Cuma, 21 Kasm 2008
 

  Anasayfa


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Nazar ve Teveccüh Yazdr E-posta
Bakma, göz atma, mülâhazaya alma, iltifat etme diyeceðimiz “nazar” kelimesiyle; yönelme, yakýnlýk duyma, iltifatta bulunma, sevme veya sevgi emâreleri izhar etme... mânâlarýna gelen “teveccüh” sözcüðü bir anlamda ayný þeyleri ifade ediyor gibi olsalar da, pek çok farklý yanlarý bulunduðu açýk, birleþtikleri noktalar da az deðil.

Ayrýca bu kelimeler, Zât-ý Ulûhiyet’e nisbet edilince farklý, yaratýklara isnat ettiðimizde ise daha farklýdýrlar. Veya biz, böyle bir nisbet ve isnatla onlara bu farklý mânâlarý yükleriz: Cenâb-ý Hakk’ýn nazar ve teveccühü, umumî bir feyiz ve bu celâlî bakýþ içinde rahmet edâlý belli eþya ve eþhâsa hususî bir mevhibe þeklinde tahakkuk eder; yaratýklarýnki ise, bir kâbile, bir merâyâ ve mecâlî olabilme mâhiyetinde gerçekleþir.

Allah her þeyi var eder, var ettiklerinin bazýlarýný hususî donanýmla þereflendirir; sonra da onlarýn istidatlarýna göre teveccühte bulunup –tahsis Kendine ait– belli özellikleri itibarýyla onlarý ekstra mevhibelerle serfiraz kýlar. Evet O, umumî himâye, sýyânet, rahmet, þefkat ve inâyet... gibi celâlî ve vâhidî nazarýyla her þeyi görüp gözetmenin yanýnda, bazý kimselere özel iltifatý, kendine yaraþýr þekildeki muhabbeti, fevkalâdeden merhamet ve þefkati gibi... cemâlî ve ehadî teveccühlerde de bulunur. O, bütün varlýk ve hâdiselere kuþatan bir nazarla baktýðý ayný anda –ki O her zaman böyle bakmaktadýr– deðiþik cins, tür, fert ve fertçiklere de, konum, kabiliyet ve istidatlarýna göre nazar eder; hâl, kâl ve ýztýrar diliyle isteyip diledikleri her þeye cevap verir ve –hikmetine baðlý istisnalar mahfuz– hiçbir varlýðý da mahrum býrakmaz...

Nebînin nazar ve teveccühü ise, bütün o harikulâde istidadý ve o fevkalâde kabiliyetiyle Hakk’a yönelme, zâhir ve bâtýn havassýyla O’nun marziyyatýnýn peþinde olma, hatta tamamen O’nun hoþnutluðuna kilitlenme; teþrîî ve tekvinî emirleri düzgün okuyup doðru yorumlama, Allah haklarýný her þeyin üstünde tutma, ilâhî mesajlarýn ýþýðý altýnda ümmetini dünyayý imar etmenin yanýnda ebedî saadete ehil hâle getirme, getirip öteye hazýrlama, sýradan insanlara hakiki insan olma ufkunu gösterme, Cennet yolunda arkasýndakilere rehberlik yapma... gibi icmâlî hususlardan ibarettir.

Daha önce de iþaret edildiði gibi, Cenâb-ý Hakk’ýn kâinat, eþya ve içindekilere (mâsivâ) nazarý, cemâl, celâl, kemâl edalý ve tenzih televvünlüdür ki, buna “nazar-ý âmm” ve bu nazardan meydana gelen feyze de “feyz-i umumî” denilir. Ayný zamanda böyle bir nazar ve muhit bakýþa “vâhidiyet tecellîsi” de diyebiliriz. O’nun imkân âlemlerine teveccühü ise, daha ziyade rahmet, hikmet, inâyet, þefkat edâlý ve adalet þivelidir. Her þeyi merhametle görüp gözetme, hikmetle yerli yerine koyma, þefkatle kayýrýp sýyânet etme ve adaletle her hak sahibinin hakkýný koruyup bütün varlýðý kuþatacak þekilde bir denge vaz’etme... gibi küllî ve celâlî teveccühlerinin yanýnda yine kendi meþîet tezgahýndan çýkmýþ farklý donanýmlý, farklý zevât ve özel mâhiyetlere, hususiyle her bir ferdi baþlý baþýna birer nev’ konumunda bulunan insanlara ve onlar içinde de enbiyâ, asfiyâ ve evliyâ... gibi belli mazhariyet sahiplerine has bir teveccühü, farklý bir iltifatý, daha engin bir rahmeti ve fevkalâdeden bir inâyeti vardýr ki, buna da “ehadiyet tecellîsi” denegelmiþtir.

