|
Soru: Son günlerde, bazý illerimizde, vali, vali yardýmcýsý ve kaymakam gibi mülkî idare amirlerine kadar hemen her kesimden insanýn Jandarma tarafýndan fiþlendiði haberleri medyada sýkça yer alýyor. Genelkurmay Baþkanlýðý bu iddialar üzerine bir açýklama yapsa ve fiþlemelere sahip çýkmasa da, fiþleme metinleri ve bu çirkin iþin belgeleri ortalýkta dolaþýyor. Bu iddialarý ve böyle bir meseleyi nasýl deðerlendiriyorsunuz?
Cevap: Eskiden “fiþlemek” denince, akademik çalýþma yapan bazý kimseler aklýma gelirdi. Çünkü, bir profesör arkadaþýmýz kariyer yapanlarýn çoðunun durumunu anlatýrken meseleyi esprili bir þekilde ele alýr; “Kitaplarýn fihristlerine bakarlar, konularýna göre onlarý tasnif ederler, sonra birer birer fiþlerler, sonra alt alta getirip iþlerler ve nihayet bu fiþleyip iþlemelerinden kitaplar meydana getirirler.” derdi. Fakat, üzerinde çalýþtýklarý mevzuyu elli defa hallaç etmemiþ, içlerine sindirememiþ ve bilgi havuzlarýna yerleþtirememiþ bu insanlarýn, hafýzalarýnda bir þey olmadýðýndan ve bilgiler sadece o fiþlerde kaldýðýndan dolayý tezlerini savunacaklarý jüri önünde bile takýlýp kaldýklarýný söylerdi. Ýþte, fiþ ve fiþleme dendiðinde, daha ziyade, o arkadaþýmýzýn “mütefeþfiþûn” (!) diye adlandýrdýðý fiþlemeyi meslek edinen bir kýsým sözde ehl-i ihtisasý hatýrlardým. Sizin sorduðunuz fiþlemeye gelince; onu düþününce daha ziyade aklýma despotlar, tiranlar ve firavunlar geliyordu. Çünkü, kendileri gibi düþünmeyen ve kendilerine benzemeyen kimseler hakkýnda dosyalar oluþturanlar, onlarý tespit edip haklarýnda idam fermaný imzalayanlar ve “karþý cephe” gördükleri bu insanlara asla hayat hakký tanýmayanlar Stalin gibi, Lenin gibi zorbalardý. Fiþlemek Nazi liderinin iþiydi, Mussolini'nin iþiydi. Eski devirlerde de Ramsesler, Amnofisler, Ýbn Þemsler insanlarý fiþliyorlardý. Zira, onlar herkesi kendilerine benzetmek istiyor ve kendilerine benzemeyen kimseleri de önce fiþliyor, sonra da onlarýn haklarýndan geliyorlardý. Evet, tarih boyunca, fiþlemek hep tiranlarýn þiarý olagelmiþti; dolayýsýyla, bu manada fiþ ve fiþleme denince hep zorbalarý ve firavunlarý hatýrlar olmuþtum. Þahsen, böyle çirkin bir iþin bizim nezih toplumumuzda da yapýlacaðýna asla ihtimal vermezdim. Fiþleme sistemini elinde bulunduran, þahýslar hakkýnda dosyalar tutup fiþler oluþturmak için bir kýsým gizli elemanlardan bir grup oluþturan, sonra da âlemi kendine benzetmek, kendine benzemeyen herkesi “öteki” ilan ederek dýþlamak ve dolayýsýyla toplumu parçalamak, bölmek, kutuplara ayýrmak için uðraþan zamâne zorbalarýnýn bizim toplumumuz gibi nezih bir toplum içinde de var olabileceðine asla inanmazdým. Toy Delikanlýlar Gerçi belli bir dönemde, ayný fiþlemeyi bazý Ýttihatçýlar da yapmýþlardý. Fakat onlar, devlet idaresinden anlamayan cahil kimselerdi. Balkanlarda bir kaç eþkiya