|
Soru: Birer disiplin insaný haline gelebilmemiz için Ramazan ayýnýn ne gibi katkýlarý olabilir? Ramazan-ý þerif bizde ne türlü alýþkanlýklar hasýl etmelidir?
Cevap: Disiplin, frenkçe bir kelimedir; intizamýn te’mini için uyulmasý gereken emir ve yasaklar, dengeli bir insan olabilmek için lazým gelen zihnî, ahlâkî, ruhî terbiye ve “düzen ruhu” manalarýna gelmektedir. Disiplin insaný ise, belli kaide ve prensipler çerçevesinde yaþayan, tertip ve düzen hususunda hassas davranan insan demektir. Aslýnda, bir mü’minin hayatý her zaman çok ahenkli olmalýdýr. O, ne zaman ne yapmasý gerektiðini, nelerle meþgul olmasý ve hangi iþlerle uðraþmasý lazým geldiðini önceden bilmeli ve ona göre davranmalýdýr. Onun, hangi iþi önce yapacaðýný belirleme ve bir programa göre çalýþma niyeti haricinde “Acaba þimdi ne yapsam?” þeklinde bir düþüncesi olmamalýdýr. O, hem Cenab-ý Hakk’a karþý kulluk vazifelerini hem diðer insanlarla alakalý sorumluluklarýný hem de kendi þahsî iþlerini ve bunlardan hangisini ne zaman yapacaðýný mutlaka önceden tayin etmeli; her haliyle bir düzen ve intizam örneði sergilemelidir. Haddizatýnda, ibadetler iþ tanzimi ve vakit taksimi için çok önemli birer köþe taþýdýr ve inanan insan çoðu zaman iþlerini o ibadet takvimine göre ayarlar: “Öðle namazýndan sonra; akþam namazýndan önce..” diyerek gününü belli dilimlere ayýrýr ve hiçbir anýný boþ geçirmemeye çalýþýr. Zamanýn kýymetini bilen ve ömrü, deðerlendirilmesi gereken çok önemli bir nimet olarak gören kimseler, yeme içmeden yatýp-kalkmaya kadar her þeyi zabt u rabt altýna alýrlar; hiçbir meselelerini daðýnýklýk içinde ve sürüncemede býrakmazlar. Onlar bilirler ki, hem insanlarýn hem de kurumlarýn en verimli olduklarý anlar, en düzenli olduklarý zamanlardýr. Ýþte, Ramazan ayý, yemek-içmek-uyumak gibi nefsin arzu ettiði þeylere karþý tavýr belirleyerek, bunlarý ihtiyaç ölçüsünde ve hamd ü þükür duygularý içerisinde gidermek suretiyle hayatý disipline etmeyi öðretir. Nefsanî isteklere karþý, kalb ve ruh atmosferine sýðýnarak, vicdaný harekete geçirip iradeyi güçlendirerek sürekli istikamet üzere olabilmeyi ders verir. Ramazan-ý þerif, insanýn en zayýf damarlarýndan biri olan yeme-içme isteðini sýnýrlamayý ve kontrol altýnda tutmayý saðlar. Adeta bir beslenme disiplini talim eder. Evet, hayatý devam ettirebilmek için mutlaka yemeye, içmeye ihtiyaç vardýr. Ne var ki, saðlýk prensipleri hesaba katýlmadan yenip içilen her þey beden için zararlý olduðu gibi; midenin, kalbi ezecek kadar güçlenip insaný kalb ve ruhun derece-i hayatýndan hayvaniyet ve cismaniyet çukurlarýna düþürmesi de bir felakettir. Evet, vakitli vakitsiz sürekli bir þeyler yeyip içmek ve mideyi hep dolu bulundurmak, hem bedene zarardýr hem de Cenab-ý Hakk’ýn hoþlanmadýðý bir davranýþtýr. Bu mübarek ay boyunca tutulan oruç, yemek vakitlerini belirleme, israftan ve mideyi týka-basa doldurmaktan kaçýnma, hem beden hem de ruh saðlýðýna