Cumartesi, 22 Kasm 2008
 

  Anasayfa


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Fâcirin Cesareti ve Müttakînin Zilleti Yazdr E-posta
Soru: Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah’ým fâcirin celâdetinden, müttakînin de aczinden sana sýðýnýrým!” sözünü nasýl anlamalýyýz? Özellikle, müttakînin aczinden Allah’a sýðýnma ne ifade etmektedir? Bu acz ile Bediüzzaman’ýn seyr ü sülûkta bir esas kabul ettiði “acz” arasýnda nasýl bir fark vardýr?

Cevap: Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) insana sýkýntý ve keder verecek, onu dünya ve ahirette zillete düþürecek mevzularda Cenâb-ý Hakk’a sýðýnmýþ, ümmetine de her türlü musibete karþý Allah Teâlâ’nýn hýfz ve inâyetine sýðýnmalarýný tavsiye etmiþtir. Bu þekilde, ilahî emir ve yasaklara uymanýn yaný sýra, hem söz hem de amelle Allah’ýn koruyup kollamasýný ve bütün þerlerden muhafaza etmesini istemeye “istiâze” denmektedir.

Peygamber Efendimiz’in deðiþik hadis-i þeriflerine bakýlýrsa görülecektir ki, O, küfürden, fâsýklýktan, nifaktan, riyakârlýktan, kalbin kasvet ve gafletinden, acizlikten, tembellikten, yoksulluk ve borcun galebe çalmasýndan, zillet ve meskenetten, insî ve cinnî þeytanlarýn þerlerinden, delilik ve cüzzam gibi hastalýklardan, bunamaktan ve çok yaþlanýp baþkalarýnýn eline düþmekten, yangýn ve sel gibi felâketlerden, kabir azabýndan ve Cehennem’den... Cenâb-ý Allah’ýn rahmetine, ilâhi riâyet ve inâyete iltica etmiþ; ayný zamanda bize de, bu musibetlere karþý teyakkuzda olmamýzý irþad buyurarak, yönelmemiz lazým gelen sýðýnaðý göstermiþtir.

Soruda zikrettiðiniz beyan-ý nebevîde de kendisinden Allah Teâlâ’ya sýðýnýlmasý iþaret edilen iki husus belirtilmektedir: Bunlarýn birincisi, “fâcirin celâdeti”; diðeri ise, “müttakînin aczi”dir.

Celâdet; yiðitlik, bahadýrlýk, atýlganlýk ve cesaretlilik demektir. Celâdetin zýddý ise, cebânet (korkaklýk), zillet, miskinlik ve ürkekliktir. Bu ifade bazen fütüvvet, þecâat ve þehâmet kelimelerinin müteradifi olarak da kullanýlýr. Bunlarýn hepsiyle anlatýlmak istenen ortak mana, aziz yaþama, haksýzlýða ve haksýzlara boyun eðmeme, saldýrýlar karþýsýnda korkak olmama, ihtiyaç halinde kuvvete baþvururken bile haktan ayrýlmama, gücü yettiðinde bir haksýzlýða haddinden fazla karþýlýk vererek mütecaviz davranmama ve hatta cezalandýrmaktan daha ziyade afv ü safh yolunu tercih etme gibi hususlardýr.

Mü’min, Azîz ve Yiðit Ýnsandýr!..

Celâdet ve þecâat, dinimizce takdir edilen ve her mü’minde bulunmasý gereken memduh bir sýfattýr. Ýslam ahlakýyla alâkalý kitaplarda mutlaka bu mesele de ele alýnmýþ; bu mevzu hakkýnda müstakil kitaplar yazýlmýþ; Kur’an-ý Kerim’de yer verilen konularýn tasnif edildiði mu’cemlerde hiç olmazsa birkaç kelimeyle bu husus da nazara verilmiþtir. Celâdet ve þecâatiyle tarihe geçen büyükler hep alkýþlanmýþ, onlara dair destanlar yazýlmýþ ve çok defa o destanlara müracaat edilerek günümüzün insanýnda da o ruh haleti uyarýlmaya çalýþýlmýþtýr.