güruhunu bastýrýnca o gün devlet idaresinde söz sahibi olan bazý insanlarýn gözüne girmiþ; palazlanýp güçlenmiþ ve sonra da gelip kendi hükümdarlarýný alaþaðý etmiþlerdi. Kendileri gibi düþünmeyenlere hiç müsamaha göstermeyen bu toy delikanlýlar kimsenin sözlerine kulak vermemiþ ve koskocaman devleti bir macera uðruna savaþa sürüklemiþlerdi. Onlar bir çürük ipliðe hülya dizmiþ ve “Eski ihtiþamýmýzý istirdat edeceðiz.” hayaliyle, Almanlarla birlikte macerâvârî dünya savaþýnýn içine atarak koca bir devletin payimâl olmasýna sebebiyet vermiþlerdi. Birbirini takip eden hatalar neticesinde, Osmanlý paramparça olup gitmiþ ve devletler muvazenesinde denge bozulmuþtu. O bir muvazene unsuruydu ve geniþ bir coðrafyada huzurun teminatýydý. Onun gölgesinde hiç kimse kavgaya tutuþmaya ve kan dökmeye cesaret edemiyordu; o, bölgede hâkimken, insanlar canavarlar gibi birbirlerini yemiyordu ve etrafta kan seylaplarý görünmüyordu. Evet, bugün Yahudi'nin de Hristiyan'ýn da, Ýsrailli'nin de Filistinli'nin de itiraf ettikleri bir gerçek var ki, o güçlü devlet yýkýldýðý günden beri bu bölge bir daha huzuru göremedi. O gün Ýttihatçýlarýn dümen suyunda giden birisi, Abdülhamid Han'ýn tahttan indirilmesinden kýsa bir müddet sonra, Devlet-i Aliye'ye tâbi toplumlarýn, imamesi kopmuþ tesbih taneleri gibi darmadaðýnýk olduðunu görüp bin piþmanlýk içinde, “Abdülhamit'in Rûhâniyetinden Ýstimdat” dilenmiþ ve piþmanlýðýný þöyle ifade etmiþti: "Nerdesin þevketli Abdülhamid Han? Feryadým varýr mý bârigahýna? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Þu nankör milletin bak günahýna. Tarihler ismini andýðý zaman Sana hak verecek ey koca sultan! Bizdik utanmadan iftira atan. Asrýn en siyasî padiþahýna. 'Padiþah hem zalim, hem deli' dedik, Ýhtilale kýyam etmeli dedik, Þeytan ne dediyse biz 'belî' dedik, Çalýþtýk fitnenin intibahýna!. Divane sen deðil, meðer bizmiþiz. Bir çürük ipliðe hülya dizmiþiz Sade deli deðil, edepsizmiþiz! Tükürdük atalar kýblegâhýna!” Ýþte, filozof ünvanýyla o gün ihtilalin ideologluðunu yapan þair, iþ iþten geçtikten sonra bunlarý söylüyordu. Merhum Ahmet Kabaklý, bu türlü hadiseleri naklederken “ba'de harâbu'l-basra” derdi. Bunu söylerken Arapça dil kaidelerine uymaz, bu sözdeki terkibi “harabi...” deðil de “harabu...” þeklinde telaffuz ederdi. Zannediyorum, onun iðrab hatasýnda ayrý bir espri vardý; ona göre mesele o kadar tersti ki, orada izafet bile ismi cer etmiyordu. Evet, iþ iþten geçtikten sonra yapýlanlarýn yanlýþlýðý anlaþýlmýþtý ama maalesef o devirde de benzeri fiþlemeler yapýlmýþ; millet fertleri grup grup iþlenmiþ, fitne uyarýlmýþ ve toplum içinde kamplar oluþmasýna zemin hazýrlanmýþtý. Medyaya Düþen Fiþler O gün bugündür zannediyorduk ki, bu türlü fiþlemeler tarihin o karanlýk dönemine gömüldü ve tamamen unutulup gitti. Heyhat ki, son zamanlarda