|
Soru: Ýslam, birkaç insanýn bir araya gelerek bazý meseleleri gizlice konuþup görüþmelerine ne ölçüde müsaade etmiþtir? Kur'an-ý Kerim'de “necvâ” tabiriyle ifade edilen böyle bir görüþmenin mü'mincesi nasýl olmalýdýr?
Cevap : Kýsaca fýsýltý ve fiskos demek olan “necvâ” kelimesi, iki ya da daha fazla insanýn fýsýldaþmasý, baþkalarýnýn duyamayacaðý þekilde gizli ve alçak sesle konuþmasý ve birbirine bazý sýrlarý açmasý demektir. Kur'an-ý Kerim'de zikredilen “necvâ” tabiri ile de birkaç insanýn bir araya gelerek bazý meseleleri gizlice ve özel mahiyette görüþmeleri kastedilmiþtir ki, bu türlü faaliyetler günümüzde “kulis” adý altýnda sýkça yapýlmaktadýr. Þimdilerde hem fertler hem kurumlar hem de devletler arasý münasebetlerde çok yaygýn olan özel çalýþmalarýn, hususi görüþmelerin ve gizli teþebbüslerin hepsi necvânýn çerçevesine dahil edilebilir. Necvâ Kur'an-ý Kerim'de, necvâ tabiriyle dile getirilen fýsýldaþmalar ve gizli konuþmalar mutlak surette yasaklanmamýþtýr; ne var ki, bu türlü görüþmeler bazý þartlara baðlanmýþtýr. Öncelikle, göklerde ve yerde bulunan her þeyi, meydana gelen her hadiseyi Allah'ýn bildiðine, bir araya gelip fýsýldaþan, gizlice konuþan üç kiþinin dördüncülerinin muhakkak Allah olduðuna ve O'nun, gerek bundan az gerekse daha çok sayýdaki insanýn konuþmalarýný da mutlaka görüp duyduðuna dikkat çekilmiþtir. Böylece, ister açýk ister gizli bütün sözlerin iþitilip kaydedildiðine ve mü'minlerin bu hakikate baðlý olarak konuþup görüþmeleri gerektiðine imada bulunulmuþtur. Daha sonra da, Cenâb-ý Hak yasakladýðý hâlde günah, zulüm ve Peygambere isyan hususunda kulis yapan ve Müslümanlarýn aleyhinde fýsýldaþan münafýklar kýnanmýþ; onlarýn ikiyüzlü olduklarý, inanmadýklarý þeyleri söyledikleri, iman esaslarýyla alay ettikleri ve iþte bu fena tavýrlarýndan, kötü davranýþlarýndan dolayý Cehenneme atýlacaklarý belirtilmiþtir. (Mücadile, 58/7-8) Evet, münafýklar asýl duygu ve düþüncelerini sürekli gizliyor ve hep gerçekten inanýyorlarmýþ gibi davranýyorlardý. Onlar, konuþurken yalan söylüyor; bugün söz verdikleri bir konuda ertesi gün vefasýzlýk edip sözden dönüyor ve hemen her zaman en haince düþmanlýk duygularýný dostluk tavýrlarý içinde icra ediyorlardý. Sürekli þartlara göre hareket edip ikiyüzlü davranýyor ve Müslümanlara karþý hep açýk-kapalý kötülük düþünüyorlardý; içten içe kin, nefret ve düþmanlýk hislerini besliyor ve mevhum hasýmlarý olan mü'minler için türlü türlü komplolar planlýyorlardý. Diðer dinlerin mensuplarýyla gizli gizli biraraya gelerek Müslümanlar aleyhine çirkin çirkin oyunlar tezgahlýyor; Peygamber Efendimiz'in tebliðine mani olmak, Ýslam'a yakýnlaþmakta olanlarý çeþit çeþit hilelerle inananlardan uzaklaþtýrmak, samimi Müslümanlarýn aralarýný bozmak ve toplumun fertleri arasýna düþmanlýk tohumlarý atarak fesat çýkarmak için birtakým karanlýk planlar yapýyorlardý. Müslümanlarla beraber olduklarý anlarda onlarýn hoþuna gidecek sözler söyleyen, duygu ve düþüncelerini açýkça ifade etmeyip hep olduklarýndan farklý görünen ve inananlarla ayný mülahazalarý