|
Evrimcilerin kendilerine dayanak yaptýklarý hususlardan biri de naturel seleksiyon, Türkçe ifadesiyle ýstýfa-i tabiî veya tabiî ayýklanma iddiasýdýr. Onlara göre, deðiþik felâketler, seller, çöküntüler, hadiselerin kahrediciliði, mukavemeti olmayan varlýklarý alýr götürür ve geriye güçlü, dayanýklý olanlar kalýr. Her þeyden önce, bunun evrimle alâkasýný kurmak ne ölçüde mümkündür bilemiyorum. Çünkü, bu türden felâketlerde ayakta kalan canlýlarýn tür deðiþtirdiðine dair bir emare yoktur. Yeryüzünde zamanla bazý hayvan türlerinin yok olup gittiði söylense de, ne bu hayvan fosilleri yeni bir tür olarak ortaya çýkmýþ, ne de geride kalanlar veya bir felâketten geriye kalan güçlüler, bir üst sýnýfa atlamýþlardýr. Ýkinci olarak, her canlý nev'inin içinde her zaman güçlüler de vardýr zayýflar da; bunlar, bir arada yaþayýp giderler. Fakat Cenab-ý Allah'ýn, hayvanlarýn hayatý için koyduðu kanunlar çerçevesinde, bir nev' veya sürü içinde bazý fertlerin zayýf, bazýlarýnýn da güçlü olmasýnýn çok müthiþ hikmetleri vardýr. Bazý türlerin etle beslenmesi, tabiatta bir gýda zinciri oluþturmakta ve bu sayede ekolojik sistem bütün mükemmelliði içinde devam etmektedir. Eðer böyle olmamýþ, meselâ bir ceylan sürüsünde aslana, kaplana yakalanmayacak fertler bulunmamýþ olsa veya her türün bütün fertleri kuvvetli olmuþ olsa idi, bu takdirde etle beslenen hayvanlarýn hepsi ölür gider, diðer hayvanlar berikilerin aleyhine çoðalýr ve ekolojik denge kökünden sarsýlýrdý. Hayvanlar âleminde görülen bu vakýa, zayýf fertleri bazý nev'lere gýda teþkil eden türlerin mevcudiyetlerini sürdürmelerinde mühim bir faktördür.
Burada þunu da kaydetmeliyiz ki, bir nesilde zayýf hayvanlar yok oluyor diye, sonraki nesiller artýk güçlü olarak dünyaya gelmemektedir. Her nesilde güçlülerle zayýflar yine bir arada bulunmakta, yine bazý zayýflar, yaþlýlar ve sürüye ayak uyduramayanlar et yiyici vahþi hayvanlara gýda olmakta ve türün hayatý sürüp gitmektedir. Buradan hareketle, evrimciler ve tabiatperestler, hayatýn bir cidal, bir kavgadan ibaret olduðu þeklinde, tek bir vakayý bütün canlýlarýn hayatýna teþmil etme gibi büyük bir cinayeti de iþlemiþlerdir. Bunlara göre, hayatýn tek gayesi, canlýnýn varlýðýný sürdürmesi, bunun için de gýda temininden ibarettir. Ýnsan hayatýný da ayný þekilde deðerlendiren evrimci, tabiatçý ve materyalistler, bu þekilde zayýflarýn aleyhine kuvvetlilerin ayakta kalmasýný âdeta tabiî bir hak gibi görmüþ, insan hayatýnýn gâyesini de, yeme, içme ve tenasülden ibaret olarak telâkki etmiþ, böylece hem insanlar ve milletler arasýndaki yardýmlaþmanýn önünü keserek istismarý âdeta meþrulaþtýrmýþ ve insaný da, taþýdýðý bütün ulvî deðerlerden soyarak, hayvanlar, hatta onlarýn da altýnda bir derekeye indirmiþlerdir. Halbuki, hayatta cidal, tamamen ârýzîdir. Aslolan yardýmlaþmadýr. Bir canlý vücudunun bütün azalarý birbiriyle yardýmlaþmakta, tek bir meyvenin, cinslerine göre insanlara ve hayvanlara