Hazreti Feyyâz-ý Mutlak, kuluna böyle bir teveccühte bulununca, onun mecazî mâhiyeti sayýlan vücud-u cismânîsi âdeta silinir gider ve onun yerini bir vücud-u câvidânî alýr ki, bu sayede tâlib veya sâlik bir hamlede ve bir nefhada hemen muhlasîn ufkuna yükselebilir. Bu þekilde ekstra bir mazhariyet, ilimle, hatta “ilmü’l-yakîn”le elde edilmesi muhtemel makam ve pâyelerden çok farklýdýr. Böyle bir nazara ehlullah, “tecellî-i ilim” demiþlerdir ki, “ilm-i ledün” dalga boylu böyle bir teveccüh sayesinde birdenbire her þeyin mâhiyeti deðiþir; insan âdeta melek oluverir, cisim ruh keyfiyetini alýr, ateþ “berd ü selâm”a dönüþür, tuzlu deryalar kevser ýrmaklarý haline gelir, zehir de panzehire inkýlâb eder.

Böyle bir nazarla taltif edilen sâlik veya tâlib, bâtýnî duygularýnýn inkiþafýyla bir kalb ve ruh kahramaný olma ufkuna ulaþýr; Arz’da bulunduðu ayný anda semâvîlik soluklar ve Hakk’ý gösteren bir mir’ât-ý mücellâya dönüþür. Bu mazhariyeti ifade sadedinde bir hak dostu:

“Nur-u Hak akseylese pür-nûr olur dil hânesi,
Saf cevher sureten bulur bu ten kâþânesi”

der.

Ne var ki, böyle bir mazhariyetin temâdîsi de esmâ ve sýfât âlemine, ihtiram ve intizar içinde mütemâdî nazara, daire-i ulûhiyete karþý da ubûdiyet, ubûdet çerçevesinde tam teveccühe vâbestedir. Mârifet ufkunda muhabbet duymuþ, aþk u þevk zirvesinde rûhânî zevk yudumlamýþ kimseler için Hak kapýsýnda, Hakk’a teveccühte bir yorgunluk ve usanma söz konusu olmasa da, bu ölçüde mârifetten nasip alamamýþ mübtedîlerde bazen gevþemeler olabilir. Bu itibarla da, Hak rýzasý ve O’nun muhabbetine talip olanlar, ne olursa olsun o kapýnýn önünde her zaman iki büklüm bulunmalý ve asla melâlet ve ülfete girmemelidirler. Zaten, Cenâb-ý Hakk’ýn teveccühlerinin temâdîsi de buna baðlýdýr.

إِنَّ اللهَ لاَ يَمَلُّ حَتَّى تَمَلُّوا

 

– Siz yorgunluða düþüp melâlet yaþamadýkça Allah teveccühlerini kesmez.” fehvasýnca, insan hiçbir zaman gözünü O’nun kapýsýndan, kapýsýnýn aralýðýndan ayýrmamalýdýr; ayýrmamalýdýr ki seviyesine göre nazar ve teveccüh esintilerinden mahrum kalmasýn; ikbâli, ikbâl mukabelesi görsün; nazar ve niyazý da, teveccüh atiyyelerine dâî olsun...

Evet, O’na teveccühte kusur eden, nazar-ý merhamet ve þefkatten mahrum kalýr; ubûdiyetle O’na yaklaþma azminde olmayan da ma’ruz-u hizlân olur.

مَنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ شِبْراً تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعاً

– Bana bir karýþ yaklaþana Ben bir arþýn yaklaþýrým.” mazmunu da bunu ifade eder.

