Perembe, 28 Austos 2008
 

  Anasayfa arrow M. Fethullah Gülen arrow Kullanýlan ve Kullanýlmayan Organlar Meselesi ve Adaptasyon


 
 
Baþörtüsü
Baþörtüsü Yasaðý Maðdurlarý
Tesettürün Þekilleri
Giriþ Formu





Kayp Parola?
Hesabnz yok mu? Kayt Ol

 
 
 
 
Bölümler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kullanýlan ve Kullanýlmayan Organlar Meselesi ve Adaptasyon Yazdr E-posta

Bu konuda delil diye ileri sürülen bir diðer iddia da, ceninin, anne karnýnda geçirdiði geliþme safhalarýnda diðer canlýlara, yani bütün omurgalý canlý ceninlerinin anne karnýndaki ilk safhalarda birbirlerine benzediðidir. Bu iddianýn da tutarlý bir yaný yoktur. Prof. Þengün bunu da eleþtirir ve döllenmiþ bir yumurtanýn söz konusu geliþme safhalarýnda ne derece analojik, yani diðerleriyle benzer bir hüviyete sahip olduðunu bilemediðimizi ifade eder.

Esasen bunun tespiti çok kolay deðildir. Çünkü bazý canlý embriyolarý çok hýzlý geliþir; bazýlarýnýn geliþmesi ise yavaþ olur. Zahiren morfolojik bir benzeþme var gibi görünse de, her canlý nesli, kendine has özellikler, kromozomlar, genler ve mücehhez bulunduðu istidat materyaliyle yine kendine has bir geliþme seyri izler.

Kur'an, ceninin anne karnýnda geçirdiði safhalarla ilgili, oldukça açýk ve ilmin 14 asýr sonra ulaþtýðý bilgileri verir. Bu bakýmdan, konuyu ilgili Kur'an âyeti çerçevesinde ele alalým:

Þurasý bir gerçek ki Biz, insaný çamurdan alýnýp süzülmüþ bir hülâsa, bir özden yaratýrýz. Sonra onu nutfe (sperm) halinde saðlam bir yere yerleþtiririz. Sonra nutfeyi alakaya (kan pýhtýsý veya yapýþkan, döllenmiþ hücreye), alakayý mudðaya (et görünümünde bir çiðnemlik maddeye) çevirir, mudðayý kemiklere dönüþtürüp, sonra da kemiklere et giydirir, ardýndan onu yeni bir yaratýlýþa mazhar ederiz. Þimdi bak da, Allah'ýn ne mükemmel Yaratan olduðunu düþün!" (Mü'minun, 23/12-15)

Âyet, insanýn maddî menþei olarak, önce topraktaki elementlerden veya burada tamamen sembolik veya teþbihî bir kullaným varsa, insana gýda olarak giren bu elementlerin insanda meydana getirdiði bir sývý veya protein çorbasýndan söz etmektedir ki, iki manâ da doðrudur. Sonra bu sývý, nutfe olarak anne karnýna geçmekte ve artýk anne karnýnda farklý merhaleler takip etme yoluna girmektedir. Bu yolda, Allah önce onu alaka, yani rahim cidarýna yapýþan pýhtýmsý madde yapmaktadýr. Alaka kelimesinin, Türkçe'de "ilgi" manâsýna gelen alâka ile de münasebeti vardýr. Yani, nutfenin aldýðý bu ilk þekil, rahim cidarýna yapýþarak anne ve vücuduyla bir bað teþkil etmekte, o vücuttan beslenmektedir. Esasen Kur'an, bütün bu oluþlarý Allah'a nispet etmektedir. Çünkü, ne o nutfenin, ne de alakanýn kendi kendine bir þey yapabilme, insan haline gelme vetiresinde sonsuz bir þuur, irade, ilim ve kudretin varlýðýný gerektiren iþlerin en küçüðüne bile muvaffak olabilme imkâný yoktur. Bu sebeple, bütün bunlarý yapan Allah'týr; bizim, hadiseyi izah ederken sanki bütün bunlar anne karnýnda kendiliðinden meydana geliyormuþ gibi ifadede bulunmamýz ancak mecaz olabilir. Halbuki evrim ve onu iddia eden bilim, bütün bunlarý tesadüflere ve kendi kendine oluþlara baðlayarak, tarihte görülmemiþ bir cehalet ve inkâr sergilemektedir. Zannediyorum, materyalist bilimin evrim üzerinde bu derece durmasý da bundan olsa gerek...