gýda olmasý için ýsýsý ve ýþýðýyla güneþ, hava, su, toprak, o meyvenin çimlenme kabiliyeti gibi kâinattaki bütün unsurlar el ele vermekte, bitkiler kendilerine raðmen hayvanlarýn ve insanlarýn, hayvanlar insanlarýn, insan ise, yeryüzünde halifelik vazife ve mesuliyetinin gereðini yaptýðý takdirde bitkilerin ve hayvanlarýn imdadýna yetiþmekte, hayatlarýnýn devamýna hizmet etmektedir. Harikulâde âhenkli bu yardýmlaþma korosuna bitkiler ve hayvanlar, Allah'ýn kanunlarýna mecburî itaatla ve hayatlarýnýn fýtrî (tabiî) bir gereði, bir buudu olarak katýlýrken, insan, iradeyle serfiraz kýlýndýðýndan, bu koroya iradesiyle katýlmak mevkiinde bulunmaktadýr. Buradan hareketle insana düþen, yeryüzünü de bir cidal, bir kavga, bir savaþ arenasý deðil, bir yardýmlaþma, bir kardeþlik beþiði haline getirmektir. Fakat evrimciler, meseleyi tam tersi yönde takdim etmekle, yeryüzünde son 1-2 asýrda görülen çatýþmalar, savaþlar, sözde devrimler gibi cihan çapýnda felâketlerden sorumlu olmadýklarý söylenemeyeceði gibi, insanlýk tarihinde görülen benzeri fecaatleri, beynelmilel sömürgeciliði, köle ticaretini, ýrk ayýrýmýný, kuvvetin hakka raðmen hakimiyetini tarihin tabiî" seyri olarak görmekle, bunlarý âdeta meþrulaþtýrmadýklarý da söylenemez. Nitekim, tarih görüþünü bu temele oturtan komünizmin kurucusu Karl Marks, Darwin'e çok þey borçludur ve komünistlerin, materyalistler içinde en hahiþkâr evrim müdafileri olmalarý da boþuna deðildir. Çünkü evrim, ateizmin de temel dayanaklarýndandýr. Zaten evrim, büyük ölçüde bütün bu faktörlerden dolayý bilim çevrelerinde ýsrarla gündemde tutulmakta ve kendisi bir dogma, bir ideoloji olarak takdis edilmektedir. Fakat ne tuhaf ve ne büyük bir tenakuzdur ki, ayný çevreler, çoðu zaman insan haklarýnýn, ezilmiþlerin, temel hürriyetlerin yanýsýra bilhassa düþünce hürriyetinin, sulh-ü umumînin þampiyonluðunu da kimseye býrakmamaktadýrlar. Evrimcilerin tabiî seleksiyon iddialarýna raðmen, sel, zelzele, çöküntü gibi karþý konulmaz çapta büyük felâketler, zayýflarýn yanýsýra en güçlüleri de önlerine katýp götürmekte, meselâ korkunç bir deniz dalgasýyla zayýf, kuvvetli binlerce, milyonlarca canlý kayalara çarparak veya dalgalara kapýlarak ölmektedir. Ayrýca, yine bu iddiaya raðmen, tarihin her döneminde, her yýl, her mevsim ve her gününde tabiatta Allah'ýn sanatý, kanunu ve icraatý içinde en zayýf ile en kuvvetli, denizlerde iðne balýðý ile balinalar ve köpek balýklarý, göklerde kartallar ve akbabalarla serçeler, güvercinler, karada karýncalarla, tavþanlarla, karacalarla aslanlar, kaplanlar, vaþaklar, panterler yine bir arada yaþamakta, dolayýsýyla ekolojik denge, tabiattaki âhenk, mükemmeliyet, hiçbir yara almadan milyonlarca yýldýr sürüp gelmektedir. Hatta, koyun, güvercin, karaca gibi parçalayýcý, et yiyici olmayan zayýf hayvanlar, diðerlerine nispetle daha az ürediði, senede bir veya en fazla iki yavru yaptýklarý halde, daha fazla üreyen yýrtýcý hayvanlara