Aslýnda, ilâhî vâridât da ancak, Cenâb-ý Hakk’a tam teveccüh, teveccühte devam ve O’nun da bu mütemâdî yöneliþe karþý merhamet teveccühleri sayesinde gerçekleþebilir. Aksine kalb, mâsivâdan (O’ndan gayrý her þey) arýndýrýlmadýktan sonra ilâhî nazarda da –rahmetinin vüs’ati ve gazabýna sebkati araya girmezse– temâdî söz konusu olmayabilir. Her þeyden evvel, daimî teveccüh ve sürekli murakabe her maksada ulaþmada ve her engeli aþmada en önemli bir dinamiktir. Sâlik ve tâlib, zâhirî sorumluluklarýný yerine getirmeye çalýþýrken teveccüh ve murakabede de kusur etmemelidir ki, vefa, sadâkat ve sebata esip gelen meltemlerden mahrum kalmasýn.

Cenâb-ý Hakk’ýn rahmânî nazar ve teveccühünün bazen umumî, bazen de hususî olduðunu daha önce hatýrlatmýþtýk. Ne var ki O, her þeyde esbâbý izzet ve azametine perde yaptýðý gibi, deðiþik konumdaki kullarýna bir kýsým iltifatlarýnda da bazen bir nebî, bazen bir velî ve bazen bir üstadý perde yapabilir; yapar, hediye ve behiyyelerini onlarýn eliyle bu kabil muhtaç ve muntazýrlara sunar. Böyle bir muamele O’nun tarafýndan nebîye, velîye ve üstada bir taltif iþaretlemesi sayýlmasýnýn yanýnda, bazen de sâil ve tâlib için bir imtihan vesilesi olabilir. Ancak bütün bu verip almalarda nazar ve teveccüh Hakk’a olmalýdýr. Bu arada þayet zâhirî esbâbýn eli öpülecekse, o da yine sýrf bir vasýta olma mülâhazasýyla öpülmelidir. Aslýnda iþin arkasýndan gaflet edilmeden o el her zaman öpülmelidir; zira ona ihtiram, onun eliyle bize ulaþan mârifet, mevhibe, nazar ve teveccühe, dolayýsýyla da bütün nimetlerin, inâyetlerin, riâyetlerin kaynaðýna bir ihtiramdýr.

Türkçemizde, “Müridden hizmet, mürþidden nefes”, “Dede himmet, oðul gayret”, “Teveccüh et, teveccüh bul”... türünden söylenmiþ çok güzel sözler vardýr ki, bunlarýn hemen hepsi ayný mülâhazaya râcidirler. Zâhirî esbâb kendi çerçevesinde, Hazreti “Müsebbibü’l-Esbâb”da kendi müessiriyetinde kabul edildikten sonra, ne nebîye, ne meleðe, ne de herhangi bir hak dostuna saygý nazarý ve ihtiram teveccühünün zararý olmasa gerek; zarar esbâba tesir-i hakikî vermede, halk, ibdâ, inþâ, ihyâ, imâte ve terzîk gibi ilâhî ef’âli canlý-cansýz sebeplere taksimdedir.

Bizim tevhid telâkkimize göre, makro âlemden normo âleme, ondan da mikro âleme kadar meydana gelen bütün deðiþim ve dönüþümler O’nun teveccühünden, bütün görülüp gözetilmeler de O’nun her þeye nazarýndandýr. Her zaman þahit olduðumuz bu muttasýl ve muhît tecellî ve bu tecellî ile varlýðýn mâhiyetinde görüp temâþâ ettiðimiz mütemâdî tebeddül, tegayyür, elvân u eþkâl bütünüyle O’nun teveccühünün âsârýdýr. Eþya ve hâdiselere bu þekilde nazar ve teveccüh bir “hüdâ”, mülâhazalarýmýzýn onlarýn zatlarýna baðlý kalmasý ise bir “hevâ”dýr. Gözü Hakk’ýn eserlerinde, gönlü onlarýn ötesindeki –tabiî herkesin ilim ve yakînine göre– ef’âl, esmâ, sýfât ve hatta Zât mülâhazasýnda olan basîretli bir sâlik, oturur kalkar

اَللّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الرِّضَا بَعْدَ الْقَضَا وَبَرْدَ الْعَيْشِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَلَذَّةَ النَّظَرِ إِلَى وَجْهِكَ

 

– Allah’ým, Senden kazâna rýza, ölüm ötesinde rahat bir hayat ve cemâlini temâþâ lezzeti istiyorum.” sözlerini mýrýldanýr ve bu vuslat yolunun her sabah ve her akþamýný âdeta bir vuslat demine çevirir.