zarar veren þeylerden uzak durma ve ayný zamanda mutlaka helâl dairesinde kalarak harama asla el uzatmama hususlarýnda temrinat yaptýrýr; Ramazanlaþan insanlara bu konularda disiplin ruhu kazandýrýr. Ramazan, ondan nasiplenmesini bilen her insaný, seviyesine göre bir sadâkat eri haline getirir. Oruç tutan ve ondaki sýrrý kavramaya çalýþan bir mü’min, hem Hakk’a teveccühünde hem de halkla münasebetlerinde hep vefâ ve sadâkat peþinde olur. O, sadece belli vakitlerde ibadet eden bir insan olmakla yetinmeyip, ubudiyet ufkuna yürür ve bütün gününü kulluk þuuruyla deðerlendirir, her an ibadet ediyormuþ gibi yaþar. Dünyevî eðilimlerden ve cismanî temayüllerden birazcýk sýyrýlýnca, kendini Cenâb-ý Hakk’a adama ve bir hakikat eri olma hedefi belirir önünde. Bu hedefe ulaþmak maksadýyla, Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle, hep Allah için düþünme, Allah için konuþma, Allah için muhabbet duyma, “lillah, livechillah, lieclillâh” dairesi içinde kalma ve her zaman Hakk’a müteveccih bulunma denemeleri yapar; bu denemeler neticesinde baþarýyý yakalamaya her gün biraz daha yaklaþýr. Derken, tam bir vefa ve sadakat insaný olur. Zaten oruç, vefa duygusunun en güzel bir alametidir. Zira o, Allah ile kul arasýnda yapýlmýþ bir anlaþmadýr: Kul, belirli süreler dahilinde, belirli þeylerden vaz geçer ve bu suretle ahdinde vefalý olduðunu gösterir; Cenab-ý Hak da onun mükafatýný bizzat Kendisinin vereceðini vaadeder. Allah’a karþý vefalý davranan bir insan, zamanla ailevî ve içtimaî hayatýnda da tam bir “vefa abidesi” durumuna yükselir. Bu duyguyla, sýla-yý rahimi gözetir; herkese yardým eli uzatýr; zekatýný ödemekten asla kaçmaz; hatta sadaka vermeye ve infak etmeye hiç doyamaz. Hakk’la münasebetin önemli bir þiarý da Kur’an okumak, dua dua Cenab-ý Allah’a yalvarmak ve sürekli O’na teveccühte bulunmaktýr. Ne var ki, Kur’an-ý Kerim’in iþlemeli sandýklar ve ipekten kýlýflar arasýndaki hapsine son verip, onu dil ve gönüllere þeker-þerbet yapmak da pek çoklarý için bir manada ancak Ramazan-ý þerifte mümkün olmaktadýr. Bu kutlu ay, damaklara bir Kur’an tadý çalmakta ve insanlara bir evrad ü ezkar disiplini de aþýlamaktadýr. Ýþte, bir ay boyunca, yeme-içmeden yatýp kalkmaya, ibadet ü taatten evrad ü ezkâra kadar hayatýn hemen her alanýyla alakalý bazý kaide ve kurallar çerçevesinde davranan, bir ölçüde disiplin ruhuna kavuþan ve düzenli yaþamaya alýþan insanlar, Rama¬zan’dan sonra da ayný nizam ve intizamý korumalý, devam ettirmelidirler. Mesela, bir ayýn her gecesinde uykuyu bölüp sahurun bereketinden istifade etmeye koþan, bu arada seccadeyle de bir vuslat yaþayan mü’minler, bu otuz geceyi bir temrinat süresi olarak deðerlendirmeli ve artýk senenin her gecesini bir vuslat koyu bilmeli, gecelerini hiç olmazsa bir kaç rek’at teheccüd namazýyla aydýnlatmalýdýrlar. Evet, bir disiplin insaný, nasýl yaþayacaðýný ve nerede nasýl davranacaðýný önceden belirler; belli