nispeten hemen her yerde nüfuslarý çok daha fazla kalabalýk olarak varlýklarýný devam ettirmektedirler. Demek ki ortada, bir yok etme deðil, hayata hizmet vardýr ve yaptýklarýnýn þuurunda olmayan, neyi niçin yaptýðýný bilmeyen bitkilerden, hayvanlardan müteþekkil sayýsýz canlý, esasen hayatlarýyla çok daha ulvî gâyelere hizmet ve bu hizmetleriyle de Allah'a tesbih ve hamd etmektedirler. Dolayýsýyla, tabiatta evrimcilerin iddia ettikleri hususiyet ve vüs'atte, insanlarýn, milletlerin içtimaî hayatýnda ise âdeta tabiî, karþý konulmaz bir kanun, sosyolojik bir vakýa gibi takdim edilen tabiî seleksiyondan bahsetmek mümkün deðildir. Mikroorganizmalardan karýnca ve arýlara, onlardan da sahralarýn âhûlarý, deryalarýn zayýf mâhîlerine kadar bütün iktidarsýzlarýn, çok kuvvetlilerden kat kat fazla bulunmalarý, beþerî ve hayvanî her türden vahþet ve canavarlýklarýn öldürücü girdaplarýnda dahi hayatýn sürekli fýþkýrýp durmasý, bunca handikaplara raðmen, zayýflardan zayýf narin yaratýklarýn kendilerine has zýrh ve tabiyelerle korunmalarý, bunun neticesi olarak da, dünden bugüne ekolojik dengenin muhafaza edilegelmesi gibi hususlarýn hemen hepsi ilmin tespit ettiði meselelerdir ve natürel seleksiyonun tepesine indirilmiþ birer balyoz mahiyetindedir. Kaldý ki bugün paleontoloji, evrimci düþüncenin aksine, iptidaî yaratýklar sayýlan basit hücrelilerle, kurbaðalar, sürüngenler, kuþlar ve memeliler gibi oldukça kompleks varlýklarýn bir arada yaþadýðýný söylemektedir. Meselâ: Istifa-i tabiiyle bundan 300-400.000.000 yýl önce silinip gittiði iddia edilen Neoplina, 70.000.000 yýl önce yaþadýðý kabul edilen Coelacanth, 565.000.000 yýl önce yaþamýþ olduðu söylenen Crinoid, 225.000.000 yýl önce yaþadýðýna hükmedilen Limulus, 2.000.000.000 yaþýndaki Gunt-Flint bitki fosilleri ve daha yüzlercenin... halâ hayatlarýný sürdürüp, günümüzdekilerle týpatýp ayný olmasý, evrimin yerde ve gökte yerinin olmadýðýný ilân eden þahitlerdir. Bunu bir kýsým mutedil evrimciler de itiraf ederek; balýklar, sürüngenler ve memeliler gibi büyük hayvan gruplarýnýn dünya yüzünde asýl þekil ve hüviyetleriyle birden beliriverdiklerini söylemekten çekinmemektedirler. Kýsaca, evrimde sýk sýk baþvurulan adaptasyon gibi natürel seleksiyon (ýstifa-i tabii) da, zayýf, tutarsýz, karanlýk bir faraziyeden baþka bir þey deðildir. Ýlmî müþahedeler, evrimci düþüncenin zannettiði gibi, ne muhit ve iklimin güçsüzleri zorlayýp nev'in sýnýrlarý dýþýna atmasýný, ne de kuvvetlinin bütün bütün hayat hakkýný ele geçirip zayýflarý iflah etmemesini doðrulamýþtýr. Dolayýsýyla, varlýðýn sînesinde duyulan, sadece güçlünün hay-huyu ve güçsüzlerin ölüm iniltileri deðildir. Ýnsanlýk tarihinde böylesi manzaralara zaman zaman rastlansa da, çok defa hakkýn hakimiyetiyle, kuvvetli ve zenginlerden zayýf ve fakirlere þefkat ve merhamet, zayýf ve fakirlerden kuvvetli ve zenginlere teþekkür gitmiþ ve tarihin çizgisi bugünlere gelip ulaþabilmiþtir."
|