|
Soru: Bazý insanlar, en küçük musibetleri bile büyüyle irtibatlandýrarak kendilerine sihir yapýldýðýný düþünüyor ve üzerlerinde hissettikleri gizli güçlerin tesirlerinden kurtulmak için kapý kapý dolaþýp “nefesi kuvvetli” kimseler arýyorlar? Bu durumu bizim inançlarýmýz zaviyesinden deðerlendirir misiniz?
Cevap: Kötü niyetle ve çýkar düþüncesiyle, bazen metafizik güçleri de kullanarak, meþru olmayan yollarla insanlarý aldatmaya ve hatta onlara zarar vermeye yönelik gözbaðcýlýk ve düzenbazlýk þeklindeki iþlere “büyü” denir. Arapça’da “sihir” adý verilen büyüyü, metafiziðin fiziðe tesir etmesi ya da fizik ötesi bazý kuvvetlerin ruhu ve cesedi etkilemesi neticesinde insanýn tuhaf þeyler hissetmesini, duymasýný ve görmesini saðlamak þeklinde tarif edenler de olmuþtur. Sihrin, maddî deðil de ancak vehim ve hayal boyutunda bir etkisi olabileceði görüþünü savunanlar ise, onu, becerikli bazý kimselerin sergilediði el çabukluðu, algý yanýltmasý, bazý fizik kanunlarýný istismar etme, uyuþturucu veya sarhoþ edici maddeler içirerek bir kýsým insanlarý etkileme ve gerçekte normal olan bir olayý olaðan üstü yanlarý varmýþ gibi göstermeden ibaret saymýþlardýr. Tarihte Büyü ve Büyücülük Büyücülüðün kökü çok eskilere dayanmaktadýr. Öyle ki, Hazreti Ýbrahim’in peygamber olarak gönderildiði Babil halkýnýn önceleri ruhlara ve meleklere ibadet eden, daha sonra da yýldýzlara, aya, güneþe ve bunlar adýna yapýlmýþ putlara tapan kimseler olduðu rivayet edilmektedir. Günümüze kadar gelip ulaþan ve özellikle inancý zayýf kimseler arasýnda yaygýnlaþan yýldýz falýna inanma ve yýldýzlarýn gücüne sýðýnma da onlardan kalmýþtýr. Kendisiyle alakalý ayet-i kerimelerde açýkça görüleceði üzere, Hazreti Ýbrahim, muhataplarýný iknâ etmeye çalýþýrken sýk sýk ay, güneþ ve yýldýzlara atýfta bulunmuþ; böylece o dönemde öne çýkan ve devrin insanlarýnca deðer verilen meseleleri de nazara vermiþtir. Cinleri yardým için çaðýrma gücüne sahip olduklarýna ve bazý gizli güçleri diledikleri gibi kullanabileceklerine inanan Babilliler, bu yönleriyle Mýsýr medeniyeti üzerinde de çok büyük izler býrakmýþlardýr. Babil’den kalan falcýlýðý ve sihirbazlýðý daha da ileri götüren Mýsýrlýlar çoðu meseleleri büyüyle halletmeye çalýþýyor, gözbaðcýlýk yapýyor ve hemen her hususta illüzyona baþvuruyorlardý. Eski Mýsýr, dünyalarýný yalan üzerine bina eden gözbaðcý sihirbazlarla, onlarý bu iþe sevkeden mütekebbir Firavunlarýn hakimiyetindeydi. Bazý Yahudiler arasýnda da sihre itikat pek revaçta idi. Cin ve peri çaðýrmak, kötü ruhlarý esir almak, gizli güçleri kullanarak harikalar meydana getirmek, büyü ve efsun yapmak gibi þeyler Yahudiler arasýnda da mevcuttu. Fakat, bunlarýn kaynaðý Ýsrailoðullarý ve Tevrat deðildi. Onlarýn batýl inançlarý da, týlsýmlarla güç kazanmaya ve büyüden kuvvet almaya baðlý bir akým olan Kabalizm’in menþei gibi, Eski Mýsýr'ýn putperest anlayýþýna ve Firavunlarýn sihirbazlarýna dayanýyor, hatta Babil’e kadar uzanan bir çizgi takip ediyordu. Çinliler de büyüyle yakýndan ilgileniyorlardý. Haddizatýnda, eskiden iyi–kötü bütün ilimler, hep uzak doðudan geliyordu. Bundan dolayýdýr ki, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) "Ýlim Çin'de bile olsa gidip alýn!" sözünü sadece ilim iþtiyakýna ve araþtýrma aþkýna baðlamak doðru deðildir. Gerçi, bazý muhaddisler, bu sözün, Efendimiz'e isnad edilen "uydurma" bir beyan olduðunu ve sened zincirindeki kýrýlmalardan dolayý hadis kabul edilemeyeceðini vurgulamýþlardýr; fakat, "Bu