paylaþýyormuþ gibi davranan münafýklar, ancak kendi yandaþlarýyla baþbaþa kaldýklarýnda gerçek yüzlerini açýða vuruyor; Allah'a isyan, düþmanlýk, haksýzlýk ve Allah Rasulü'ne karþý husûmet içeren sözler söylerek fýsýldaþýp duruyor ve sadece þer etrafýnda dönen kulisler yapýyorlardý. “Birr ü Takva”ya Baðlý Gizli Görüþmeler Ýþte, Cenâb-ý Allah, onlarýn bu kötü tabiatlarýný ve genel tavýrlarýný anlattýktan sonra, münafýklarýn yaptýklarý þekilde kötülük üzere fýsýldaþmamalarý hususunda mü'minleri ikaz etmiþ; “Ey iman edenler! Þayet siz gizlice konuþacak olursanýz sakýn günah, zulüm ve Peygambere isyan hususlarýnda kulis yapmayýn. Bunu hayýr ve takvâ hususunda yapýn. Dirilip huzurunda toplanacaðýnýz Allah'a karþý gelmekten sakýnýn.” (Mücadile, 58/9) buyurmuþtur. Demek ki, günaha girme, suç iþleme ya da düþmanlýk, haksýzlýk ve zulüm irtikap etme gibi hususlarýn konuþulduðu, bu türlü meseleler hakkýnda planlarýn yapýldýðý bir meclis mü'minlere göre deðildir. Ýnananlar ancak iyilik yapmak, salih ameller ortaya koymak ve dinin yasak ettiði þeylerden uzak durmak gibi “birr ü takva” ile alakalý meselelerde dar dairede istiþareler yapabilir, birkaç kiþi özel olarak görüþebilirler. Bu görüþmelerin baþýndan sonuna kadar da takva mülahazasýna baðlý kalmaya çalýþýr ve Cenâb-ý Allah'ýn her zaman onlarla beraber olduðunu hep hatýrda tutar; Allah'ý görüyormuþçasýna ya da en azýndan O'nun tarafýndan görülüyor olma duygusuyla temkinli konuþurlar. Dolayýsýyla, mü'minlerin gizli konuþmalarýnda su-i zanlara, gýybetlere, yalan ve iftiralara yer olmaz. Onlar, hayýr düþüncesiyle bir araya geldikleri gibi hayýr ve hasenat hesabýna kararlar almýþ olarak ayrýlýrlar. Nitekim, Allah Teâlâ bir baþka ayet-i kerimede “Onlarýn kendi aralarýnda yaptýklarý gizli görüþmelerin, fýsýldaþmalarýn çoðunda hayýr yoktur. Bu görüþmelerde hayýr olmasý için onlarýn muhtaçlara yardýmý, güzel bir davranýþý yahut dargýn insanlarýn arasýný bulmayý gözetmeleri gerekir. Kim Allah'ýn rýzasýný arzulayarak bunu yaparsa, Biz de ona çok büyük mükâfat veririz.” (Nisâ, 4/114) buyurmuþtur. Evet, gýybeti adet haline getirenlerin, sürekli koðuculuk edenlerin, yalan ve iftiradan çekinmeyen kimselerin meclisi hayýr adýna kýsýrdýr. Bir araya gelen üç-beþ kiþinin konuþmalarýnda bir hayýr olabilmesi için, bu insanlarýn, muhtaçlarýn ihtiyaçlarýný giderme, dertlilerin derdine derman olma, bazýlarýna iyilik ve ihsanda bulunma ya da dargýnlarýn arasýný bulma gibi maksatlar etrafýnda toplanmalarý þarttýr. Ýþte, b aþka bir maksatla deðil, sadece rýza-yý ilahiyi tahsil etmek kastýyla bu türlü salih ameller için toplantý düzenleyip gizlice konuþmak, insanlarýn problemlerini çözme düþüncesiyle istiþare yapmak caizdir, hatta mendubdur (dinin yasaklamadýðý veya emretmediði bir iþ olmakla beraber yapýldýðýnda sevap kazanýlan bir ameldir). Aksine, böyle bir hayra esas teþkil etmeyen bir araya gelmeler, þununla-bununla alakalý fiskos etmeler ve hele gizli cemiyetler kurup karanlýk planlar yapmalar mü'minlerden fersah fersah uzaktýr. Evet, necvânýn hayra