bazý illerde en yüksek idarî amirlerden hâkim ve savcýlara, milli eðitim müdürlerinden nüfus memurlarýna kadar hemen herkes hakkýnda fiþler tutulduðunu ve dosyalar hazýrlandýðýný medyadan öðrendik. Bu insanlarýn sadece kendileri hakkýndaki deðil aile ve akraba çevresiyle alakalý bilgilerin de kayda geçirildiðini ve “dinî görüþe sahip”, “sol fikirli”, “nurcu”, “çocuðunu falan okula yazdýrmýþ”, “eþinin baþý kapalý” ya da “eþi dirseklerine kadar eldiven takar” gibi notlar düþüldüðünü okuyup dinledik. Bu notlarýn pek çoðunun gerçeði yansýtmaktan çok uzak ve çeliþkilerle dolu olduðunu, mesela, iki sene önce “radikal Ýslamcý” (ne demekse) diye iþaretlenen kimseye iki sene sonra “Maocu” dendiðini gördük. Meselenin daha da vahim tarafý, gazete ve televizyonlarda bu fiþlemelerin Jandarma tarafýndan yapýldýðýna dair haberlerin yer aldýðýna þahit olduk. Bu hadiseyle alakalý düþüncelerime geçmeden önce bir kere daha ifade etmeliyim ki, fiþlemeler bana Lenin'i hatýrlatýyor, Stalin'i hatýrlatýyor. Fiþ ve fiþleme dendiði zaman Deli Hitler aklýma geliyor, despot Mussolini'nin resmi hayalimde beliriyor. Dahasý, zihnime hücum eden bu fotoðraflar delilik gibi ortak bir sýfatta birleþiyor. Evet, bir yönüyle bunlarýn hepsi deliydi; hatta –baðýþlayýn– sadece deli deðil hem edepsiz idi. Keþke böyle bir delilik sadece onlara baðlý kalsaydý; akýllý gibi gördüðümüz bir milletin bazý fertleri için bu meselelerin sözü hiç edilmeseydi. Hele hele toplumun deðer atfettiði bir kurumun temsilcileri, o türlü iddialara hiç mevzu olmasaydý. Ben, insanlar hakkýnda çeþit çeþit fiþlemelerin yapýlmasýna “evet” diyebilecek bir vatansever ve milletperver olabileceðine inanmýyorum. Özellikle de, bu milletin içinde yetiþmiþ, hakkýný vere vere belli bir noktaya gelmiþ, feleðin çemberinden elli defa geçmiþ ve hak ederek belli bir seviyenin kahramaný olmuþ bir insanýn kendi valisini, kendi kaymakamýný ve kendi hâkimini fiþleme gibi bir aptallýða girebileceðine ihtimal vermiyorum. Onca okumuþ, okumasýný hayattan elde ettiði tecrübelerle deðerlendirerek belli makamlara gelmiþ, bir sürü akýllý insan içinde belli bir yeri, belli bir konumu ihraz etmiþ ve toplumun teveccühünü kazanmýþ bir kimsenin, bunca avantajlý yanlarýný birden bire sýfýrlayabilecek böyle büyük bir aptallýða düþeceðine inanmýyorum. Bu çirkin iþin bu vasýflarý haiz bir ya da birkaç kiþi tarafýndan yapýlabileceðine inanmamaya da kararlýyým. Genelkurmay Baþkanlýðý'nýn, iddialar üzerine yazýlý açýklama yaptýðýný ve fiþlere sahip çýkmadýðýný duydum. Fakat, bu sözlerimi Genelkurmay'ýn bu konudaki tekzip, tavzih ve tashihini tasdik manasýna da almamanýzý dilerim. Ben, bu milletin bir ferdi olarak, belli konumun insanlarýna öyle bir pespâyeliði kendi vicdanýmda yakýþtýramadýðýmdan dolayý bunlarý ifade ediyor ve bu çirkin iþin millete