zayýf bir hadistir" diyenler de olmuþtur. Þayet, bu ifadeyi hadis kabul edersek, þöyle düþünebiliriz: Allah Rasûlü daha uzak bir yeri de iþaret edebilirdi; fakat, Çin'i nazara vermiþti. Demek ki, belli bir dönemde eski dünya itibarýyla Çin'de ilim çok geliþmiþti. Ýlmin geliþmesinin yanýsýra efsanevî þeylere olan ilgi de artmýþ; sihir de yaygýnlaþmýþtý. Dinler tarihine göre, tenasüh eski Mýsýr halkýnýn “Hermes”ine dayanmaktadýr ve Pisagor (Pythagoras) vasýtasýyla kadîm Yunan'a götürülmüþtür. Pisagor, ruha dair bazý düþünceleri Mýsýr’dan Ýyonya’ya taþýrken, görünmez kuvvetlere hükmetme düþüncesini de taþýmýþ, zamanla Yunan-Roma medeniyetinde de, Þark'ta olduðu gibi, büyücülük ve falcýlýk raðbet bulmuþtu. Hârut ve Mârut Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in muasýrý olan Yahudiler arasýnda da büyü çok yaygýn idi. Onlar Hazreti Süleyman’ýn –hâþâ– büyük bir sihirbaz olduðunu, hükümdarlýðý sihir ile elde ettiðini, ins ü cinne de yine büyü ile hükmettiðini söylüyor; ayný yolla hem çok güçlü hâle gelebileceklerini hem de baþka kavimlerin içine korku salacaklarýný düþünüyorlardý. Kur’an-ý Kerim, Hazreti Süleyman’ýn bir peygamber olduðunu bildirince, onlar –hâþâ– “Muhammed Süleyman’ý peygamber sanýyor, halbuki o bir büyücüdür” demiþlerdi. Cenâb-ý Hak, Bakara sure-i celîlesinin 102. ayet-i kerimesiyle onlarýn bu iddialarýna cevap vermiþ ve þöyle buyurmuþtu: “Tuttular Süleyman’ýn hükümranlýðý hakkýnda þeytanlarýn uydurduklarý sözlere tâbi oldular. Halbuki Süleyman küfre girmemiþti. Fakat asýl o þeytanlar küfre girdiler. Halka sihri ve Babilde Hârut ve Mârut adlý iki meleðe indirilen þeyleri öðretiyorlardý. Oysa o ikisi: “Biz sýrf imtihan için gönderildik, sakýn kâfir olmayasýnýz!” demedikçe hiç kimseye (sihir yapmaya vesile olabilecek) bir þey öðretmezlerdi. Ýþte bunlardan koca ile karýsýnýn arasýný açacak þeyler öðreniyorlardý. Allah’ýn izni olmadýkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Fakat, onlar kendilerine zarar getirip fayda vermeyen þeyler öðreniyorlardý. Doðrusu, büyüye müþteri olan kimsenin âhiretten nasibi olmadýðýný da pek iyi biliyorlardý. Karþýlýðýnda kendi varlýklarýný sattýklarý þey ne kötü! Keþke bunu anlasalardý!” (Bakara, 2/102). Bu ayet, Hârut ve Mârut kýssasýnýn özünü ve içyüzünü de açýklamaktadýr. Bazý müfessirler, onlarýn birer melek deðil sembol ve mecâzî ifade olduðunu söyleseler de, genel kanaate göre, Hârut ve Mârut, Süleyman Aleyhisselam döneminde Babil'de insan þeklinde ortaya çýkan, kötülük için kullanmamalarý þartýyla insanlara sihir ilmini öðreten ve insanlar için imtihan vesilesi olan iki melektir. Bu ilmi kötülük ve küfür yolunda kullanan fâsýklarýn aksine, Hârut ve Mârut, “Biz imtihan vesilesiyiz; biz hem kaybettiririz, hem de kazandýrýrýz; bu öðreteceðimiz þeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanýlmasý da küfürdür; aklýnýzý baþýnýza alýn ve bu imtihaný kaybetmeyin.” demedikçe hiç kimseye hiçbir þey öðretmiyor ve muhataplarýný suistimale karþý uyarýyorlardý. Haddizatýnda, Merhum Hamdi Yazýr’ýn da dediði gibi, bu iki meleðin öðrettiði bilgiler bizatihi sihir deðildi, ancak o bilgiler sihir yapmaya ve suistimal neticesinde küfre düþmeye de açýktý. Nitekim, söz konusu ayette “o iki meleðe indirilen þey” hakkýnda açýkça sihir tabiri kullanýlmamýþ, o “þey” sihre atfedilmiþtir. Müslümanlar ve Büyü Evet, büyü Ýslâm'dan önce özellikle Babil ve Mýsýr medeniyetinde oldukça geliþmiþ; zamanla Çin ve Hindistan’da da raðbet görmüþ ve inanç