Anne karnýnda rahim duvarýna yapýþýp kalan, anne ve onun vücuduyla derin ve köklü bir münasebete geçen alaka, daha sonra mudða haline gelir. Mudða, aðza alýnýp çiðnenmiþ et parçasý gibi biçimsiz, yuvarlak gibi ama yuvarlak olmayan bir þey demektir. Derken, çiðnenmiþ et parçasý görünümündeki bu hücre yýðýný içinden bir grup, önce kýkýrdak ve daha sonra da kemik haline gelmeye baþlar. Bu hücreler teþekkül ettikten sonra kas ve bað dokusu hücreleri teþekkül eder ve bu hücrelerden meydana gelen et, kemiðe giydirilir. Bütün bunlar, röntgen ýþýnlarýyla anne karnýný görebilmek mümkün olduktan sonra modern embriyolojinin tespit ettiði safhalardýr ve Kur'an, bunlarý, 14 asýr öncesinden apaçýk bir dille ortaya koymuþtur. Oysa o, bu türden ilmî gerçeklere, ana maksatlarý olan Tevhid, Nübüvvet, Haþir, Ýbadet-Adalet'i tespit, ispat ve izah sadedinde teþbih, istiare, temsil, mecaz yüklü ifadelerle ve istidradî olarak (antr-parantez) temas edip geçer. Ancak Kur'an'ýn ceninin anne karnýnda geçirdiði safhalarý, bu þekilde apaçýk bir anlatýmla ortaya koymasý, herhalde bu mevzuda ileri sürülecek þüpheleri izale ve evrim gibi, yaratýlýþý inkâra yönelik teorilerin yanlýþlýðýný 14 asýr öncesinden belgelemek için olsa gerektir.

Kur'an, kemiklere et giydirilmesinin ardýndan, "sümme enþe'nâhu halkan âhar - Sonra Biz onu "halkan âhar" – o ana kadar takip ettiði seyir içindeki durumunu deðiþtirerek baþka bir varlýk halinde inþa ettik" der. Ýþte bu nokta, artýk insanýn baþlý baþýna kendine has bir yaratýlýþa sahip olmaya baþladýðý noktadýr.

Bütün omurgalý canlýlarýn ceninleri, ilk 5, yani nutfe, alaka, mudða, ýzam (kemik), lahm (et giyme) safhalarýnda ayný gibi görünür. Bu safhalarda teþekküle durmuþ bir kuþ, bir balýk, bir insan ceninine de bakýlsa, çok farklý bir halde görülmez. Fakat ayný gibi olan bu benzeyiþ, tamamen zâhirîdir. Bir defa, daha önce ifade edildiði gibi, süreç, bazýlarýnda çok kýsa, bazýlarýnda ise uzundur. Ýkinci olarak, her bir canlý türüne ait ceninin, dýþtan, belki anne karnýnýn içine bile girsek göremeyeceðimiz kendine has özellikleri vardýr ve o, bu hususiyetlerine göre geliþmektedir. Hatta öyle ki, bu, her insanda diðerinden bir dereceye kadar farklýdýr; çünkü neticede ortaya gözlerden saçlara, burundan dudaklara, boydan kiloya, parmak uçlarýndan DNA'lara, görünümden karaktere, istidatlardan tercihlere kadar farklý bir tip çýkacaktýr. Bu ceninler arasýnda, sadece türe baðlý ortak noktalar söz konusu olabilir. Meselâ, bütün insanlar, ahsen-i takvim, yani en güzel kývama, yaratýlmýþlar içinde akýl, þuur ve iradeye, dünyaya geldikten sonra da öðrenme, iman ve ibadetle terakki edecek istidatlara sahip bir hususiyet kazanabilme sýrrýna ulaþacaðý için, her insan cenini bu hedefi gerçekleþtirecek donanýmdadýr. Bununla birlikte, yukarýda arz edildiði gibi, her bir ceninin, ferdî farklýlýklara vasýta olabilecek kendine has hususiyetleri de vardýr. O canlýyý bütün diðer canlýlardan ayýran DNA programý, kromozomlarýnda genler halinde yazýlmýþ durumdadýr. Durum böyle olduðu halde, omurgalý canlýlarýn ceninlerinin ilk 5 safhasýnda bu hususiyetleri dýþtan görmek mümkün olmadýðýndan, sanki onlarýn hepsi birbirinin aynýymýþ gibi telâkki edilebilir. Kaldý ki, bu safhaya kadar kuþ, balýk, insan gibi omurgalý varlýk ceninlerini birbirinin aynýsý dahi olsa, bu safhada ortaya çýkan ani deðiþikliði, bilim de, evrimciler de ne ile izah edebilirlerki? Hadis-i þerifler, bu safhada insana ruh üflendiðinden ve kaderinin "alný"na yazýldýðýndan söz ederler. Materyalist bilim ve evrim, ruhu da, kaderi de kabul etmediðine göre, bu ani farklýlaþmayý, hatta her bir insan ferdinin bu safhada baþkalarýndan farklý olarak kendi olmaya yönelmesini ne ile açýklayacaklardýr? Bu farklýlaþma, her bir insana gerçek hüviyetini veren ruhtan ve onun kaderinden, yani, onu o yapan hususiyetlerden kaynaklanýyor ise, bu da tamamen manevî olduðuna göre, bu nokta, bilimi ve evrimcileri, oturup her meseleyi yeni baþtan düþünmeye sevk etmeli deðil midir? Bununla birlikte biz, evrimcilerin aksi iddialarýna raðmen, her bir hayvan türünün ve her bir insan ferdinin cenininde, ona has, her bir insan için, ona ait ruhu ve kaderi kabullenecek farklýlýklarýn bulunduðunu düþünmekteyiz.