Aslýnda, böyleleri neye nazar ederlerse etsinler, bakýp gördükleri nesneleri cismâniyet darlýklarý içinde deðil, “hakikat-i nefsü’l-emriye”lerine göre müþâhede ederler. Aksine, Hakk’a teveccühü yamuk-yumuk, eþyaya bakýþlarý da maddiyâtlarý itibarýyla olan vech bilmez yüzsüzler hiçbir þeyi doðru göremez ve doðru deðerlendiremez; zira, Hak nezdinde yüzü olmayanda –basîret mânâsýnda– göz de olmaz; gözü olmayanlar nazar bilmez, nazar bilmeyenlere de nazar edilmez. Her þeye, hususiyle de insan mâhiyetine ve insan sîmasýna basîretle bakabilenlerdir ki, bu aynalarda her zaman ilâhî isimleri temâþâ eder, Müsemmâ-yý Akdes mârifetine dalar; latîfe-i rabbâniyenin gözüyle sýfât-ý sübhâniyeyi müþahedeye koþar, çok defa dehþetlere kapýlýr, sýrrýn temâþâ ufkundan öteleri, ötelerin de ötelerini seyir iþtiyakýyla þahlanýr ve sürekli kalak ve heyman arasý gel-gitler yaþarlar.

Bütün peygamberlerin, hususiyle de Sultan-ý Enbiyâ (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) Efendimiz’in O’na nazar ve teveccühünde iki durum söz konusudur: Nebî (aleyhi efdalü’s-salevâti ve ekmelü’t-tahiyyât), misyonu ve o aþkýn mârifet ufku itibarýyla O’na bütün kevn ü mekânlarýn Rabbi olarak bakar, bütün varlýk ve hâdiseleri bu engin mülâhazaya baðlý olarak deðerlendirir; kâinat kitabýnýn okuyup anlayan bir mütalâacýsý, bir baþtan bir baþa bu âlem sarayýnýn serrehberi, eþya ve hâdiseler meþherinin/meþherlerinin bülendâvâz bir dellâlý, kulluk hakikatinin en hâlis temsilcisi, ebedî saadet yolunun yanýltmayan rehnümâsý... olma gibi küllî ve umumî nazarýnýn yanýnda, Efendimiz’in kendi hususiyetinden kaynaklanan özel istekleri, kimsede görünmeyen farklý arzu ve talepleri de vardýr ki, buna da O’nun, -Hazreti Vâhid ü Ehad’in nazar ve teveccühüne mukabele-i kâmile ve müvâcehe-i tâmmesi mahfuz- cüz’î ve hususî, fakat ekstra istimdatlarý nazarýyla bakabiliriz.

Ayrýca, O’nun bu tür Hakk’a nazar ve teveccühleriyle beraber bütün cin ve inse, hatta bütün varlýða karþý, aldýðýný tevzi etme, muamele gördüðü gibi muamelede bulunma mânâsýna küllî ve umumî bir rahmet, þefkat, inâyet ve riâyet teveccühleri de vardýr ki, bazen –Allah’ýn izniyle– kömürü elmasa, taþý-topraðý altýna ve taþtan daha katý yürekleri de balmumuna çevirebilir. Hatta, kibir, zulüm, bakýþ zaviyesindeki inhiraf ve atalarýný taklitle körelmiþ vicdanlarý birkaç dakikalýk huzur insibaðýyla sahâbî ufkuna yükseltebilir ve böyle bir kutlu buluþmaya kadar yerlerde sürüm sürüm sürünen canlý cenazeleri ruhlarýnda serî bir metamorfoz geçirmiþçesine kâmil insanlar semasýnýn üveykleri hâline getirebilir.

