem yol süresince, hem de vuslat ufkuna ulaþtýklarýnda hemen her zaman kemâl-i hassasiyetle Allah’ýn emir ve yasaklarý üzerinde fevkalâde bir titizlikle durur ve ibadet ü tâatlerini de hep O’nun büyüklüðüne baðlý götürmeye çalýþýrlar. Dahasý, ne kadar içten ve hâlisane de davransalar, yine de “hukûkullah”a tam riayet edememiþ olma endiþesiyle tir tir titrerler. Bu itibarla da onlar, her zaman gayretlerine denk bir duyarlýlýk içindedirler ve Hakk’a karþý sorumluluklarýný, aþkýn bir derinlikle yerine getirme peþindedirler. Böylesine samimî ve içten bir himmete ve böylesine ciddi ve mütemâdî bir gayrete her zaman Hakk’tan ekstra lütuflar söz konusudur ki,

فَإذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذي يَسْمَعُ بِهِ وَبَصَرَهُ الَّذي يُبْصِرُ بِهِ..

 

fehvâsýnca, Cenâb-ý Feyyâz, onlara duyurulacak þeyleri duyurarak ve görülecek þeyleri de göstererek, onlarý sürekli mahbûbiyet makamý etrafýnda dolaþtýrýr ve sonunda götürür, marziyyâtýný duyuracaðý ufuklara ulaþtýrýr.

Bütün vâsýlûn belli hususlarda müþterek görünseler de, mazhariyetlerinin tür ve vüs’ati açýsýndan aralarýnda ciddî farklýlýklarýn bulunduðu da bir gerçektir.

Bunlardan bir kýsmý, hemen her zaman vecd içinde vahdet deryasýnda müstaðrak bulunduklarýndan, akýl, mantýk ve muhakemeleri de sürekli ilâhî tecellilerin vesayetindedir ve ömürlerini hep hedefe kilitli sürdürürler. Ýlâhî sýyânetle ondan inhiraflarý da söz konusu deðildir; söz konusu deðildir, zira benlikleri “sübühât-ý vech” þualarýyla bütün bütün yanýp kül olduðundan, ondan baþka bir þey göremez, duyamaz, hissedemez ve âdeta sürekli mest ü mahmur yaþarlar. Hem öyle bir yaþarlar ki, artýk bir daha da “sahv” sahillerine ve cismanî akýl rýhtýmlarýna uðramayý hiç mi hiç düþünmezler; kim bilir belki de, isteseler de düþünemezler..? Ancak, bazý mizaç ve meþrepler için bu mertebede bir kýsým iltibaslar da vârid olagelmiþtir ama, bu çok da yaygýn deðildir. Evet, bu mertebede bazýlarý, incizâbýn þiddetinden âdeta bir cinnet yaþýyor gibi, medâr-ý teklif olan akýllarýný kaybedebilir; dolayýsýyla da þer’î esaslara mugâyir hâl, tavýr ve sözlerde bulunabilirler. Cibâli Baba gibi zatlarýn avamca þatahâtýný ve bu sahanýn devâsâ kâmetleri sayýlan Bayezid-i Bistamî, Cüneyd-i Baðdadî ve Hallâc-ý Mansur gibi zevâtýn

,“ لَيْسَ فِي جُبَّتِي سِوَى الله

 “ سُبْحَانَكَ مَا أَعْظَمَ شَأْنِ

ve

أَنَا الْحَقُّ”

 

türünden ifadelerini ve kitaplara geçmiþ bu kabil beyanlarýný böyle bir incizap þiddetine veya sekre baðlamak mümkündür.

Vâsýl, cismanî vuslatlardaki humûdet ve durgunluðun aksine; her zaman bir hareket, temâþâ, teveddüd ve teârüfe programlanmýþ gibi hep aktiftir. Dolayýsýyla da, cismanî aþklarýn vuslatla ölmesine karþýlýk, vâsýlýn kalbî ve rûhî hayatýnýn sonsuzla olan münasebetinde bir süreklilik söz konusudur. Bu öyle farklý bir vuslattýr ki, hazzý da, zevk-i rûhânîsi de derinleþerek devam eder ve eren, her an yeni bir vuslata eriyor gibi hep taze taze “þeb-i arûslar” yaþar. Böyle bir vuslatý Nesîmî:

“Mekâným lâ-mekân oldu,
Bu cismim cümle cân oldu;
Nazar-ý Hak ayân oldu,
Özüm mest-i likâ gördüm.
Bana Hak’tan nidâ geldi:
Gel ey aþýk ki, mahremsin;
Bura mahrem makamýdýr,
Seni ehl-i vefâ gördüm…”

sözleriyle seslendirir ve zýlliyet plânýnda

قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

payesine göndermelerde bulunur. Böyle bir vus-latta iradenin nisbîlik ve müessiriyeti mahfuz, cezbe çok önemli bir faktördür. Onun bu önemini vurgulama sadedinde öteden beri “ehlullah” arasýnda:

جَذبَةٌ مِنْ جَذَبَاتِ الْحَقِّ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ الثَّقَلَيْنِ

denilerek, cezbe mevhibesinin, ins ve cinnin pek çok ibadetle elde edebilecekleri bir kurbet vesilesi olduðu hatýrlatýlagelmiþtir.

Cezbe, bazen sâlikin, ciddî bir kasd, teveccüh ve kararlýlýðýna ilâhî bir lütuf olarak gelir ve bir hamlede onu “evc-i kemâlât”a çýkarýr. Bazen de Cenâb-ý Hak, sâliki, yol meþakkatinden, seyahat külfetinden sýyânet etmek için, cüz’iyet planýnda ve zýlliyet çerçevesinde

سُبْحَانَ الَّذي أَسْرَى بِعَبْدِهِ

hakikatýna tebeî bir mazhariyetle hissedar eder ve bu yolla onu aslý duyma ufkuna ulaþtýrýr. Ýster öyle, ister böyle, cezbenin Rahmânî bir atâ olduðunda þüphe yoktur.