vesile olabilmesi için “birr ü takva”ya baðlý olarak gerçekleþmesi gerekmektedir. “Birr” kelimesi, genel itibarýyla iyilik manasýnda kullanýlýr. Hadis mecmualarýnda “Kitabu'l-birri ve't-takva” unvanýyla fasýllar yer almaktadýr. Kitap müellifleri ve hadis ravileri bu fasýllarda iyiliðe dair ne kadar mesele varsa hepsini bir bir saymýþ; anne-babanýn haklarýný gözetmekten baþkalarýna iyilikte bulunmaya, çocuklarýn bakýmý ve görümünden komþularý koruyup kollamaya, muhtaçlara yardým etmekten güzel ahlaklý olmaya kadar.. imanýn þubeleri içinde anlatýlan yetmiþ küsur iyilikle alakalý hadisleri zikretmiþlerdir. Dolayýsýyla, geniþ, bol ve sürekli olan her türlü hayýrlý iþ ve salih amel “birr” kategorisinde mütalaa edilmiþtir. Takvaya gelince; o, Cenâb-ý Hakk'ýn emirlerine uyup, yasaklarýndan kaçýnmak suretiyle O'nun azabýndan korunma ve rýzasýna erme gayretidir. Þeriat-ý fýtriye kanunlarýna riâyet etmek, sosyal münasebetlerde dikkat edilmesi gereken esaslarý gözetmek ve duygu-düþüncede, yeme-içmede, hayat tarzýnda baþkalarýna benzemekten sakýnmak da takvanýn çerçevesine dahil edilmiþtir. Ýlle de fýsýldaþacaksanýz... Öyle ise, ille de bir necvâda bulunacaksanýz, bu gizli görüþmenizi mutlaka en geniþ manasýyla “birr” ve “takva” çerçevesinde yapmalýsýnýz. Biriyle fýsýldaþýrken, bir arkadaþýnýzý çekip ona gizli gizli bir þey anlatýrken, içtimaî münasebetler açýsýndan bazý kimselerle bir araya gelip görüþürken ya da iman ve Kur'an hizmeti adýna bazý hususi meselelerin istiþaresini yaparken sürekli kalbinize bakmalý, Allah'la irtibatýnýzý kontrol etmeli, meclisinizin “birr ü takva” üzere devam edip etmediðini gözden geçirmeli ve o necvânýn sonuna kadar böyle bir temkinle hareket etmelisiniz. Faydasýz fýsýltýlara girmemeli, mâlâyânî fiskoslara yanaþmamalý ve insanlarý çekiþtirme, gýybet etme, baþkalarýnýn kusurlarýný sayýp dökme... gibi günahlar iþlememe hususunda çok hassas olmalýsýnýz. Dudu nineler gibi, ona laf yetiþtiren, öbürünün gýybetini eden, diðeriyle fiskosa giren ve böylece herkesin yanýnda herkes hakkýnda konuþup toplum fertlerinin birbirine düþmesine sebep olan insanlara da fýrsat vermemelisiniz. Günah etrafýnda sürüp giden necvâlara katýlmamalý, o þekilde fýsýldaþýp duranlarý dinlememeli, onlara iltifat etmemelisiniz. Unutmamalýsýnýz ki, Allah'ýn sevmediði þeylere iltifat etmek, O'nun sevdiði þeylere sýrt dönmek ve Allah'tan yüz çevirmek demektir. Allah'ýn deðer verdiði þeylere deðer vermek ise, ayný zamanda O'nun sevmediði þeylere sýrtýný dönmek manasýna gelir ki, bu da takvanýn gereðidir. Allah'ýn vaz' ettiði esaslara saygý duymak, kalbdeki takvanýn sesi ve soluðudur. Dolayýsýyla, fiskos ve gýybet meclislerine iltifat etmeyin ki, Hakk'ýn iltifatýndan mahrum kalmayasýnýz. Dinlemeyin gýybet ehlini ve koðucularý; yanýnýzda konuþturmayýn insanlar arasýnda laf götürüp getirenleri.. mü'minleri çekiþtiren bir kimse, en azýndan bir günahkar, bir mücrim, bir fasýk ve bir müfsittir; bu itibarla da, onu dinlemeniz ve onun o müfsidâne sözlerine deðer vermeniz, ilahî teveccühlerden nasipsiz