açýsýndan metafizikle ilgili mülahazalara çok yatkýn olan Doðu insanýn eliyle iyice yaygýnlaþarak Batý ülkelerine kadar ulaþmýþtýr. Meleklere ve cinlere inandýklarý için fizik ötesine aþina olan Müslümanlar o eski medeniyetlerle irtibata geçince büyü ile de tanýþmýþ; tütsü, týlsým, muska ve fala bakma gibi bidatlarý onlardan almýþlardýr. Ýslâm alimleri sihri bazý kategorilere ayýrmýþ; yýldýzlarýn tesirine dayandýrýlan ve “týlsým” denilen daha çok Keldânîlerin kullandýðý sihirden ruh çaðýrma, hipnotizma ve benzeri yollarla insanlar üzerinde müessir olma þeklindeki büyüye, cinlerin gizli kuvvetlerinden yararlanýlarak yapýldýðý ileri sürülen ve halk arasýnda “cincilik” olarak bilinen sihirden el çabukluðu ile bir takým þaþýrtýcý oyunlar göstererek bir göz boyamadan ibaret olan “illüzyon”a, farklý farklý aletlerle yapýlan büyüden çeþitli ilaçlarýn ve kokularýn kullanýlmasýyla ortaya konan tuhaflýklara, Ýsm-i A’zam’ý bildiði iddiasýyla karþýsýndakileri psikolojik baský altýna almaktan insanlarýn gizli yanlarýný bir þekilde öðrenerek onlarýn kalblerini okumuþ gibi yüzlerine söylemek þeklindeki hokkabazlýða kadar pek çok büyü ya da büyü olarak deðerlendirilebilecek düzenbazlýk çeþidi saymýþlardýr. Ehl-i Sünnet alimlerine göre, sihir bir gerçektir ve onun bazý türlerinin fizikî dünyaya tesirleri de söz konusudur; ancak bu tesir sihirbazýn deðil, onun sebepleri yerine getirmesi neticesinde Allah'ýn yarattýðý bir tesirdir. Buhârî ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarýnda, Allah Rasûlü’ne de (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) büyü yapýldýðýndan bahsedilir. Mutezile alimleri ve bazý modern yorumcular böyle bir hadiseyi kabul etmeseler de muteber kaynaklarda bu mesele anlatýlmakta ve Cenâb-ý Hakk'ýn bir hikmete binaen izin verdiði bu büyü sebebiyle, Peygamber Efendimiz’in “mukarrabînin yanýlmasý” çerçevesinde bir-iki sehvi olduðu bazý Sahabiler tarafýndan –bir kýsým küçük farklarla– rivayet edilmektedir. Ashâb-ý kiram, nübüvvet pâyesiyle telif edemedikleri öyle bir vakayý söylemeyip gizleyebilirlerdi. Fakat, Rasûl-ü Ekrem üzerinde çok kýsa süreli ve küçük tesirleri görülen bu olayý nakletmede bir mahzur görmemiþlerdi. O hadiseyi nakletmek suretiyle, büyünün, Peygamber Efendimiz üzerinde, dinin ve diyanetin ruhuna dokunmayacak þekilde, muvakkat bir tesirinin hâsýl olduðunu belirterek hem onun bir þer olduðunu göstermiþ hem de öyle bir musibete maruz kalanlarýn ne yapmalarý gerektiðini talim buyurmuþlardý. Zaten, o sihirden sonra Allah Rasûlü’nde sadece bir kaç namazda “mukarrabîn sehvi” diyeceðimiz türden yanýlmalar görülmüþ ve bu hal uzun sürmemiþti. O yanýlmalar da, uhrevî düþüncelerin ve dava yörüngeli mütâlaalarýn bir insaný alýp bir yüce ufka taþýmasý ve ona bulunduðu zamaný-mekaný muvakkaten unutturmasý þeklinde olmuþtu. Öyle ki, yüksek duygulara ve uhrevî mülahazaralara baðlý o çeþit yanýlmalar bizde vuku bulsa, bizim için birer fazilet vesilesi bile sayýlabilir; çünkü, o sehivlerin arkasýnda dava düþüncesi vardýr. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine büyü yapýldýðýnýn farkýna varýnca dua etmiþ ve Cenâb-ý Allah’tan þifa dilemiþti. Çok geçmeden Hazreti Cibrîl ve Mikâil (aleyhimesselam) gelerek iþin hakikatini Efendimiz’e haber vermiþ; Allah Rasûlü’nden alýnan bir tarak saç-sakal ile hurma çiçeði kullanýlarak Lebîd Ýbn-i A’sam tarafýndan yapýlan büyünün Zervan kuyusuna atýldýðýný söylemiþlerdi. Rasûl-ü Ekrem, bazý ashâbýyla beraber o kuyuya gitmiþ ve kuyuyu kapatmýþlardý. Hazreti Aiþe, “Ya Rasûlallah, sihri çýkardýnýz mý?” diye sorunca Efendimiz, “Hayýr çýkarmadým. O sihri çýkarýp çözmekle halk arasýnda sihrin þuyû bulmasýndan endiþe ettim.” buyurmuþ; Cenab-ý Hakk’ýn, kendisine þifa verdiðini ve þifa bulmak için illâ sihri çözmek gerekmediðini belirtmiþti. (Bazý rivayetlerde, Hazreti Peygamberimizin büyüyü kuyudan çýkardýðý ama halka teþhir etmediði de anlatýlmaktadýr.) Büyü Küfre Götürür Ýslam, büyüyü ve büyücülüðü kesin bir dille yasaklamýþtýr: Kur'an-ý Kerîm büyücülerin iflah olmayacaðýný belirtmiþtir (Tâhâ, 20/69). “Bir düðüme üfüren sihir yapmýþ olur; sihir yapan da þirke girmiþ sayýlýr” buyuran Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sihrin büyük günahlardan ve helak edici yedi cürümden biri olduðunu beyan etmiþtir. Bir hadis-i þerifte eþlerin arasýný açmak için efsuna baþvurmanýn, ipliðe okumanýn ve büyü yapmanýn þirk olduðunu söyleyen Peygamber Efendimiz, baþka bir hadiste de, “Her kim falcýya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir þey sorar, söylediklerine inanýr ve tasdik ederse küfre girmiþ olur” buyurmuþtur. Bu hadisleri delil olarak getiren bazý alimler, sihirbazýn kâfir olduðuna hükmetmiþlerdir. Evet, göz boyama ve el çabukluðuyla insanlarý aldatma þeklindeki bazý türleri göz önünde bulundurulunca büyü yapan herkes hakkýnda “küfre girmiþ olur” hükmü verilemezse de büyünün her çeþidinin haram olduðunda þüphe yoktur. Allah Rasulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) büyüde bir tesir-i hakiki olduðuna inanýp Cenab-ý Hakk’ýn güç ve kuvvetini görmezlikten gelmeye, büyüyü ticarî bir iþ edinmeye ve insanlarýn maneviyat boþluklarýný onunla doldurmaya çalýþmaya küfür nazarýyla baktýðý da aþikardýr. Hususiyle bazý çevreler, bu türlü metafizik mülahazalarý dinin yerine koymaktadýrlar. Yogayý, meditasyonu, illüzyonu ve fizik ötesiyle alakalý ruhî tecrübeleri dine karþý bir alternatif olarak takdim etmektedirler. Din sayesinde ulaþýlabilen huzura, saadete ve bir kýsým fevkaladeliklere, bu yollarla da ulaþýlabileceðini iddia ve ilan ederek, insanlarý dinden soðutup yogaya, meditasyona ve hiçbir saðlam temele dayanmayan ruhî tecrübelere sevketmekte ve dinin yerine baþka metafizik mülahazalarý ikame etmeye çalýþmaktadýrlar. Þayet, insanlarýn nazarýnda farklýlýk arz eden ve onlara ilk bakýþta harikulâde gibi görünen bazý hal ve hareketlere ulaþabilirlerse, onlarla caka yapmakta, fevkalâdeden varlýklar gibi arz-ý endam etmekte ve -açýktan açýða söylemeseler bile– kendilerini peygamber yerine koymaktadýrlar. Yogizmden mistisizme, meditasyondan bir kýsým batýl tarikatlerin ayinlerine kadar çok geniþ bir alanda bu türlü sapýklýklarý görmek mümkündür. Maalesef, bizim ülkemizde o türlü inhiraflara girenlerin sayýsý da az deðildir. “Namaz, oruç, hac çok önemli deðil, bunlarýn hepsi þeklî þeyler. Asýl mesele þudur...” diyerek füruâta dair bir hususu öne çýkaran, dinde her meselenin kendine göre bir konumu olduðunu gözardý ederek Cenâb-ý Hakk’ýn büyük gördüðünü küçük kabul eden, O’nun indinde çok küçük olan bir meseleye de aslan payý veren, dolayýsýyla Allah’a karþý saygýsýz davranan ve ciddi bir inhiraf yaþayan bu kimseler, insanlarýn gönlünde din ve diyanetle doldurulabilecek boþluklarý o türlü bâtýl þeylerle kapatmaya çabalýyorlar. Diðer taraftan da, din ile Allah’a yaklaþabilecek, diyanetle kendi ruhî boþluklarýný doldurarak tatmine ulaþabilecek ve Hak nezdinde hoþnut olunan birer kul haline