güven vermesi gereken bir kesim tarafýndan yapýlabileceðini bir türlü kabul etmek istemiyorum. Dilerim, düpedüz aptallýk saydýðým bu iþin içinde bir yanlýþlýk olsun. “Pespâyelik” ve “Aptallýk” Deðilse ya Nedir? Sizin þu nezih atmosferinize de kendi üslubuma da yakýþmaz ama bu fiþleme iþine “aptallýk” ve “pespâyelik” dedim ve bunlardan daha uygun bir söz bulamadým. Neden? Çünkü, içinde yaþadýðýnýz toplumun bazý fertlerini fiþlemeniz kendi ayaðýnýzýn altýný kazmanýz demektir. Siz kalkar bu toplumu belli kamplara ve belli gruplara ayrýrýr, deðiþik isimler altýnda böler parçalarsanýz; falana “ýrkçý”, filana “ülkücü” derseniz; falaný “nurcu”, filaný “tarikatçý” diye adlandýrýrsanýz milletin birlik ve bütünlüðünü paramparça etmiþ ve cepheler oluþturmuþ olursunuz. Dahasý, eðer kulaktan duyma kuru bilgilerle, dedi-kodularla ve delilsiz iddialarla insanlarý mahkum etmeye kalkarsanýz, dünyada mahkum edilmeyecek insan kalmaz; hatta gün gelir siz de boynunuza bir mücrim yaftasý geçirilmekle karþý karþýya kalýrsýnýz. Ayrýca, çarþaf çarþaf ortaya serilen fiþlerden anlaþýlýyor ki, kimini babasýnýn külahýndan, takkesinden, tesbihinden dolayý fiþliyorlar; kimisini hanýmýnýn baþörtüsü sebebiyle kayda geçiriyorlar; hatta “dedesinin babasý þöyleydi, dayýsýnýn oðlu böyleydi” türünden iddialarla insanlarý karalýyorlar. Her þeyin ötesinde, bu türlü suçlamalar hukukun mantýðýna terstir. Hukuka göre; suçta da cezada da þahsîlik esastýr. Bütün dünyada, hukuka saygýlý sistemler nezdinde, “Hiç kimse bir baþkasýnýn suçundan dolayý cezalandýrýlamaz.” Þayet siz, dedesinden dolayý torununu, annesi sebebiyle kýzýný cezalandýrýrsanýz, gayr-i hukukî hareket etmiþ ve hukuk karþýsýnda bir âsî durumuna düþmüþ olursunuz. Kaldý ki, medyaya yansýyan fiþlerde bir suç þeklinde kayda düþülen hususlarýn çoðu hiçbir hukuk sisteminde suç sayýlamayacak cinsten isnatlardýr. Dolayýsýyla da, böyle mantýksýz bir iþe “aptallýk” demek en yumuþak bir tavsif olsa gerektir. Çünkü, belli bir seviyeyi temsil eden ve aklý baþýnda olan insanlarýn bunu yapmalarý mümkün deðildir. Ya Sizi de Fiþlerler ve Kütüklerinizi Ortaya Dökerlerse!.. Diðer taraftan, þayet siz, ona “ýrkçý”, buna “ülkücü”, diðerine “turancý”, öbürüne “nurcu” ve bir baþkasýna da “tarikatçý” deyip bu yakýþtýrmalarý insanlarý karalamak için kullanýrsanýz, bu defa bazýlarý da kalkýp sizin kütüklerinizi araþtýrmaya giriþmezler mi? Yarýn bir yerde, bir kitapta, bir mecmuada ya da bir internet sitesinde, “Falan yerdeki adam Nastûriymiþ!” derlerse ne dersiniz? “Filan adam Süryâniymiþ!” deyip her yere yayarlarsa ne yaparsýnýz? Milletin teveccüh ettiði makamlarý tutanlar hakkýnda “þu Nusayrî”, “bu Sabataycý”, “o dönme”, “öbürü Ermeni”, “diðeri Rum” þeklinde alternatif fiþler oluþturulur, iddialar ortaya atýlýr ve bunlar kulaktan kulaða yayýlýrsa, ne eder