kalmanýza sebep olabilir. Söz gelmiþken, mevzuyla alakalý senelerden beri süregelen bir teessürümü ifade etmek istiyorum: Yýllar önceydi. Bir arkadaþýmýzýn bir günah çukuruna düþmesi, bir þeytanî komploya maruz kalmasý söz konusuydu. Onun yakýnlarýndan biri gelmiþ, muhtemel tehlikeyi haber vermiþti. Arkadaþýmýzýn öyle bir musibete uðramamasý adýna oldukça heyecanlanmýþ ve o hadiseden yara almadan kurtulabilmesi için neler yapýlabileceði hususunda hemen iki-üç insanla istiþare yapma lüzumunu hissetmiþtim. Üç kiþiyi odama çaðýrýp, “Bu meseleyi nasýl halletsek; arkadaþýmýzýn haysiyet ve onurunu korumak için neler yapsak?..” dedim. Ýstiþaremiz bitip de onlar odamdan çýkarken içimde derin bir piþmanlýk duygusu belirdi, kendi kendime “eyvah” deyiverdim. Çünkü, o meseleyi belki sadece bir insanla görüþerek de çözebilirdim. O insan hakkýnda kusur gibi algýlanacak, su-i zanna sebebiyet verecek ve onu mahcup edebilecek bir meseleyi neden fazladan iki kiþiye söylemiþtim ki?.. Sadece bir insana söylemem yeterli olamaz mýydý? Sýr tutmasýný bilen bir insanla görüþmeli; “Ne yapalým da þu insanýn baðrýndaki akrebi çýkarýp atalým!” demeli ve problemi en dar dairede çözmeye çalýþmalý deðil miydim? Emin olun, aradan seneler geçmiþ olmasýna raðmen, ne zaman o meseleyi hatýrlasam hâlâ derin bir piþmanlýk hissediyor, üzülüyor ve o konuda kendimi asla affetmiyorum. Ýþte, insanlarýn kusurlarýný, hatalarýný ve günahlarýný yaymama, onlarýn onur, haysiyet ve itibarlarýný koruma açýsýndan da necvâ baþvurulmasý gereken çok nazik bir usuldür. Þayet, bir insanýn bir inhirafýna þahit olunmuþsa, yapýlmasý icap eden þey, o problemin herkes tarafýndan bilinir olmamasý için çok ketum davranmak ve meseleyi sadece o mevzuda selahiyetli olan, sözü dinlenen bir insana kat'iyen gýybete girmeden, mübalaða etmeden anlatmaktýr. Eðer bir problemi yalnýzca iki kiþi ile çözmek mümkünse, onu üçüncü bir insana daha açmak ve bir insanýn kusurunun fazladan bir kimse tarafýndan daha bilinmesine sebep olmak doðru deðildir. Bu itibarla da, böyle bir durumda fýsýldaþma, olabildiðine mahremce görüþme ve meseleyi ciddi gizlilik içinde halletme mü'mince bir tavýrdýr. Aksi halde, her üç-beþ kiþi kendi aralarýnda kulis yapar, herkes diðerleri hakkýnda rahatça atýp tutar ve meseleler ayaða düþerse, problemlerin halledilmesi bir yana, dertler katlandýkça katlanýr ve çok yaralanmalar olur. Bir insan diðeri hakkýnda konuþur; diðeri bir baþkasýnýn hata ve kusurlarýný sayýp döker; bir baþkasý da öbürünün günahlarýný ifþâ eder.. böylece, birlik, beraberlik ve kardeþlik mülahazalarý zarar görür. Bu þekilde vahdet-i ruhiye zedelendiðinden dolayý da Cenâb-ý Hak bereketini çekip alýr. Bilmelisiniz ki, inancý saðlam olmayan bir insanla bile omuz omuza verseniz, vifak ve ittifak ettiðiniz sürece Allah iþinize bereket ihsan eder.. ve yine bilmelisiniz ki, -faraza- Hazreti Cebrail, Hazreti Mikail ya da Hazreti Ýsrafil ile ortaklýk kurup iþ yapsanýz, fakat sonra aranýzdaki münasebette az zedelenme olsa, mesela, birbirinize karþý hayalleriniz kirlense, iç