gelebilecek insanlarý o türlü fantezilerle deðiþik bir aleme çekerek meþgul ediyor, Allah’tan uzaklaþtýrýyor ve dolayýsýyla küfre giriyorlar. Büyüyü ya da büyü kategorisine dahil edilen el çabukluðuna dayalý bazý oyunlarý böyle büyük bir tahripte kullanmayanlar kâfir olmayabilir; hadis þerhlerinde görüldüðü gibi belki günah-ý kebâir iþlemiþ olurlar. Fakat, genelde Peygamber Efendimiz büyüye ve büyücülüðe küfür nazarýyla bakmýþtýr. Netice itibarýyla, sihrin bazý çeþitleri insaný küfre götürüyorsa, ondan tamamen uzak durmak her zaman daha saðlam bir yoldur. Nasýl ki, gýybetin bir çeþidi zinadan daha tehlikelidir.. evet, bir ferdin gýybetini yapmak günahtýr; fakat, bir topluluðun ya da o topluluðu temsil eden bir þahsýn gýybetini yapmak sýradan bir gýybet gibi deðildir; o zinadan daha tehlikeli ve öldürücü bir günahtýr. Aynen öyle de, büyünün bazý türleri ve onlarýn sebep olduðu bir kýsým sapýk inançlar vardýr ki, onlarla meþgul olmak ve onlara inanmak da küfürdür. Öyle ise, ondan bütün bütün uzak durmak gerekir. Dolayýsýyla, o meseleyi ifade ederken Allah Rasûlü, hikmetle hüküm vermiþ ve “Sihir küfürdür” buyurmuþtur. Papaz Büyüsü Meseleye bu zaviyeden bakýlýnca görülecektir ki, kimisi büyüyü meslek edinmiþ, sihir yapýyor ve küfre giriyor; kimisi de farkýna varmadan -hâþâ ve kellâ- Allah’ýn gücü ve kuvveti yerine farklý güçler ve kuvvetler farz ediyor, büyü yaptýrmak ya da bozdurmak için kapý kapý dolaþýyor ve küfürle karþý karþýya geliyor. Sanki –hâþâ- Allah onlarýn yapacaðý sihrin önünü alamazmýþ gibi düþünüyor. Dolayýsýyla, Cenâb-ý Hakk’a teveccüh edeceðine bir büyücüden baþka bir büyücüye, ondan da bir baþkasýna koþuyor. Böylece, kesret-i kýble (ayný anda pek çok kapýya yönelme) fâsid dairesi içine düþüyor. Bir ona bir buna yöneliyor ve itikadý tamamen sarsýldýðý için de hiç kimse onun derdine derman olamýyor. Ýþin vahim bir yaný da, büyü vasýtasýyla insanlarýn korkutulmasý ve üzerlerinde psikolojik baský kurulmasýdýr. Asýrlar önce Firavunlarýn müracaat ettiði ve Kabalistlerin de çokça kullandýðý bu metodla adeta iradeler felç edilmekte; insanlar hem o türlü þeylerle oyalanarak hayýr yollarýndan uzaklaþtýrýlmakta hem de sömürülmektedirler. Mesela, “papaz büyüsü” olarak bilinen meþhur sihir çeþidi böyle bir psikolojik silah ve propaganda vasýtasýdýr. En tehlikeli büyü çeþidi olarak anlatýlan, sonu gelmeyen mübalaðalarla çok korkunç gösterilen ve çoðu zaman ancak bir papaz tarafýndan çözülebileceði iddia edilen “papaz büyüsü” günümüzde de cahil insanlarý psikolojik baský altýna alan korku faktörlerinden biridir. Dilden dile aktarýlýrken bir heyulaya dönüþen ve bir yönüyle “Aman o adamlarla iyi geçinin, sakýn onlarý kýzdýrmayýn; papaz büyüsü yaparlarsa bir daha kolunuzu bile kaldýramazsýnýz” manasýna da gelen söylentiler sinsi bir oyunun parçasýdýr. Maalesef, sayýlarý az da olsa, cami gölgesinde büyüyen fakat kilise çatýsý altýnda papazdan medet uman ve ona büyü çözdürmek için sýra bekleyen kimselerin varlýðý da –þerirlerin lehine– bu oyunun tuttuðunu göstermektedir. Milletin akîdesiyle nasýl oynandýðýný, dinin hüviyet-i asliyesinin bozulmasý için ne denli gayret edildiðini ve hurafelerin ne þekilde inanç yerine konduðunu görmek için medyumlara ve onlara raðbet edenlere bakmak da yeterli olsa gerek. Öyle insanlar var ki, Allah’a, Peygamber’e, dine ve diyanete inanmýyorlar; fakat, bir genel müdürlüðe gelip gelemeyeceklerini, bir koltuk kapýp kapamayacaklarýný öðrenme ümidiyle medyumlara