Kur’an-ý Kerim, Ashâb-ý Kirâmý anlatýrken onlarýn aziz ve yiðit insanlar olduklarýna iþaret etmiþ; ”Onlar kâfirlere karþý þiddetli, kendi aralarýnda ise çok þefkatlidirler.” buyurmuþtur. (Fetih, 48/29) Evet, Sahabe efendilerimiz kendi aralarýnda çok mütevazi, yüzleri yerde ve þefkatli kimselerdir. Fakat, küffâr, küfrünün gereðini yerine getirdiði zaman, mü’minin takýnmasý gereken tavýr celâdet tavrýdýr. Dolayýsýyla, onlar da kâfirlere karþý çok çetin, çok þiddetlidirler; onlarýn hücumlarýna karþý zayýflýk ve yýlgýnlýk göstermezler. Ashabýn kâfirlere karþý aziz olmalarý, kaba ve katý davranmalarý mânasýna gelmemekte; saldýrýlar karþýsýnda sinmemelerini, tehditlere boyun eðmemelerini, dünya menfaati için davalarýný terk etmemelerini ve zalimlerin diþleri arasýnda öðütülebilecek kolay bir lokma olmamalarýný ifade etmektedir.

Evet, Bediüzzaman’ýn ifadesiyle, dünyaperest insan, bir lezzet için nihayetsiz zilleti kabul eder; hasis bir menfaat için þeytanýn ayaðýný öper derecede alçaklýk gösterir. O, herkese kul-köle olup, riyakârlýk ve dalkavukluk ettiðinden dolayý, son derece zillet, meskenet ve aþaðýlýk içindedir. Fakat, ehl-i iman, özellikle de tahkikî iman ile imaný inkiþaf edenler, kavîdirler, muazzezdirler. Her mü’min aziz bir kuldur; çünkü o, Allah’a kul olmuþ ve bir yönüyle kulluðunu O’na ipotek ettirmiþtir. Ýnanan bir insan, sadece Kadîr-i Zülcelâl, Hakîm-i Zülkemâl, Hâlýk-ý Kâinat ve her þeye gücü yeten Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz’a kulluk eder ve o kulluðuna karþý da hiçbir alternatif tanýmaz. Öyleyse, miskinliðin, zilletin, baþkalarý karþýsýnda serfürû etmenin ve küçük bir menfaat için el-etek öpmenin zýddý olarak kullanýlan celâdet bir mü’min sýfatýdýr. Mü’min cesurdur, yiðittir; korku ve yýlma bilmeyen bir kahramandýr. Mehmet Akif bu hakikati ifade sadedinde þöyle demiþtir:

Þehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlýk’týr;
Hakîki Müslümanlýk en büyük bir kahramanlýktýr.
Cebânet, meskenet, dünyâda, sýðmaz rûh-i Ýslâm’a...
Kitâbullâh’ý iþhâd eyledim -gördün ya- da’vâma.
Görürsün, hissedersin varsa vicdânýnla îmânýn:
Ne müthiþ bir hamâset çarpýyor göðsünde Kur’ân'ýn!

Beþinci Boyut

Bizim tarihimiz, özellikle de îtilâ (yükselme) dönemlerimiz bu celâdet ve þecâat ruhunun en mümtaz kahramanlarýyla doludur. Milletimizin çok cesur, korkusuz ve fütursuz yiðitleri, cebânet ve meskenetin Müslümanlýkla baðdaþmadýðýný hemen her fýrsatta göstermiþ; din, vatan ve millet uðruna ölüme bile hiç tereddüt etmeden seve seve gitmiþlerdir. Hatta þavaþa giderken, gazilikten daha çok þehitliði düþünmüþ; þehadet þerbeti içmek için fýrsat kollamýþlardýr. Samanyolu Televizyonu’nun “Beþinci Boyut” dizisinde gösterdiði gibi, nazarlarýný ebedî bir hayata diken her mukaddes ruh, köyünü, tarlasýný, annesini, çocuk bekleyen eþini ve bütün hayallerini arkada býrakýp tereddütsüzce cepheye yürüyebilmiþtir. Fakat, onlarýn yürüdükleri yer aslýnda farklý bir âlemin kapýsýdýr; bambaþka bir buudun ve hayatý insan üstü bir seviyede sürdürme mertebesinin ilk basamaðýdýr.