þetimlere girseniz, su-i zanda bulunsanýz, Allah bereketini alýr ve sizin üzerinizden tevfîkini keser. Evet, üç-beþ kiþi hususi mahiyette bir araya geldiðinizde, teblið ve temsil vazifesinin gereklerini konuþursanýz, daha fazla iyilik yapmanýn yollarýný araþtýrýrsanýz; muhtaç talebeye burs bulmayý planlarsanýz, kurban himmeti yapýp fakirlerin yardýmýna koþmanýn, mesela Pakistan'daki depremzedelere el uzatmanýn hesaplarýyla meþgul olursanýz; bir öðrenci yurdunun yanýna bir yenisini, bir okuldan sonra bir baþkasýný inþa etmenin fizibilitesiyle uðraþýrsanýz.. ya da elindeki meþalesiyle dünyanýn dört bir yanýndaki karanlýklarý nura garketme sevdasýyla yollara dökülen karasevdalýlarýn adedini çoðaltma hülyalarýyla oturup kalkarsanýz.. iþte o zaman makbul ve mendup bir necvâ akdetmiþ olursunuz. Çünkü, bunlarýn hepsi maruftur, hayra mâtuftur; birr ü takvaya dayalý birer salih ameldir. Ne var ki, “birr ü takva”ya baðlý olmayan fýsýldaþmalarýnýz kat'iyen fiskostan öteye geçmez ve o türlü bir necvâda asla hayýr bulunmaz. Ayrýca, umumu alakadar eden meselelerin üç-beþ kiþi arasýnda ve hele tenkit nazarýyla fýsýldaþýlmasý vahdet-i ruhiyeyi zedeler ve kuvve-i maneviyeyi kýrar. O türlü toplantý ve görüþmeler sadece þeytaný ve avenesini memnun eder. Nitekim, Cenâb-ý Allah, necvâ ile alakalý ayetlerin devamýnda, “Böyle meþrû olmayan kulisler, mü'minleri üzüntüye boðmak için þeytan tarafýndan telkin edilir. Ama, Allah dilemedikçe bu onlara asla zarar veremez. Onun için müminler de yalnýz Allah'a güvenip dayansýnlar.” (Mücadile, 58/10) buyurmaktadýr. Þeytanî Fýsýldaþmalarýn En Kahredicileri Haddizatýnda, münafýklarýn gönlünde günah, düþmanlýk ve Peygamber Efendimiz'e isyan gibi cürümler üzerine kulis yapma duygusunu tetikleyen þeytandýr. Onlarýn bozuk tabiatlarý þeytandan gelen küçük bir tahrik karþýsýnda hemen harekete geçmiþ ve “Nasýl yapsak da þu Müslümanlarýn hakkýndan gelsek; ne etsek de Peygamberin herhangi bir emrinin, herhangi bir teklifinin yerinde olmadýðýný dile dolayýp bir isyan cephesi oluþturuversek!” þeklindeki mülahazalarýn zihinlerine yerleþmesine zemin hazýrlamýþtýr. Bu mevzuda yaptýklarý necvâlar, fiskos ve fýsýltýlar o kötü duygu ve fena düþüncelerde boðulmalarýna yol açmýþtýr. Bu itibarla da, o türlü meþru olmayan kulisler þeytandandýr. Ayrýca, böyle necvâlar birer psikolojik muharebe unsuru olarak Müslümanlarýn kuvve-i maneviyelerini kýrmalarý açýsýndan da þeytandan sayýlýr. Çünkü, münafýklardan beþ-on tanesi gizli gizli toplantýlar yapýp fýsýldaþýrlarsa, bu bazý mü'minler arasýnda bir kýsým tereddüt ve endiþeler hasýl edebilir. “Acaba þu gizli toplantýda ne konuþtular; ne türlü karar aldýlar; nasýl bir “eylem planý”nda karar kýldýlar?” gibi sorular akýllarýna gelebilir. Bu zaviyeden, münafýklar günah, düþmanlýk ve Peygamber Efendimiz'e isyan mevzuunda sürekli fiskos yaparlarken belki de bunlarýn duyulacaðýný biliyorlardý. Fakat, o necvâlarýný ayný zamanda bir psikolojik savaþ silahý olarak kullanýyorlardý. Mesela, Uhud'a çýkýlýrken kuvve-i maneviyenin takviyesine ve birlik ruhuna