|
Basitten mürekkebe (bileþik), kýymetsizden kýymetli olmaya doðru geliþe tekâmül diyoruz. Canlý varlýðýn menþei ve teþekkülü adýna bu manâda ortaya atýlan teoriye önce Darwinizm dendi; daha sonra ise, bir bohça gibi kat kat olan bir þeyin katlarýnýn peþi peþine açýlmasý ve içine doðru nüfuz edebilmek için bir þeyin üzerindeki perdeleri açma manâsýnda, Lâtince menþeli evolüsyon kelimesi kullanýlmaya baþlandý. Günümüzde evolüsyon, günlük dilde geliþme, olgunlaþma, safha safha kemâle erme manâlarýnýn yanýsýra, sadece teknik ve dar manâda Darwinizm'i deðil, canlýlar âleminde iç ve dýþ tesirlerle ortaya çýkan mutasyon ve transformasyonlarý ifade etmek için de kullanýlmaktadýr. Bu sebeple, evolüsyon (tekâmül, evrim) kelimesiyle yeni ve eski bütün Darwinci fikirleri kast ediyoruz.
Gerçi, Darwin'den evvel de benzer iddialarda bulunanlar olmuþtur. Bazýlarý, Kant'ý, Bacon'ý, Hegel'i bunlar arasýnda sayarlar. Acýdýr, Erzurumlu Ýbrahim Hakký Hazretleri'ni (ö. 1780) de ayný kategoriye dahil edenler var. Oysaki Ýbrahim Hakký Hazretleri, insaný varlýklar hiyerarþisinde son, yani en yüksek mertebeye yerleþtirir. Ona göre, Allah'ýn yaratmasýyla, dört unsurdan (su, hava, ateþ, toprak) madenlere, sonra bitkilere, derken hayvanlara ve nihayet insan nev'ine uzanan ýstýfa (saflaþma) ve istihale sürecinin her varlýk basamaðýnda bir ‘ara' varlýk türü yaratýlmýþ olup, hayvanla insan arasýndaki ara varlýk da, insana en fazla benzeyen maymundur. Marifetname'nin eski baskýlarýnýn 19. sayfasýnda böyle bir tekâmül sürecinden söz eden Ýbrahim Hakký Hazretleri, hemen 2 sayfa sonra ise, doðrudan doðruya hilkat (yaratýlýþ) mevzuuna girer ve onu, þu-bu nazariye ile deðil; âyet ve hadislerin zahirinden anlaþýlan þekliyle izah ederek, þöyle der: Allah (cc), Âdem'i yeryüzündeki balçýktan derledi toparladý, (yani bir protein çorbasý veya mürekkep bir macun yaptý) ve sonra ondan insaný halk eyledi (yarattý)". Ýbrahim Hakký Hazretleri'nin farklý gibi görünen bu iki tür yaklaþýmýnda, esasen hiç bir farklýlýk yoktur. Onun önceki ifadesindeki kastý, kendisinden asýrlarca önce yaþamýþ Ýbn Türke el-Ýsfahanî gibi zatlar ve bazý sofîler tarafýndan da ifade edilen aklî ve ruhî bir tekâmüldür. Yani, yeryüzünde varlýklar, aklî ve ruhî melekeler açýsýndan hiyerarþýk bir dizi arz etmektedir. Bu, Müslüman hikmet ehlinin paylaþtýðý bir deðerlendirme olup, buna göre, varlýk hiyerarþileri yeryüzüne kadar yukarýdan aþaðýya doðru bir kavs-i nüzul (iniþ yayý) takip edip, yeryüzünde cemadât (unsurlar), bitkiler, hayvanlar ve en nihayet insanla birlikte kavs-i uruca (yükseliþ yayý) geçer ve bu kavis, insanda son bulur. Yoksa, üç asýr önce, beþ asýr önce, on asýr önce insanlarýn, genlere, kromozomlara, mutasyonlara dayalý olarak iddia edilen bir evrimden söz etmiþ olmalarý düþünülemez. Bu bakýmdan, 19'uncu sayfada böyle bir aklî-ruhî tekâmül çizgisinde varlýklarý deðerlendiren Ýbrahim Hakký Hazretleri, 2 sayfa sonra yaratýlýþý dile getirmekte ve insanýn üstünlüðünü açýkça ortaya koyduðu þu satýrlarda, onun asýl maksadý ayan-beyan bellidir: "Allah, kendi nurundan bir latîf ve azîm cevher var edip, ondan bütün kâinatý vücuda getirdiðini, tedrîc ve tertip ile izhar etmiþtir ve o, cevher-i evvel ve nûr-i Muhammedî ve levh-i mahfûz ve akl-ý kül ve akl-ý