ve ne cevap verirsiniz? Tekrar milletin güven ve itimadýný saðlamak için elinizden ne gelir? Acaba aðzýnýzla kuþ tutsanýz o güveni yeniden elde edebilir misiniz? Bu fitnenin kapýsýný bir kez aralarsanýz, Türkiye'de herkes birbirine bir kulp takar; bugün siz falaný-filaný bazý yanlarýyla karalarsýnýz; elinizdeki imkanlarý fiþlemede kullanýrsýnýz.. fakat, “Keser döner, sap döner, gün olur hesap döner”; bir gün gelir, fýrsatlar baþkalarýnýn ellerine geçer. Ýþte o zaman da, onlar sizi Nastûrîliðinizle karalar mý karalamaz mý?! Süryânîliðinizi dile dolar mý dolamaz mý?! Yakýn geçmiþte kendi döneminin millî eðitim bakaný, devlet büyüklerinden bir tanesi için “O Süryânî'dir” demiþti ve bu söz tekzip edilmemiþti. Þayet, siz bu tür fiþlemelere müsaade ederseniz, gün gelir herkes birbirine bakarken “Acaba bu Nastûrî mi?” “Bu Süryânî mi?” “Bu Ermeni mi?” “Bu Rum mu?” kuþkusuyla bakmaya baþlar. Neticede, bu güzel ülkede birlik ve beraberlikten eser kalmaz. Öyleyse, özellikle de çok kritik bir dönemden geçtiðimiz þu günlerde, milletimizi “þu”, “bu” gibi kamplara ayýrmak vatana, millete ihanet olur. Hayýr, bu ülkede “þu”, “bu” yoktur; bu vatanýn insanlarý vardýr. Türkiye, kýtalarýn kesiþtiði bir noktadadýr; deðiþik deðiþik kavimlerin uðrayýp geçtiði ve birbiriyle karýþýp kaynaþtýðý bir mevkidedir. Bu gerçeði göz önünde bulundurarak, Cumhuriyet'in kurulduðu yýllarda Atatürk, “Kim kendini Türk hissediyorsa o Türk'tür; o bu ülkenin vatandaþýdýr.” demiþ ve bir beraberlik mülahazasý ortaya koymuþtur. Kendi þahsî görüþleriyle o mülahazayý delmeye kalkanlar, saygý duyduklarýný söyledikleri bir insanýn sözünü delmiþ sayýlýrlar ki, bu baþta –baðýþlayýn– ona karþý küstahlýk va terbiyesizlik olur. Bu açýdan, meseleye bakarken sadece bazý insanlarýn fiþlenmesi zaviyesinden bakmamalý. Bunu, herkesin birbirini fiþlemesine ve milletin bölünmesine zemin hazýrlama gibi deðerlendirmeli ve böyle çirkin bir iþe asla rýza gösterilmemeli. Aksi halde, nüfus kütükleri ortada.. nüfus kayýtlarýna sýra gelirse, kimin soyunun ne olduðu ve nereye dayandýðý iki dede sonra meydana çýkar; kimin Ermeni, kimin Süryânî ve kimin Nastûrî olduðu belli olur. Peki belli olsa ne olur? Bir dönemde kavga vesilesi yapýlan hususlar bir kere daha ortaya dökülür ve fitne ateþi yeniden alevlenir. Þayet, dün ayrýlýklara ve ihtilaflara sebep teþkil eden duygularý bugün tekrar tahrik eder, hortlatýr ve onlara reenkarnasyon yaþatýrsanýz, ülkeyi sonu gelmez kavga ve kargaþalarýn içine atmýþ olursunuz. Öyleyse, geçmiþte kavgaya vesile olmuþ bütün mülahazalarý maziye gömüp, çatýþmalara sevk eden bütün düþünceleri elden geldiðince baský altýna alýp birlik ve beraberliðimizi korumalýyýz. Evet, biz, çoluðu-çocuðuyla, kadýný-erkeðiyle hepimiz tek milletiz ve –Baþbakan'ýn yüksek sesle ifade ettiði gibi– birbirimizi seviyoruz. Ülkenin