danýþýyorlar. Ülkemiz ve milletimiz için hayatî ehemmiyeti olan bir kurumun üst seviyedeki bir temsilcisi bile daha yukarýdaki bir basamaða çýkýp çýkamayacaðýný öðrenme niyetiyle medyumun huzuruna (!) koþuyor. Ve zannediyorum bu insanlar, hayatlarýnda bir kere olsun, kâinatta en büyük hakikat olan “Lâilâhe illallah Muhammedun Rasûlullah” hakikatine kendi azameti ölçüsünde inanmamýþlar. Medyuma inandýklarý kadar dahi Allah’a inanmamýþ zavallý insanlar... Meselenin çok acý ve pek acayip bir yaný da þudur ki; bir yerde din ve diyanet kendi çerçevesinde doðru bir þekilde anlatýlýnca, ona “dinî propaganda” diyorlar ve mani olmaya çalýþýyorlar. Fakat, medyumundan müneccimine, büyücüsünden üfürükçüsüne kadar bir sürü hîlebâz için her türlü imkaný seferber ediyor; televizyon kanallarýný onlara açýyor, gazete sayfalarýný onlarýn haberleriyle dolduruyor ve o türlü insanlarý birer meþhur yýldýz haline getirerek herkesin onlara koþup müracaat etmesine zemin hazýrlýyorlar.. ve böylece, koskocaman bir millet ateþe koþan pervaneler gibi kendini alevlerin içine atýyor. Üfürükçüler Arasýnda Mekik Evet, büyü bir gerçektir ama her þeyi büyüden bilmek doðru deðildir. Kanaatimce, musibetleri büyüye baðlama kapýlarýný bilkülliye kapamak gerekir. Büyü yapýlmýþ mý yapýlmamýþ mý? Cin çarpmýþ mý çarpmamýþ mý? Peri musallat olmuþ mu olmamýþ mý? Bunlar bazý insanlarýn baþýna gelmiþ olabilir; biz büyünün yapýlabileceðine ve bazý kimselerin onunla imtihan olabileceðine de inanýyoruz. Fakat büyü ihtimaline karþý kapýyý ardýna kadar açýk tuttuðunuz zaman en küçük sýkýntýnýn dahi büyüyle açýklandýðýna ve hemen büyücülere koþulduðuna da þahit oluyoruz. Öyle ki, baþý aðrýyan, midesi bulanan, kendisine izdivac yolu açýlmayan, eþiyle arasý bozulan, anne-babasýyla geçinemeyen, çocuðuna laf dinletemeyen, iþleri iyi gitmeyen ya da dengeli bir insan tavrý sergileyemeyen hemen herkes kendisine büyü yapýldýðýný düþünüyor ve çevrenin de tesiriyle çok geçmeden sihre maruz kaldýðýna gerçekten inanýyor. Kendisine büyü yapýldýðýna inananlarýn pek çoðu büyücüler arasýnda mekik dokuyor; bir büyücüden diðerine, ondan bir baþkasýna gidip duruyor. Bazen hoca kýlýðýndaki bir düzenbaz, müþterisinin baþýna dolanan sihri bozamayýnca, onu bir baþka arkadaþýna sevkediyor; o da baþa çýkamayýnca üçüncü bir büyücünün yolunu göstererek “O benden daha kuvvetli bir adam; üfürüðü öyle güçlü ki, kim için bir muska yazsa onun etrafýndaki bütün cinler hemen kaçýyor” diyor. Ýradesi felç edilen zavallý insan bu defa onun kapýsýný çalýyor. Belki muvakkaten onunla teselli oluyor. Bir-iki gün, ruh haletinde ve psikolojisinde bir rahatlama hissediyor. Bazý ziyaretçilerine “Falan zat dua etti, anýnda iyileþtim” deyince, bu hadiseyi biri diðerine, o da bir baþkasýna anlatýyor ve aslýnda tedavi adýna hiçbir þey yapmayan hatta belki o meseleden de hiç anlamayan adam meþhur oluveriyor. Birkaç gün geçince, büyülendiðini düþünen insan, kafasýnda canlandýrdýðý ve zihninde resmettiði korkularý yeniden hissetmeye baþlýyor; bir kere daha ervâh-ý habisenin tesirine giriyor. Bu defa, daha güçlü bir üfürükçü bulmaya çalýþýyor.. ve böylece bir sektör meydana geliyor; tamamen þeytanlýk aðý ve tuzaðý üzerine kurulmuþ bu sektör sürekli besleniyor. Bir arz–taleb meselesi gibi, kandýrýlmaya açýk bazý insanlar o sektörün sermayesi oluyor ve büyülendiðini düþünen bu kimseler o sektörü devamlý güçlendiriyorlar. Gayb ilmine, büyüye ve cinlerle alakalý bilgilere vakýf olduðunu iddia eden ve sözde