5'inci safhadan sonra insan cenini, artýk dýþ görünüþüyle de insan olma; her bir insan cenini, tamamen, hususiyetlerini taþýdýðý ferd olma yoluna yönelir. Bu süreç, onun ahsen-i takvim sýrrýný kazanacaðý süreçtir. Ýþte Allah (cc), insanýn yaratýlýþýnda, yaratýlýþýn bilhassa bu son safhasýnda, yaratma sýfatýnýn en yüksek, en þümullü mertebesini veya en büyük, en yüksek, en þümullü mertebedeki yaratýcýlýðýný ifade sadedinde âyeti, "Fe-tebârekallahu ahsenu'l-hâlýkîn: Ýþte bak da, Allah'ýn ne mükemmel Yaratan olduðunu bir düþün!" diyerek noktalar. Kýsaca, insanda Hâlýk (Yaratýcý) ismi a'zam mertebede tecelli ettiðinden, insan, Allah'ýn isimlerinin a'zamýyla donatýlmýþ, ahsen-i takvim sýrrýna mazhar, çok müstesna bir varlýktýr.

Netice olarak, omurgalý canlýlara ait ceninlerin, ilk geliþme safhalarýnda birbirlerine, bu arada, insan cenininin omurgalý hayvan ceninlerine benzemesi zahirîdir; dýþ görünüþ itibariyledir ve dolayýsýyla bu görünüþ, hiçbir zaman evrime delil olamaz.

20'inci asrýn gerçek ilim adamlarýndan, meþhur astrofizikçi ve pek çoklarýnca kendisine ikinci Einstein nazarýyla bakýlan Sir James Jeans –Esrarlý Kâinat ve Etrafýmýzdaki Kâinat isimli eserleri M.E.B. tarafýndan tercüme ettirilip, yayýnlanmýþtýr– "insanlar, meþgul olduklarý fenlerde fenâfi'l-fen olurlar" der. Yani insan, hangi fende, hangi ilim dalýnda fazla meþgul olursa, onda fâni olur. Artýk hep bu ilmin kulaðýyla duyar, onun gözüyle görür, o ilim hesabýna konuþur ve onun heyecanýný yaþar. O kadar ki, Sir Jeans, bu hususta þöyle bir misal de verir: Bir müzisyen, piyanonun 5'inci ve 8'inci tuþlarýnda mütemadiyen ayný sesi duyduðu için, merdivenlerden inerken de 5'inci ve 8'inci basamakta ayný sesi duyacaðýný zanneder.

Hendese (Geometri) ile meþgul olan bazýlarý, baþka gezegenlerde insan gibi hendesî düþünen varlýklar varsa, onlara mevcudiyetimizi hissettirmek için Afrika'da, Arap yarýmadasýnda ve Büyük Sahra'da, müsellesler (üçgenler), mürabbalar (dörtgenler) yapýp, içlerinde ateþ yakýp büyük büyük ýþýklar oluþturdular. Onlar, hendesede fânî olmuþlardý. Matematikle ciddi meþgul olanlar, kâinatýn Sanatkârýnýn kâinatý matematik ölçülere göre yarattýðýný iddia ederler. Bunlar da matematikte fani olmuþlardýr. Darwin ise, hayatý boyunca hayvanla, hayvan fosilleriyle uðraþmýþtýr. Dolayýsýyla, meþgul olduðu sahanýn dýþýna çýkamadýðý için, varlýða, yaratýlýþa, kýsaca her þeye bu sahanýn penceresinden, onun gözlükleriyle bakmýþ ve hipotezini ispat için de aklýn, mantýðýn ve ilmin kabul edemeyeceði yorumlara baþvurmuþtur. Onun teorisini ýsrarla ve bir dogma halinde kabul edip, ispata çalýþanlar da ayný tavýr içindedirler. James Jeans, bu düþüncesiyle, büyük faydalarýna raðmen, branþlaþmanýn getirdiði tehlikelere de dikkat çekmiþ olmaktadýr."

Yorum (0)Add Comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< nceki   Sonraki >
 
 
 
 
Son Haberler
Çok Okunan Yazýlar

 
 
 
 
Alimler
M. Fethullah Gülen
Said Nursi
Nimetullah Hocaefendi

 
 
 
 
Meryem Gibi
 
Seni Hiç Özlemedim!

Diðer Yazýlarý


 
 
 
 
Kimler Sitede
uanda 2 misafir bal
Son Eklenenler

 
 
 


Edit by Hizmeteri.com