Bundan dolayýdýr ki, Cenâb-ý Hak, “Allah yolunda öldürülenler hakkýnda “ölü” demeyin. Bilakis, onlar diridirler, fakat siz bunun farkýnda deðilsiniz. (Bakara, 2/154) buyurmaktadýr. Evet, Bediüzzaman hazretlerinin de ifade ettiði gibi, hayat mertebeleri farklý farklýdýr; Kur’an’ýn ve hadis-i þeriflerin iþaretiyle sabittir ki, þühedânýn tabaka-i hayatlarý sair kabir ehlinin durumunun üstündedir. Þehitler, hayatlarýný Hak yolunda feda ettikleri için, Cenâb-ý Hak, dünya hayatýna benzeyen, fakat kedersiz ve zahmetsiz olan bir hayatý âlem-i berzahta onlara ihsan etmektedir. Öyle ki, onlar öldüklerinin bile farkýnda deðildirler; kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini bilmekte, ölümdeki firak acýlýðýný hiç hissetmemekte ve tam bir saadetle mütelezziz olmaktadýrlar.

Hazreti Üstad, þehit olan yeðeni Ubeyd hakkýnda, “Bir rüya-yý sâdýkada, yerin altýnda bir menzil suretindeki kabrine girmiþim. Onu þühedâ tabaka-i hayatýnda gördüm. O beni ölmüþ zannediyormuþ; benim için çok aðladýðýný söyledi. Kendisini hayatta biliyor; fakat Rus’un istilâsýndan çekindiði için, yeraltýnda kendine güzel bir menzil yapmýþ.” demiþ; hadsiz vâkýâtla ve rivayetle, þehitlerin bu tarz bir hayata mazhariyetlerinin ve kendilerini sað bildiklerinin sabit ve kat’î olduðunu belirtmiþtir.

Evet, Seyyidü'þ-þühedâ olan Hazret-i Hamza (radýyallahu anh) efendimizin, ruhaniyetiyle kendine iltica eden insanlarýn yardýmýna koþtuðu çok vâkîdir. Cenab-ý Allah, bazý durumlarda selef-i salihînin þehitlerini icraât-ý Sübhaniyesine perde yapmaktadýr. Kimi insanlarýn yardýmýna Hazreti Ali’yi, bazýlarýna Hazreti Mus’ab’ý ve bir kýsmýna da Bedir ashabýný göndermektedir. Farklý bir buudda bulunan þehitler, çoðu zaman imdatlarýna koþtuklarý insanlara dünyadaki halleriyle görünmekte ve onlarýn alýþýk olup yadýrgamadýklarý misalî resimleriyle, berzahî fotoðraflarýyla ortaya çýkmaktadýrlar. Yani, siz þühedâyý, dünya hayatýnda hangi elbise içinde ve nasýl bir halde görmüþseniz, Allah Teâlâ da onlara o türlü misalî elbiseler giydirmekte, öyle karþýnýza çýkarmakta ve dünyaya ait bazý umûru onlara icrâ ettirmektedir. Þu kadar var ki, onlar sizin yediðiniz türden þeyler yemezler; hayatýnýzý devam ettirebilmeniz için mukayyet bulunduðunuz yeme, içme, uyuma gibi bazý kayýtlar onlar için söz konusu deðildir.

Þehâmet-i Ýmaniye

Ýþte, her mü’minde imandan kaynaklanan bir kahramanlýk ve cesaret ruhu olmasý iktizâ eder ki biz buna þehâmet-i imaniye, izzet-i diniye ya da celâdet deriz. Bununla beraber, Bediüzzaman hazretleri mü’minlerdeki þehâmeti anlatýrken onu “þefkatle cihazlanmýþ þehâmet-i imaniye” þeklinde tavsif eder. Yani, mü’minler, zâlimler karþýsýnda zillet göstermedikleri gibi mazlumlarý da zelil etmezler.. onlar, emri altýndakilere hiçbir hak ve hürriyet tanýmayan despotlara dalkavukluk yapmaz, kaba kuvvet temsilcilerine el açýp boyun bükmezler; bununla beraber, zayýf ve çaresiz kimselere karþý da tahakküm ve tekebbürde bulunmazlar.

Ýmanýn kazandýrdýðý izzetle yaþayan insanlar, kahramanlýk ve cesaretlerini haksýzlýkta ve baþkalarýný ezmekte kullanmaz ve asla kaba kuvvete baþvurmazlar. Onlar, güçlü olduklarý yerde affeder; hiddet ü þiddet anýnda hilm ü silmle muamelede bulunur; ihtiyaç içinde kývrandýklarý durumlarda bile “îsâr” ruhuyla hareket edip baþkalarýný dü¬þünür ve düþmanlar
Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com