|
Riyazet |
|
|
|
Hayatýn disipline edilmesi; yeyip-içme ve yatýp-kalkmanýn hamd ü þükür gayeli ve ihtiyaç ölçüleriyle mukayyet hâle getirilerek dengelenmesi þeklinde yorumlayacaðýmýz riyâzet; sofîye ýstýlahýnda, nefsin terbiyesi ve ahlâkýn tehzibi mânâlarýnda kullanýlmýþ, yemek-içmek-uyumak dahil, nefsin arzu ettiði þeylere karþý kesin tavýr belirleyerek cismanî istekleri gemleme yolu kabul edilmiþtir. |
|
|
Müþâhede |
|
|
|
Bir þeyi temâþâ etme ve gözleme mânâlarýna gelen müþâhede; ef’âlde esmâyý, esmâda “Müsemmâ-yý Akdes”i basiretle rü’yete denir. Diðer bir yaklaþýmla, müþâhede, kurb erlerinin, “min verâi hicâb” ufkuna ulaþarak, eþyanýn “ehadiyet-i Hakk”a (Hak birliði) þeffaf bir ayna hâline gelmesinden ibaret sayýlmýþtýr. |
|
|
Mükâþefe |
|
|
|
Keþf kelimesinden gelen mükâþefe; hakikat ehline, ilâhî sýrlarýn zuhûr etmesi demektir ki; sâlikin, mânevî mücâhede yoluyla yükselip esmâ ve sýfât hakikatlerini duymasý, sezmesi ve bilmesi ruh hâlinden ibarettir. Öyle ki, bu mertebeye ulaþan hak yolcusu, bir yandan ilâhî isim ve sýfâtlarla alâkalý seyahatini –istidadý ölçüsünde– tamamlamýþ sayýlýr; diðer yandan da, “arþ-ý rahmet”in izdüþümü olan lâtife-i rabbâniyeye ilâhî sýrlar akmaya baþlamýþ olur. Bu mazhariyete erenlere yer yer melekût âleminin perdeleri aralanýr ve eþyanýn perde-önü, perde-arkasý ayân olur ki, sofîye buna; hicâbýn mâverasýndaki umûr-u gaybiyeye ýttýla mânâsýna mükâþefe der. Bu da, –erbabýnca bilindiði üzere– mükâþefenin taalluk ettiði hususlar itibarýyla, mücerret hakikatler ve gözle görülmeyen mânâlar olmasýna karþýlýk; müþahedenin taalluk ettiði hususlarýn zevât olduðu gerçeðine muvafýk düþmektedir. |
|
|
Mücâhede |
|
|
|
Ýnsanýn teþebbüslerinde ciddî olmasý, güç ve tâkatýný tam olarak ortaya koymasý diyebileceðimiz mücâhede; gönül erbabýnca, iradenin hakkýný vermek, nefis ile savaþmak, onu yenebilme yollarýný araþtýrmak, bedenin istekleriyle dinin emirleri –velev müstehab ve âdâb olsun– çakýþtýðýnda tercihlerini her zaman din istikametinde gerçekleþtirmek; yemede, içmede, uyumada, konuþmada zarurî olanla iktifâ edip, ibadet ü taat ve hayrât u hasenâtta iyiliðe doymamak demektir. |
|
|
Mârifet |
|
|
|
Lügat mânâsý itibarýyla bilmek de demek olan mârifet; düþünce ve himmetle, vicdan ve iç tefahhusla elde edilen hususî bir bilgidir ki, ilimden farklý bir muhtevaya sahiptir. Ýlim; okuma, öðrenme, araþtýrma, terkip ve tahlil yoluyla elde edilen bir müktesebat olmasýna karþýlýk mârifet; tefekkür, sezi ve iç müþahedeyle ulaþýlan ilmin özü demektir. Ýlmin zýddý cehalet, mârifetinki ise inkârdýr. |
|
|
|
<< Baa Dn < nceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonular 73 - 81 Toplam: 507 |