her bucaðý ayný kýymette bizim gönlümüzde; bu vatanýn her yanýna âþýðýz. Odamda, bu ülkenin her tarafýndan gelen yetmiþ çeþit toprak var; ben Kâbe'den gelmiþ gibi onlarý alýp gözüme sürüyor ve öpüyorum. Hiçbir ilin topraðýný ayýrmadýðým gibi hiçbir yörenin insanýný da ayýrmadan hepsinin ayaðýna yüz sürerim. Vatanýmýn her karýþ topraðýný aziz bildiðim gibi onun her ferdini de bir parçam kabul eder, herkese saygý duyarým. Kanaatimce, þayet meseleye bu mülahazalarla yaklaþmazsak ve bir kýsým toy insanlarýn acemice, cahilce, muhakemesizce oynadýklarý oyunlara aldanýrsak, –hafizanallah– zaten bir parça kalmýþ ülkemizi iftiraka ve fitneye kurban vermiþ ve halkýmýzý da birbirine düþürmüþ oluruz. Kýþkýrtan da Kýþkýrtmalara Þiddetle Karþý Koyan da Ayný Ekipten Ýþte görüyorsunuz, zaten bazýlarý halký sürekli tahrik ediyor, provokasyon peþinde koþuyor ve her yanda kan gövdeyi götürsün diye uðraþýyorlar. Aylarca evvel, “Bazý þer güçler kirli oyunlar peþinde; haince planlar yapýyorlar ve planlarýný gerçekleþtirmek için milislerini de hazýr bekletiyorlar. Bir anda ülkenin dört bir yanýnda halký kýþkýrtanlar, galeyana gelmiþ görünenler ve onlara karþý koyanlar hep ayný ekipten. Büyük provokasyonlarla Türkiye'yi kan gölüne çevirmek istiyorlar.” dediðim zaman, kendini bilmez ve iþgüzar bir talihsiz Meclis'te benim hakkýmda soru önergesi vermek istedi.. “Bu iddialarýný isbat etsin” dedi. Ýþte, hadiseler isbat ediyor. Görünen köy kýlavuz istemez. Türkiye'nin geliþmesini, ilerlemesini, güçlenmesini, Avrupa Birliði'ne girmesini ve devletler muvazenesinde kaybettiði yerini ihraz etmesini istemeyenler, halký ýrkî mülahazalarla birbirine düþürmeye çalýþýyorlar; hoþgörüyü, diyaloðu, konuma saygýyý ve barýþ atmosferini dinamitliyorlar.. ve maalesef, toplum içindeki deðiþik güç ve kuvvetler tearuzlarýn ve tesakutlarýn aðýnda, zýtlaþmalarýn ve karþýlýklý çelmeleþmelerin arasýnda birbirlerini yiyor ve baþkalarýna karþý koyacak tâkat bulamýyorlar. Bu açýdan, ülkeyi iç içe kýsýr döngülerin ortasýna atabilecek böylesi teþebbüslere karþý asla müsamahalý olmamalýsýnýz. Gerekirse bu uðurda ölmeye rýza göstermeli, iftiraklara karþý göðsünüzü germeli ve –birinin dediði gibi– “Ýlle de kan dökmek istiyorsanýz, gelin beni öldürün. Ama ne olur birbirinize el kaldýrmayýn!” demelisiniz. Ne adliyeyi askeriyeyle, ne askeriyeyi hükümetle ve ne de devletin idarecisini, valisini, kaymakamýný, hâkimini baþka müesseselerin temsilcileriyle karþý karþýya getirmemeli, bu konuda çok hassas davranmalýsýnýz. Eþkiyayý Fiþleyen Var mý? Mevzuyla alakalý son bir hususu daha arz etmek istiyorum: Medyanýn eline düþen fiþlere bakýlýrsa, herkes için çok ciddi bir takip söz konusu. Ýnsanlarýn en mahrem halleri bile mercek altýnda. Takip etme ve fiþleme çerçevesi þahýslarý aþarak aile fertlerine ve hatta bir