çok ihtiyaç vardý. Ne var ki, öyle kritik bir anda on tane insan bir araya geliyor, kafa kafaya veriyor ve gizli gizli bazý þeyler konuþuyorlardý. Onlarý gören sahabe efendilerimiz ister istemez “Acaba ne konuþtular; kim bilir nerede ne yapacaklar? Yoksa, diðerleriyle mi anlaþacaklar?” þeklindeki bazý endiþelerle doluyorlardý. Dolayýsýyla, münafýklarýn necvâsý bir psikolojik savaþ silahý olarak mü'minler arasýnda az da olsa sarsýntý meydana getiriyor ve kuvve-i maneviyelerinin kýrýlmasýna sebep oluyordu. Bu açýdan da öyle bir fýsýltý þeytandan demekti. Þeytan, böyle bir oyunu sadece münafýklarýn eliyle sahneye sürmez; bazen mü'minleri de kandýrýp onlara da deðiþik roller oynatabilir. Kollektif þuuru zedelemek, inananlar arasýna kuþku ve güvensizlik atmak ve böylece mü'minleri üzmek için þeytan türlü türlü tefrika tuzaklarý ve ayrýlýk komplolarý planlar. Aslýnda, salih bir toplumda, samimi birkaç insanýn bir araya gelerek hususi mahiyette konuþmasýndan kimse rahatsýz olmaz; çünkü, Allah'tan korkan kimselerin þer üzere ittifak edeceklerinden endiþe duyulmaz. Fakat, þeytan gizli gizli konuþanlarý, hayýrda necvâ yapýyor olma düþüncesiyle bir araya gelenleri zamanla aldatarak, onlarý “birr ü takva” çizgisinden uzaklaþtýrmak suretiyle gýybet ve tenkitlere sürükleyebilir. Bununla beraber, onlarýn fýsýldaþmalarý ve gizlice konuþmalarý diðerlerinin kalblerine de bir þüphe salabilir. Böylelikle mü'minler arasýnda bir güvensizlik atmosferi meydana gelir. Dolayýsýyla, o türlü necvâlar da netice itibarýyla þeytandan sayýlýr. Böyle bir su-i akýbete duçar olmamak için, özel mahiyette konuþan ve gizli görüþen insanlar her zaman niyet ve maksatlarýný gözden geçirmeli; konuþma süresince hemen her an makbul bir necvâ için ortaya konan þartlara riayet edip etmediklerinin muhasebesini yapmalý ve deyip ettiklerinde mutlaka Allah rýzasýný esas hedef edinmelidirler. Ayrýca, olabildiðine þeffaf davranmalý, gizli iþler çeviriyormuþ gibi bir hâl sergilememeli; görüþme zamanýný, yerini ve mevzuunu bilmesi mahzurlu olmayan bazý insanlara da haber vermelidirler. Dahasý, Peygamber Efendimiz'in (aleyhi ekmelü't-tehaya) “Ýki kiþi kendi arasýnda, üçüncü kiþiden izin almadan konuþmasýn. Aksi takdirde, o kimse bundan alýnýr.” hadis-i þerifleri istikametinde davranarak, kendilerini gören insanlardan izin almalý, toplantýnýn muhtevasýný anlatmasalar bile mevzuu hakkýnda kýsa malumat vermeli ve o insanlarýn tereddütlerini izale etmelidirler. Zannediyorum, necvânýn en tehlikelisi, en öldürücüsü ve en kahredicisi ise, bir ya da birkaç Müslümanýn bir mü'min veya mü'minler grubu hakkýndaki fýsýldaþmalarý ve fiskoslarýdýr. Birkaç kiþinin arasýndayken bir mü'min hakkýnda “Huyu huyuma uymuyor; þu yanýný tasvib etmiyorum!..” diyerek onu tahkir etmek ve gýybetini yapmak günahtýr. Ne var ki, gönülden bir piþmanlýðýn ardýndan helallik isteyip istiðfarda bulunmak suretiyle o günahýn baðýþlanmasý her zaman ihtimal dahilindedir. Fakat, bir de bir mü'minler grubu aleyhine CD'ler hazýrlamak; þeytanýn bile aklýna gelmeyecek iftiralarla