þifa daðýtan hilekârlar da aðlarýný kurarak “Nasýl olsa müþterilerimiz gelecekler” deyip bekliyorlar. Böylece, hiçbir iþe yaramayan tufeyli bir güruh saf insanlarýn sýrtýndan geçinip gidiyor. Bu arada, bazýlarý gerçekten büyüye, vesveseye ve evhâma maruz kalmýþ ya da habis ruhlarýn hücumuna uðramýþ da olabilir. Bunlar genellikle Allah’tan uzaklaþma, Peygamber Efendimiz’e karþý mesafeli durma ve Kur’an’dan ayrý kalma neticesinde olur. Öyleyse, çareyi yakýnlaþmada ve aradaki mesafeyi daraltmada aramak gerekir. Ýnsan, Allah’a kurbet vesileleri kollamalý, Efendimiz’e yakýn durmalý ve Kur’an’a gönlünü açmalýdýr ki, uzaklýk ve yalnýzlýðýn tehlikelerine karþý korunabilsin, vahþetini gidersin. Allah’a gönülden yönelmeli, içini O'na dökmeli ve þifayý sadece O’ndan istemelidir ki, duasýna icabet edilsin. Ayrýca, bazý aðzý dualý kullar vardýr; onlar yalnýzca Allah rýzasý için dua ederler. Hastanýn ismini alýr, birkaç gece kalkar, secdeye kapanýr ve yalvarýrlar; “Bahtýna düþtüm Allah’ým, Þafi-i Hakiki Sen’sin. Þu kuluna þifa ihsan eyle; onu batýl peþinde koþan insanlarýn eline düþürme; onlarýn eline düþürüp periþan etme” der, yakarýrlar. Allah Teâlâ da murad buyurursa, þifa ihsan eder. Bu yol, enbiyâ, evliyâ ve asfiyânýn yoludur; bu hak dostlarýnýn yolu dururken, Kur’an ve Sünnet gibi hiç yanýltmayan müracaat kaynaklarý bir kenarda beklerken baþka kapýlara yönelmek aldanmýþlýktýr. Bu hidayet rehberlerine müracaat edenler bütün dertlerine derman bulabilirler. Dertlerine derman bulamasalar da, sabýr kalesine sýðýnýr, az diþlerini sýkar ve musibeti vereni bildikleri için sabrederek evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîn mertebesine yükselebilirler. Belki dünya hesabýna biraz sarsýlýrlar; fakat ahiretlerini imar etmiþ olurlar. Dolayýsýyla, asýl baþvurulmasý gereken kaynaklar Kur’an ve Sünnet’tir. Hiç yanýltmayan rehberler Ýnsanlýðýn Ýftihar Tablosu ve her devirde selef-i sâlihînin cadde-i kübrâsýnda ve onlarýn va’z ettikleri metodoloji çerçevesinde hareket eden salih kullardýr. Her meselede olduðu gibi metafizikle alakalý mevzularda da bu saðlam kaynaklarýn ve yanýltmayan rehberlerin gösterdiði çizgi takip edilmelidir. Soru: Peygamber Efendimiz’in büyüye karþý okumuþ olduðu bir dua var mýdýr? Kendisine sihir yapýldýðýna inanan bir insan hangi dualarý okumalýdýr? Cevap: Allah Rasûlü (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) her gece yatmaya hazýrlandýðý zaman iki elini açarak birleþtirir, Ýhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyarak ellerinin içine üfler, sonra baþýndan ve yüzünden baþlayarak üç defa elinin eriþtiði kadarýyla bütün vücudunu sývazlar, ondan sonra yatardý. Hazreti Aiþe validemiz, Peygamberimizin bunu her gece üç defa yaptýðýný rivayet etmektedir. Rasul-ü Ekrem Efendimiz, kendisine büyü yapýldýðýný farkettiði zaman da bu sureleri okuyarak Cenab-ý Hakk’a sýðýnmýþtý. Ýki elini açýp yanyana getirmiþ; Ýhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyarak avucuna üflemiþ ve baþtan ayaða kadar bütün vücudunu meshetmiþti. Nakledildiðine göre, Efendimiz bunu 11 defa yapmýþ; her defasýnda adeta bir düðümün çözüldüðünü hissetmiþ ve rahatlamýþtý. Dolayýsýyla, o türlü bir duruma maruz kalanlar Ýhlâs suresini ve "Muavvizeteyn" dediðimiz Felâk ve Nâs surelerini onbirer kere okumalý ve Peygamber Efendimiz gibi yapmalýdýrlar. Buna ilave olarak, Fatiha suresi, Âyete'l-Kürsî ve güvenilir dua mecmualarýndaki mesnun (Allah Rasulü’nden nakledilen) dualar da