iki kuþak aþaðý ya da yukarý soy kütüklerine kadar uzanmýþ. Mesela, dedesinin külahý bahane edilerek torunun önü kesiliyor. Annesinin baþörtüsünden dolayý kaymakamlýða giden yolda oðlun önüne engel konuyor. Buzdolabýnda ya da çöp kutusunda içki þiþesi olup olmadýðýna bile bakýlýp, þayet varsa bu bir modernlik emaresi, yoksa irtica iþareti kabul ediliyor. Bütün bu kareleri yan yana getirince görüyorsunuz ki, herkes –emniyet ifadesiyle– yakýn takibe alýnmýþ. Demek ki, evlerin içi böceklerle doldurulmuþ, kameralar ve vericiler iþbaþýnda; herkesin annesinin baþýnýn örtüsüyle, eþinin giydiði elbiseyle meþgul olunuyor.. yediði-içtiði bile kayda geçiriliyor. Ýþte, bu noktada insan sormadan edemiyor: Allah aþkýna, onca takip imkanýnýz ve bu konuda teknolojiyi sonuna kadar kullanma gücünüz varsa, hemen her gün bir delikten çýkýp gelerek Mehmetçiðin kanýný döken eþkiyayý niçin takip etmiyorsunuz? Neden bu imkanlarýnýzý, gözünüzün içine baka baka þehirlerinizin ortasýna kadar inen ve onca askerimizi þehit eden haydutlarý izlemek ve haklarýndan gelmek için kullanmýyorsunuz? Niye ülkenin dört bucaðýnda provokasyonlar çýkaran, halký kýþkýrtýp kaos ortamý hazýrlayan ve anarþiye sebep olan hainleri tesbit etmek ve cezalandýrmak için uðraþmýyorsunuz? Þayet, öyle bir gücünüz varsa, Kuzey Irak'ý kontrol altýnda tutun. Eðer denetlemeniz icab ediyorsa, Suriye'yi denetleyin. Bütün kapýlarý çok sýký kontrol edin, giriþ noktalarýný yakýn takibe alýn; ülkenize tek þakinin sýzmasýna dahi meydan vermeyin; içeriye kamyon kamyon silah sokan, uyuþturucu taþýyan mücrimlere göz açtýrmayýn. Televizyon haberlerine göre, her gün tonlarca eroin, morfin ve daha bilmem hangi uyuþturucu çeþidi týrlarla Türkiye'ye akýtýlýyor. Sonra onlar ne oluyor belli deðil; yakalananlar kaçýrýlanlarýn ne kadarý kimse bilmiyor. O kadar kanlý katil, bugüne dek hiç görmediðimiz silahlarý ülkemize sokuyorlar; onlar nereye gidiyor, kimin eline geçiyor ve onlarla hangi cinayetler iþleniyor bu da belli deðil. Þimdi eðer sizin fiþleme kabiliyetiniz varsa, suçluyu tesbit edebilme imkanlarý elinizdeyse ve azýcýk insafýnýz, bir nebze iz'anýnýz da kalmýþsa, madem Cumhuriyet'e ve Demokrasi'ye zarar verebilecek insanlarý belirleme istidadýna sahipsiniz, o zaman masum vatan evladýný izlemekten vazgeçip bu ülkenin temeline dinamit yerleþtiren zalimleri takip etmeniz gerekmez mi?! “Dedesinin dedesi falan yere mensupmuþ” bahanesiyle özbeöz Anadolu insanýnýn peþine hafiyeler takacaðýnýza, sýrf geçmiþiyle ve ruh köküyle alakasý olduðu için onu fiþleyeceðinize ve dedesinden dolayý torunun yoluna engeller koyacaðýnýza, bu milletin temel dinamiklerinin dibine bomba koyan uðursuzlarý takip etmeli ve fiþleyecekseniz onlarý fiþlemeli deðil misiniz?! Sorumlular Mutlaka Hesaba Çekilmeli Ýþte bütün bu hususlarý düþününce, belli bir