izâfî tesmiye olunur." Ýbrahim Hakký Hazretleri'nin, madde ve ruh için ayrý ayrý ele aldýðý varlýk gerçeðinin istihalesini (geliþmesini) anlatan ifadelerini, kendinden yaklaþýk yarým asýr sonra ortaya atýlan Lamarck ve Darwin'in biyolojik evrimiyle ayný görmek, zannediyorum o büyük velinin ruhunu rencide edecektir. Bu gerçeðe raðmen, –(Allah taksiratlarýný affetsin)– baþta Cemaleddin Server Revnakoðlu olmak üzere, Ziyaeddin Fahri Fýndýkoðlu ve Erzurumlu meþhur Cevat Dursunoðlu, onun nokta-i nazarýnýn biyolojik tekâmül yönünde olduðunu iddia edebilmiþlerdir. Yukarýda kýsmen temas edilen bir takým farklý görüþlere raðmen, Darwin'den önce biyolojik manâda evrimden söz eden, transformizm (dönüþümcülük) teorisiyle sadece Lamarck olmuþtur. O, içinde teorisini anlattýðý Zooloji Felsefesi'ni Darwin'in doðduðu yýl neþretti (1809). Bu kitap, Darwin tam kitap okuyabilecek yaþa geldiði zaman meþhur oldu. Darwin'i, o ünlü teorisini ortaya atmaya sevk eden üç önemli tesirden bahsedilebilir. Bunlardan birincisi, papaz Malthus'tur. Ýngiltere'de fakirliðin hüküm sürdüðü bir dönemde nüfusu ve nüfus artýþýný fakirliðin sebeplerinden biri olarak gören ve o dönemde Ýngiltere'de uygulanmakta olup, fakirlere devlet kesesinden yardýmý öngören kanuna karþý çýkan Malthus, Nüfus Üzerine Bir Deneme (1798) adlý kitabýnda, yeryüzünde nüfusun hendesî (geometrik-katlanarak) arttýðýný, buna karþýlýk, beslenme sahalarýnýn darlýðýný, gýda maddelerinin gittikçe azaldýðýný ve eðer âfetler, seller, felâketler, salgýn hastalýklar da olmasa, artan nüfusun beslenemeyeceðini ileri sürdü. Malthus, böyle bir iddia ile, fakirler kanununun kaldýrýlmasýný teklif ediyordu. Darwin, tamamen ekonomik endiþelerle ileri sürülen böyle bir iddiadan kendine göre ilmî neticeler çýkarmaya durdu ve ileride göreceðimiz üzere, bundan natürel seleksiyonu (ýstýfâ-i tabîi: tabiî ayýklanma) istinbat etti. Darwin üzerinde ikinci önemli tesiri, onun Güney Amerika kýyýlarý ve Büyük Okyanus adalarýnda araþtýrmalarýný sürdürdüðü dönemde, Malaya adalarýnda çalýþmalarýný yürüten, Yeni Türlerin Ortaya Çýkýþýný Düzenleyen Kanun Üzerine isimli eserin sahibi Alfred Russel Wallace yapmýþtýr. Wallace, Darwin'e yazdýðý kitap çapýndaki uzun mektubunda, tabiatta çevreye en iyi uyum saðlayan varlýklarýn yaþamaya devam ettiðinden ve dolayýsýyla canlýlar arasýnda bir hayat mücadelesi olduðundan söz ediyordu. Darwin, meþhur teorisini ortaya atarken, iþte bu iddiadan da cesaret aldý. Darwin üzerinde üçüncü önemli tesir, kendinden önce evrim mevzuunda þu veya bu þekilde ve deðerde söz söyleyen bazý ilim adamlarýndan kaynaklanmýþtýr. Darwin'e tesir eden bu ilim adamlarýnýn görüþleri, günümüzde büyük ölçüde hüsn-ü kabul görmemekte, meselâ Lamarck için Adnan Adývar, "Bir kýsým meseleleri çok aceleden ve ilim haysiyetine uymayacak þekilde derlemiþ, toplamýþ basit bir insandýr." hükmünü vermektedir. Buna karþýlýk, Darwin'in ise, farklý kaynaklardan derlediði düþünceleri, daha canlý, ilim haysiyetine daha uygun bir hale getirip ortaya koyduðu ileri sürülmektedir. Oysa, bu konuda basit dahi olsa bazý gerçekleri arz ettiðim zaman görülecektir ki, Darwin'in iddialarý gibi, bunlarý oluþturmasý ve takdimi de, ilim metodolojisine ve gerçeklere uymaktan fersah fersah uzak bulunmaktadýr."
|