o CD'leri doldurmak; ayný bühtanlarý gazete, radyo ve televizyon yoluyla da yayarak binlerce lisanla gýybet ve iftira etmek; hatta yalan ve iftira metinlerini dosyalar halinde yurt dýþýna kadar gönderip Müslümanlarý ehl-i dünyaya ve inancý dahi olmayan kimselere gammazlamak.. ve sýrf bu maksada matuf necvâlar yapmak, her mekaný bir fýsýltý meclisi olarak kullanmak, sürekli komplolar ve eylem planlarý kurgulamak var ki, iþte bu türlü þeytanî senaryolarda baþrol oynayan kimseler, kutbiyet davasýnda ve gavsiyet iddiasýnda bulunan insanlar olsalar bile onlarýn affedilmeleri mümkün deðildir. Çünkü, bunlarýnki öyle þeytanî necvâlardýr ki, yaptýklarýnýn günah olduðu mülahazasý bile yoktur onlarýn içinde. Þayet, bir günahýn günah olduðu kabul edilmiyorsa, ondan piþmanlýk duymak ve istiðfar etmek de söz konusu olmaz, o günah devam eder, gider.. onu iþleyen mücrimler de hiç vicdan ýzdýrabý çekmezler; nedamet hissetmezler; dolayýsýyla, tevbe duygusuna da asla yanaþmazlar. Vakýa, bu türlü zulümlere maruz kalan ve gadre uðrayan mü'minler, gerçekten inanýyorlarsa, zalimlerin komplolarý karþýsýnda asla ye'se düþmezler. Aksine, “Ýnkisara kapýlmayýn, gevþeklik göstermeyin ve tasalanmayýn; hiç endiþeniz olmasýn, inanýyorsanýz üstünsünüz!” muþtusuyla sürekli inþirah yaþarlar. Ellerinden gelen tedbirleri alýr, sa'ye sarýlýr ve Allah'a tevekkül ederler. Büyüklerle Özel Mahiyette Konuþmanýn Adabý Necvâ ile alakalý olarak hatýrlatmak istediðim son bir husus da, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile baþbaþa görüþmek isteyenlerden az da olsa bir miktar sadaka vermelerinin istenmesi meselesidir. Bildiðiniz gibi Cenâb-ý Allah, “Ey iman edenler! Þayet Rasûlullah ile baþbaþa görüþmek isterseniz, bu özel görüþmeden önce bir sadaka verin. Böyle yapmak sizin için daha hayýrlý, þaibeden daha uzak, günahlarýnýzý temizleme yönünden daha uygun bir davranýþ olur.” (Mücadile, 58/12) buyurmuþ ve bu ayet-i kerimeyle özellikle Rasûlullah'a fýsýltý þeklinde gizlice bir þey arzetmenin adâbýný gözetmek gerektiðine dikkat çekmiþtir. Zira, pek çok insan Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'e gelerek O'nunla özel olarak görüþmek, fýsýldaþarak bazý dertlerini arz etmek ve bir kýsým taleplerde bulunmak istiyorlardý. O'nun kapýsýnda bekçi de yoktu ve kendisiyle görüþmek isteyenlerin randevu almalarý da beklenmezdi. Herkes rahatlýkla O'nun yanýna girer ve dilediði her þeyi konuþurdu. Öyle ki, herkes her meselesini sormaya alýþmýþ; insanlar baþkalarýna açamadýklarý en mahrem dertlerini bile Allah Rasûlü'ne anlatmaya baþlamýþlardý. Hatta bazý münafýklar ve ham ruhlular, Rasûlullah'ýn meclisinde kendilerini göstermek ve önemli bir insan olduklarý imajýný vermek için her fýrsatta O'na yanaþýyor, fýsýltý halinde bir þeyler arzetmeye kalkýþýyorlardý ve bu durum gün geçtikçe daha da altýndan kalkýlmaz bir hal alýyordu. O müþfiklerden müþfik Allah Rasûlü, tevazuu ve hoþgörüsü sebebiyle hiç kimseyi reddetmiyor ve herkesin derdine derman olmaya çalýþýyordu. Kendisine kalsa, O asla insanlar ile kendisi