noktayý ihraz etmiþ bir insanýn ya da bazý insanlarýn böyle bir cinnete ve hezeyana girmesine ihtimal vermiyorum. Bu iþin içinde bir yanlýþlýk olduðunu zannediyorum. Belki, kendi baþýna buyruk bir kaç insan böyle þeni' bir suçu iþlemiþ ve belli bir kesime isnad etmiþlerdir diye düþünüyorum. Çünkü, öyle bir aptallýðý toplum için hayatî ehemmiyeti olan bir kurumun bünyesindeki bir insana yakýþtýramýyor ve mantýklý bir mahmil arýyorum. Bu ülkede, durumdan vazife çýkaran kimselerin hiç de az olmadýðý herkesin malumu. Fakat, bir iki memur yapmýþsa bile, bu bir skandaldýr; onlarýn amirlerinin mutlaka bu meseleye el atmalarý, iþin üzerine gitmeleri ve sorumlular hakkýnda kanunî muamele baþlatmalarý gerekmektedir. Her hukuk devletinde, fiþleme bir suçtur; bizim tâbi bulunduðumuz idari sistem de böyle bir iþe cevaz vermez. Bu itibarla da, aklý baþýnda olan insanlara düþen vazife, bu iþin sorumlularýný bulup hukuka teslim etmek ve kendi müesseselerini aklamaktýr, temsil ettikleri kurumun ak olduðunu ortaya koymaktýr. Bunlarý söylemek bana düþer miydi düþmez miydi, bilemeyeceðim. Ne var ki, ben bir Türk vatandaþýyým ve bu milletin bir ferdiyim; onunla alakalý her mesele beni de çok alakadar ediyor. Türkiye'nin bir avuç topraðýnýn birileri tarafýndan çalýnacaðýnýn hayali bile yüreðimi aðzýma getiriyor. Kimsenin vatanseverliðini ve milletperverliðini sorgulama gibi bir niyetim yok; fakat, kendi açýmdan rahatlýkla diyebilirim ki, Türkiye'yi çoklarýnýn sevemeyeceði kadar çok seviyorum. Çünkü, benim dünyada baþka bir þeyim yok; bir Türkiyem var gözümde tüten; daðýyla taþýyla, insanlarýyla hatýralarýyla ve bir de yetmiþ yerinden gelen, odamýn her yanýný süsleyen ve bana okyanus ötesinden vatan kokularý sunan topraðýyla... Hiç garazým yok bu sözlerimde; kimseye karþý nefretim de yok. Otuz seneden beri aleyhimde yazý yazan bir insan bile öbür âlemde karþýma çýksa, zannediyorum, orada kendi mutluluðumu unutur, elinden tutup onun için bir iyilik yapmak isterim. Otuz sene boyunca hilaf-ý vakî beyanlarýný köþesine taþýmaktan hiç sýkýlmayan ve belki bin defa tekzip edilmesine, tashih ve tazminat davalarýnda suçlu bulunmasýna raðmen yine de karalama kampayasýný sürdüren, hatta iftiralarýyla baþkalarýný da idlâl eden bir insan hakkýndaki mülahazam bile bu istikamettedir ve bu benim ruh haletimin gereðidir. Sun'î Mevlânâlýk yapmýyorum; içime Allah'ýn koyduðu þefkati seslendiriyorum. Ben insaným; bu düþüncemi de insanlýðýmýn icabý sayýyor ve öbür türlüsünü karakter bozukluðu, cinnet ve hezeyan olarak kabul ediyorum. Allah inayetini ülkemizin ve milletimizin üzerinden eksik etmesin; yanlýþ iþ yapanlara akýl ve fikir ihsan eylesin. Yanlýþ hiçbir iþ yapmadýklarý halde ciddi töhmet altýnda bulunanlarý da Cenâb-ý Hak en yakýn zamanda aklasýn, her iki dünyada da yüzlerini ak etsin!..
|