Hazreti Mevlânâ, Divan-ý Kebir’inde böyle bir ilâhî cezbe ile erdiði vuslatý:

بِبَرَدْ عَقْلُ و دِلَمْ عَشْقِ بُرَاقِ مَعَانِي

matlaýyla baþlayan uzun bir þiirinde þöyle seslendirir: “Mânâlarýn aþk buraðý, aklýmý da gönlümü de alýp götürdü. Onlarý nereye götürdüklerini bana sor.! Onlarý senin bilemeyeceðin bir tarafa, ötelere götürdü. Bu sayede ben öyle bir revak ve kemer altýna ulaþtým ki, orada ne ay var ne de gökler. Öyle bir dünyaya eriþtim ki, orada dünya da dünyalýðýný yitirmiþ… Can, bî kem u keyf, Süheyl yýldýzý gibi Rükn-ü Yemânî tarafýndan görününce, ay da görünmez olur, güneþ de, yedi göðün kutbu da.. evet, canýn nûru (sübühât-ý vech) onlarýn hepsini bastýrýr…” Zýlliyet plânýnda gerçekleþen böyle bir urûc ve vuslat, asliyet çerçevesinde, Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’ýn miraç serancâmesinde Süleyman Çelebi tarafýndan:

“Bir fezâ oldu o demde rûnümâ,
Ne mekân var anda ne arz u semâ…”

sözleriyle dile getirilir. Ne var ki, cüz’iyet dairesinde ve zýlliyet plânýndaki bir urûcla, umum insanlýk hesabýna külliyet dairesinde ve asliyet planýnda gerçekleþen bir miraç arasýndaki fark da, nebî ile velî arasýndaki fark kadar büyüktür.

Vâsýlûnun diðer kýsmýna gelince onlar, vahdet deryasýnda istiðraklarýný yaþadýktan sonra, yani nefis ve enâniyet cihetiyle yokluða erip, tasavvufî ifadesiyle “fenâ fillâh”a mazhariyeti duyup tattýktan sonra, ihraz ettikleri hâl ve makamlarýn menfezleriyle rûhânî haz ve zevkleri adýna bütün ihsaslarýný baþkalarýna da duyurmak ve elde ettikleri pâyeleri müstaid ruhlarla paylaþmak için “mahv” deryasýnda eriyip gitmeyi “sahv” ufkunda dirilip diriltmekle taçlandýrýr ve peygamberlere tam vâris olmanýn gereði olarak döner, bizim ufkumuza tenezzül ederler.

Hakk’ýn bu mükerrem ibâdý, mebde’de ilâhî emir ve yasaklar mevzûunda hassaslardan hassas davrandýklarý gibi, nihayetler nihayetine ulaþtýklarýnda da hep ayný titizliði gösterir.. ve ne cezb ü incizab yaþarken, ne de sübühât-ý vechin her þeyi yakýp kül ettiði müþâhede ve mükâþefe zirvelerinde kat’iyen þatahata girmez ve kulluk tavýrlarýnda asla kusur etmezler; kusur etmez de hep,

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى ياْتِيَكَ الْيَقِينُ-

Ölüm gelip sana çatýncaya kadar Rabbine ibadet içinde ol.” fehvâsýnca, mârifet ve muhabbetleri, aþk u þevkleri, cezb u incizaplarý ölçüsünde hemen her zaman Allah’a kulluk adýna iradelerinin hakkýný tamý tamýna yerine getirmeye çalýþýr ve Hak kapýsýnýn bendeleri olmayý bütün pâyelere tercih ederler. Her zaman Hakk’a kulluðu O’ndan gelecek mükâfatlarýn önünde tutar. O’nun hakkýndaki ilim ve mârifetlerini yetersiz görür ve her fýrsatta mazhariyetlerinin þükrünü edâdan âciz olduklarýný vurgularlar. Öyle ki, kulluklarýný deðerlendirirken:

مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ!

diyerek ubûdiyet adýna hiçbir þeyi yapamadýklarýný mýrýldanýr, mârifetlerini gözden geçirirken:

مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ!” 

sözleriyle bilgi ufuklarýnýn yetersizliðini ortaya kor ve itizarda bulunur; Cenâb-ý Mün’im’in nâmütenâhî ihsanlarý karþýsýnda gerektiði ölçüde þükür edememenin ezikliði ile de:

مْا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ!

der ve sürekli inlerler.

Evet bu yüce kâmetler, en derin bir sorumluluk duygusuyla vazifelerini yerine getirirken bile olabildiðine temkinli, fevkalâde teyakkuz içinde ve sürekli mehâfet ve mehâbet soluklamaktadýrlar ki,

وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا اَتَوْ وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إلَى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ أُولَئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَأبِقُونَ

 

“Rablerine döneceklerine inandýklarýndan, verdiklerini verirken bile kalbleri tir tir titremektedir. Ýþte hayýr iþlerinde hakkýyla koþan ve yarýþý baþta götüren de bunlardýr.” meâlindeki âyetin onlarýn iç dünyalarýný aksettiren en mükemmel bir çerçeve ve resim olduðunu söyleyebiliriz. Yine de, her þeyin en doðrusunu Allah bilir.

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler
Çok Okunan Yazýlar

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede
uanda 1 misafir bal
Son Eklenenler

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com