Ulemâ-i amilîn ü muhlasîn ve evliyâ-ý kamilînin de, Hakk’ýn halifeleri ve O’nun da vârisleri olmalarý itibarýyla, Hakk’a bakýþlarý tam, teveccühleri muhlisâne ve ihatalý, arkalarýndakilere nazarlarý da –biavnillâh– müessirdir. Bunlar, gönüllere nüfuz etme, ruhlarý yönlendirme ve Hakk’ýn müsaadesiyle bazý tabiatlarý deðiþtirip dönüþtürme mevzuunda icraât-ý sübhâniyenin birer perdedarý mesabesindedirler ki, tasavvufta “nazar” dendiðinde de iþte böyle bir teveccüh anlaþýlmaktadýr.

Onlar bakarken yukarý âlemlere de, aþaðý âlemlere de gözleriyle deðil basîretleriyle bakarlar. Göz ancak, þu cevher u araz, þu elvân u eþkâl âlemini görebilir. Basîret ise, mülkle beraber melekûta, mâverâ-i tabiata ve hakikate nazýrdýr. Zira o, melekûtun ilk rasathanesi sayýlan “lâtîfe-i rabbâniye” gibi zâhir ve bâtýnýn iltisak noktasý ve Cenâb-ý Hakk’ýn da nazargâhý sayýlan fuâdýn görmesidir. Ýnsan kendi nihâî ufkunu ancak o rasathaneden temâþâ edebilir; ilâhî feyiz saðanaklarý boþalýnca oraya boþalýr; Hazret-i Müþâhid-i Ezelî’nin insanlarla olan muamelesi de oranýn mâmur veya harâbe olmasýna göre cereyan eder. Bu itibarla, her zaman insanýn nazarý O’nda, gönlü de O’na tam müteveccih ve mütemâdî bir bekleyiþ içinde olmalýdýr ki, hep lâl ü güher yaðsýn o beyt-i Huda’ya ötelerden.

Enbiyâ ve hakikî evliyânýn bakýþlarý, teveccühleri böyledir; onlar ilâhî feyizlerin ümmet ve müntesiplerine sirâyetleri adýna da birer nuranî vasýta mesâbesindedirler. Sadece nazar deðil, el tutmak, sohbetinde bulunmak, onun atmosferini paylaþmak birer sirâyet vesilesidir. Bütün tasavvuf yollarýnda nazara önem verilmekle beraber, Mevlevî ve Melâmîlerde onun daha özel bir yeri vardýr. Bunlar arasýnda, nazarý seyrin bir rüknü görenler de olmuþtur ki, onlara göre tâlib veya sâlik, üstad ya da mürþidin bir nazarýyla –biiznillâh– cezb u incizab ufkuna yükselir ve çok uzun seyr ü sülûklara vâbeste rûhânî mesafeleri birden kat’eder ki buna “nazar-ý hâkanî” derler.

Sofîler arasýnda nazarý, mürîd, tâlib veya sâlikin ayaðýný basacaðý yere kilitleyip (nazar ber kadem) kendisini daðýnýklýða götürecek aðyâra karþý bütün bütün kapanma þeklinde yorumlayanlar da olmuþtur. Bence bu, biraz da “nazar-kadem” ufkuna ulaþmýþ müntehîlere has bir durumdur. Umumun Cenâb-ý Hakk’a nazar ve teveccühü ise, herkesin istidat ve kabiliyeti ölçüsünde, esmâ ve sýfât ufku itibarýyla O’nun tasarruf ve icraâtýný kavramaya çalýþma, aczini, fakrýný idrak etme, nisbeten de her zaman vicdanýnda duyup hissettiði bir istinat ve istimdat noktasý arama hissiyle O’na dayanma, O’ndan medet isteme, böyle bir bakýþ ve teveccühe lütfedilen mevhibeleri þükranla karþýlama, þevk ile “mezîd” avlama þeklinde gerçekleþmektedir ki, böyle bir nazar herkese açýk olmanýn yanýnda âlâyiþ ve gösteriþten uzak bulunmasý itibarýyla da daha emin görülmektedir.

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com