prensipler çerçevesinde kendine bir rota çizer ve attýðý her adýmý bilerek atar. Bizim, tavýr ve davranýþlarýmýzýn renk, desen ve çizgilerini de dinimiz çok önceden belirlemiþtir. Mesela, Allah’a ve Rasûlü’ne iman bizim için en önemli esastýr. Bu esas, sonraki adýmlarýmýzýn yönünü de tayin eden bir yol iþaretidir. Biz, inandýðýmýz Rabbimizi, rehber bildiðimiz Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’i herkese anlatmakla mükellefiz. Dinimizi neþretmek bizim görevimizdir. Dolayýsýyla, gönüllere girmeye çalýþýrýz; çok güzel olan Ýslam’ýn güzelliklerini sergilemek için onu güzelce temsil etmeye gayret gösteririz. Bu niyete matuf olarak, dinî kaynaklarýmýzýn þekillendirdiði tavýr ve davranýþlarýmýzla insanlarýn arasýnda bulunur; onlara kendi deðerlerimizi tanýtýrýz. Gönül verdiðimiz hakikatleri herkese anlatmak için, þer’an katî haram olan meselelere girmeme kaydýyla, o mevzuda kullanýlmasýna cevaz verilen bütün vesileleri kullanýr ve ne yapýp edip insanlarla iman hakikatleri arasýndaki engelleri kaldýrmak için çabalarýz. Ayný zamanda, disiplin insaný olmakla kuralcý olmak arasýndaki farka da dikkat eder; içinde yaþadýðýmýz zamanýn þartlarýný da göz önünde bulundurma, kendi kültür ortamýmýzýn gerçeklerini de gözetme ve devrin insanlarýna onlarýn anlayacaðý bir dil ve üslupla hitap etme gibi hususlara da azami özen gösteririz. Þayet, kendimizi Cenâb-ý Hakk’ýn rýzasýna adamýþ ve o rýzayý da Zat-ý Uluhiyeti duyurmaya baðlamýþsak, artýk nerede olursak olalým, hangi þartlar altýnda bulunursak bulunalým, bizim için durmak, acizliðe düþmek ve mesuliyetten kaçmak söz konusu deðildir. Zira, “Bahar gelsin, hava ýsýnsýn, çiçekler açsýn, bülbüller ötmeye baþlasýn... iþte o zaman ben de þakýrým!” þeklindeki bir düþünce bir disiplin insanýnýn mülahazasý olamaz. O kýþda da þakýmalýdýr, yazda da; baharda da güle türküler söylemelidir güzde de. O, her mevsime ve her döneme göre bir dil ve üslup tutturmalý, dilbeste olduðu hakikatleri terennüm etmekten asla geri durmamalýdýr. Tabii ki, böyle bir gönül yüceliði ve bu denli bir disiplin ruhu –hususî bir inayet olmazsa– bir anda kazanýlmaz. O ufka ulaþmak, uzun bir zaman ve ciddi temrinat ister. Þu kadar var ki, Ramazan bir baþlangýçtýr ve o güzel hasletlere ulaþmak için çok bereketli bir ekim mevsimidir. Aslýnda, inananlar için, insan ömrü bir Ramazan, büluð çaðý imsak vakti ve ölüm de iftar anýdýr. Bir aylýk Ramazan, bir ömür süren kulluk orucunun alýþtýrmasý gibidir. Otuz günde kazandýðý güzel hasletleri hayat boyu devam ettirmesini bilenlerdir ki, onlar, burada bi¬raz aç ve susuz kalmaya bedel, ötede “Kullarým, çok defa sizi renginiz kaçmýþ, benziniz sararmýþ-solmuþ, gözleriniz içine çökmüþ ve avurtlarýnýz çukur¬laþmýþ olarak görüyordum. Buna Benim için katlanýyordunuz. O geçmiþ günlerde takdim ettiklerinize bedel haydi bugün afiyetle yeyin, için.” hitabýný duyacak ve iþte o gün asýl iftarý yapacaklardýr.
|