okunup onlarla Allah'tan þifa dilenebilir. Mesela; cin çarpmasýna maruz kaldýðýný düþünen bir insan Fatiha Suresi’ni, Bakara Suresi’nin 1, 2, 3, 4, 5, 163, 164, 255, 284, 285 ve 286. ayetlerini, Âl-i Ýmran Suresi’nin 18. ayetini, A’raf Suresi’nin 54, 55 ve 56. ayetlerini, Mü’minûn Suresi’nin 116, 117 ve 118. ayetlerini, Sâffât Suresi’nin ilk on ayetini, Haþr Suresi’nin son üç ayetini, Cin Suresi’nin 3. ayeti ile Ýhlâs, Felâk ve Nâs surelerini okumalýdýr. (Bu duanýn tam metni Iþýk Yayýnlarý tarafýndan neþredilen Mealli Dua Mecmuasý’nýn Mart-2004 baskýsýnýn 161. sayfasýnda mevcuttur.) Bunlarý, o derde dûçar olan insan kendisi okuyabileceði gibi, eþler ve ailenin diðer fertleri de birbirlerine okuyabilirler. Ayrýca, gecesi aydýn, aðzý dualý, hiçbir beklentisi ve iddiasý olmayan samimi kimselere dua ettirme de bu hususta þifa adýna baþvurulmasý gereken yollardan biri sayýlabilir. Þâfi ve Müessir-i Hakikî O’dur!.. Bu arada, bu dualarý okuma kadar önemli olan bir husus da, büyüyle imtihan olan þahsýn, onu Allah'ýn izale edebileceðine tam inanmasýdýr. Þayet insanýn inancý zayýfsa, yani Allah'ýn kendisine þifa ihsan edebileceðine dair þüphesi varsa, bütün bu okumalar, yalvarmalar ve dualar þifaya vesile olmayabilir. Fakat, Kur’an’ýn bereketiyle ve saðlam bir niyetle Allah’a teveccüh edilirse o dert –inþaallah– zâil olur. Biz Allah'ýn her þeye gücü yettiðine inanmýyor muyuz? Öyleyse, o belayý –hâþâ– Rabbimiz savamayacak da cinci hocalar (!) ve medyumlar mý savacak? Hayýr, nâçar kaldýðý yerde sadece Cenâb-ý Hakk’a teveccüh eden bir insana, Allah mutlaka bir perde açar ve onun dertlerine derman olur. Elverir ki o, baþka kapýlara gitmesin ve Allah’ý yegâne Müessir-i Hakiki bilerek O’na yönelsin. Evet, “O’dur beni yaratan ve hayat imkânlarýný veren, maddeten ve mânen yol gösteren. O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren. Hastalandýðýmda O’dur bana þifa veren. O’dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan. Büyük hesap günü günahlarýmý baðýþlayacaðýný umduðum ulu Rabbim de yine O’dur.” (Þuara, 26/78-82) diyen Hazreti Ýbrahim bu konuda bize ne güzel örnektir. Ýþte bu imanla hareket etmek lazým. Aç da kalsak susuz da, tökezlesek de düþsek de, bela ve musibetlere maruz kalsak ya da düþmanlarla karþýlaþsak da, her halükarda Allah bize yeter. Allah’ýn inayet ve riayetinin olduðu bir yerde, baþka desteklere ihtiyaç yoktur. Sözün özü, büyü gerçektir ama her þeyi büyüden bilmek yanlýþtýr. Büyücülerin pek çok gizli bilgilere vakýf olduðu ve tabiat üstü iþler baþarabildiði þeklindeki inançlar Ýslâm'a aykýrýdýr. Sihri bir sektör haline getirip insanlarý Allah’tan ve dinden uzaklaþtýrmak, dinin yerine bu türlü metafizik mülahazalarý ikame etmek küfürdür. Sihrin haram olduðuna inanmakla birlikte, iman zaafýndan dolayý sihir yapmak veya yaptýrmak da büyük günahtýr. Þahsî ya da ailevî bazý arýzalarýn arkasýnda gerçekten büyü olsa bile, cinci hocalara (!) gitmek, þehir þehir, kapý kapý büyücü peþinde koþmak ve bu iþin tacirliðini yapan hîlebâzlara sermayedâr olmak büyük bir aldanmýþlýktýr. Dinin yerine konmak istenen alternatiflere karþý tavýr belirleme, efsanelere inanmama, üsturelere karþý mü’mine yaraþýr bir duruþ içinde bulunma, büyücülük ve cincilik karþýsýnda selef-i salihînin çizgisinden ayrýlmama, o türlü hurafelere karþý kapýlarý kapayýp arkalarýna sürgü vurma ve -Allah’a tam teveccüh etmiþsek- kimsenin bize zarar veremeyeceðine kat’î surette inanma bu konuda bize düþen vazifelerdir.
|