arasýna sadakadan bir hâil örgülemezdi; ne var ki, Hazreti Rahman ü Rahîm Rabbimiz, Hazreti Rahîm ü Raûf Efendimize merhamet ederek “Þayet Rasûlullah ile baþbaþa görüþmek isterseniz, bu özel görüþmeden önce bir sadaka verin.” demek suretiyle bir yönüyle o bunaltýcý tehacüme bir filtre koymuþtu. Bu ilahî ikaz sayesinde, insanlar Rasûlü Ekrem Efendimiz'le görüþecekleri meselelerin sadaka vermeye deðecek kadar önemli olup olmadýðýný düþünmeye çaðrýlmýþ ve böylesi görüþme taleplerinde aþýrýlýða girmemelerinin gerektiði ima edilmiþti. Zaten, Peygamber Efendimiz'e ve yakýn akrabalarýna sadaka haramdý; özel görüþmeden önce verilmesi istenen bu sadakanýn Allah Rasûlü'ne ya da ailesine deðil, bizzat muhtaçlara ulaþtýrýlmasý söz konusuydu. Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) bu ayetle amel ettiðini, yanýndaki bir dinarý on dirheme çevirip Peygamber Efendimiz'le (sallallahu aleyhi ve sellem) özel mahiyette görüþmek istediði zaman evvela bir dirhem sadaka verdiðini ve zaten çok geçmeden de daha sonra nazil olan ayetle bu ayetin hükmünün yürürlükten kaldýrýldýðýný anlatmaktadýr. Haddizatýnda, ayetin devamýndaki “Eðer buna imkân bulamazsanýz Allah sizi muaf tutar, çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsaný boldur)” ifadesinden de anlaþýlacaðý üzere, bir insan sadaka veremeyecek olsa bile, þayet önemli bir meselesi varsa onu Allah Rasûlü'ne mahremce anlatmasýna izin verilmiþti. “Necvâ ayeti” olarak bilinen bu ilahî beyan sayesinde ise, mü'minler her arzu ettiklerinde Rasulü Ekrem ile baþbaþa görüþmelerinin doðru olmadýðýný anlamýþ; görüþecekleri meselelerin mutlaka zaruri olmasý gerektiðinin farkýna varmýþ; muhakkak bir mesele arz etmeleri icap ediyorsa, bunu en kýsa sürede, en öz þekilde ve edebe dikkat etmek þartýyla yapmalarýnýn lüzumunu kavramýþlardý ve dolayýsýyla onlardaki bu gizli görüþme hevesi, yerini zaruret çerçevesinde istiþarede bulunma düþüncesine býrakmýþtý. Hasýlý, birkaç insanýn bir araya gelerek bazý meseleleri gizlice ve özel mahiyette görüþmeleri demek olan necvâ mutlak olarak yasaklanmamýþtýr. Günah, düþmanlýk ve ilahî mesaja isyan etrafýnda cerayan eden þeytanî necvâlar haram kýlýnmýþ; fakat, maruf yörüngeli, ýslah düþüncesine mebnî, sadaka vererek muhtaçlarýn ihtiyaçlarýný görme gibi hayýr mülahazalarýna dayalý ve “birr ü takva” çerçevesine baðlý istiþarelerin caiz hatta mendub ve makbul birer amel olduðu belirtilmiþtir. Dinimizde, ferdî, ailevî, içtimaî ve uluslar arasý meselelerin kendi hassasiyetlerine uygun olarak belli insanlar tarafýndan görüþülmesine, çözüm adýna ortaya konan plân ve projelerin þûrâ yoluyla daha saðlam bir zemine oturtulmasýna ve alýnan kararlarýn kollektif þuûra dayandýrýlmasýna fevkalâde önem verilmiþtir.
|
- michele watches women pink
- legit data entry work from home jobs
- kuwait airways philippines flights
- student flights, inc.
- cheapest flights for veterns fly to india
- nr black hills gold jewelry watches
- bally masque slots i cd
- vintage old turquoise jewelry watches
- http://3.barkley.az.pl/248.html |